Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızgın suratıyla yayınladığı videodan sonra önce yandaş TGRT’ye çıkıp sözlerini tekrar etmesi, şimdi de rejimin en büyük silahı olan Sabah gazetesine koşarak manşetten kendi partisini -üstelik en sıkıntılı anında- hedef alması siyasete ve siyasetçiye duyulan güveni yerle yeksan ediyor. “Demokrat dede” olabilecekken hırslı, huysuz ve kindar bir ihtiyar olmayı tercih eden Kılıçdaroğlu, Saray’ın en ihtiyaç duyduğu anlarda gerekli desteği sağlamaktan hiç geri durmadı.
Çevreden gelip iktidarı ele geçirdikten sonra Erdoğan ve ekibinin demokrasi pulları dökülmüştü. Kendini güvende gören Erdoğan, ilk olarak ülkede yarım işleyen demokrasiyi yok etti. Ardından yargıyı ve bütün bürokrasiyi kendine göre şekillendirdi, yargıyı doğrudan Saray’a bağladı.
Genel başkanlık koltuğunu kaybeden ve yıllarca “demokrat dede” rolü oynayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da pulları dökülüyor bugünlerde. Bazıları gerçek yüzleri gücü ele geçirince; bazılarının da koltuğu elden gidince, demokrat pulları dökülüp saklandıkları maskenin altındaki bencil, antidemokrat, insan hakları ve hukuku tanımaz yüzleri ortaya çıkıyor.
Erdoğan, bütün bunları yaparken siyasi partileri de kendi kontrolü altına almak için çaba gösterdi. Bazı partileri zaman zaman kontrol altına aldı. Cumhur İttifakı ortaklarını, devletin imkânları üzerinden sağladığı güçle farklı şekillerde kontrol etti. İYİ Parti’yi ise “Fetö” sopası ile etkisiz hâle getirdi. Merkez sağ parti olmaya çalışan bir parti, ülkedeki haksızlıklara ve hukuksuzluklara ses çıkaramaz hâle geldi. Yerel seçimler öncesinde kritik bir hata yaparak seçimlere tek başına girdi ve oyunun yarısını kaybederek siyasette etkisiz hâle geldi.
Ana muhalefet partisi CHP’nin de bu süreçteki karnesi pek parlak değil. 15 Temmuz sonrası iktidarın çıkardığı KHK’lara ses çıkarmadı; çünkü kendisini etkileyen bir şey yoktu. O zalim düzenlemelerin toplumun geneline uygulanmayacağından emindiler. O yasalar, Gülen Cemaati’ne yönelik “özel” yasalardı. Cemaate özel yasalar şu anda CHP’lilere uygulanmaya başlayınca “Bu kadar da olmaz, yasalar cemaat için çıkarılmıştı” demeye başladılar. Sopa yerken bile haksızlık etmekten hiç utanmıyorlar.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
15 Temmuz’dan sonra yaşanan insan hakkı ihlalleri, el konulan şirketler, “Fetö borsaları” konusunda muhalefet, iktidar çizgisindeki söylemini hep korudu. En muhalifi olan DEM Parti bile Gülen Cemaati’ne yapılanlara ses çıkarmayarak ortak oldu. CHP ise 15 Temmuz rejiminin kök bulmasını sağlayacak her adıma fiilen destek verdi. KHK’lara yönelik sert tepki göstermedi. KHK’lılar meselesini sadece Barış Akademisyenleri’nden ibaret gördü. On binlerce uzman bürokratın, öğretmenin, polisin, yargı mensubunun görevine son verilmesine CHP ses çıkarmadı. CHP’li yetkililer, cemaate yönelik yapılan hukuksuzlukları eleştirmek yerine sessiz kaldılar, hatta içlerinden “Oh, iyi oldu” bile dediler.
Ülkede demokrasi adım adım yok edilirken CHP’nin başında kim vardı? Kemal Kılıçdaroğlu. 15 Temmuz süreci kurulurken fiilen destek veren Kılıçdaroğlu, bugün yandaş medya üzerinden kendi partisini “arınmaya” çağırıyor. “Arınma” çağrısı çok önemli. Çünkü iktidarın kolluk gücünün ve Saray’a bağlı yargının iddialarını doğru kabul edip partisini eleştiren bir kişi, bu ülkede 13 yıl ana muhalefet partisinin liderliğini yaptı. Ancak en kritik süreçlerde rejime payanda olmaktan hiç geri durmadı. Anayasa referandumu, dokunulmazlıkların kaldırılması ve son olarak bencilliği yüzünden Erdoğan’a ikram edilen cumhurbaşkanlığı seçimi.
Erdoğan, Saray’da Kılıçdaroğlu’na da bir oda ayırsa fena olmaz aslında. “CHP’den sorumlu” başdanışman olarak görevini layıkıyla yerine getireceğinden şüphe yok.
Erdoğan’ın bu ülkede tek adam rejimini ilan etmesindeki rolü bir yana, şimdi Saray yargısının iddiası üzerinden Ekrem İmamoğlu’nu beton duvarlar arasına gömmek istiyor. Velev ki belediyede yolsuzluk var; yolsuzluğun cezası siyasi hayatını bitirmek ve kişiyi beton duvarlar arasına gömmek olmamalı. Saray yargısının “Fetö” davalarındaki kirli sicilini görmeyen Kılıçdaroğlu, şimdi siyasi rakibini Saray’ın iddiaları üzerinden eleştiriyor.
Kılıçdaroğlu’nun eleştirilerine Özgür Özel, en sonunda en üst perdeden cevap vermek zorunda kaldı. Özel, Kılıçdaroğlu’nu şu anki mevcut yönetimle iş tutmakla suçladı.
Partiye kayyım atanması için canla başla mücadele eden bir isimden bahsediyoruz. Partiye kayyım atanmayınca muhalefetini yandaş medya üzerinden, cezaevinde ve 2.400 yıl ceza ile yargılanacak İmamoğlu’na karşı yapmak ne kadar ahlaklı bir durum?
Demek ki kaderinde “demokrat dede” olarak siyasete veda etmek varken, Saray rejiminin trenine binerek “antidemokrat” olarak anılmak varmış. “Demokrat dede”nin siyasi hayatını hangi çılgınlık seviyesinde noktalayacağını tahmin etmek oldukça güç…
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
