Füruzan da çekildi dünya sahnesinden – kaldı acılarımız çıplak!

Henüz 91 yaşındaydı. Şiirden romana pek çok türde eser verdi. Onun gidişi belki de en çok öteki'leri üzdü. Kadınlar ve çocukları bir de... Zira acılarımızla ilgilenen nadir yazarlardandı.

Ara Güler'in “Bir Avuç Güzel İnsan” sergisinde Füruzan da yer almıştı.

Mario Levi, Alev Alatlı… Derken Füruzan da aramızdan ayrıldı. Haberi sosyal medya üzerinden Elif Sofya duyurdu. Pazar sabahına katran karası bir hüzün bulaştı…

Henüz 91 yaşındaydı. Hastaydı. Öyle ki geçen sene, 47’ncisi düzenlenen Sedat Simavi Ödülleri törenine katılamamıştı. Uzun bir aradan sonra yazdığı Akim Sevgilim kitabıyla Edebiyat dalında ödüle değer bulunmuştu oysa. Ödülü onun yerine kızı, sinema eleştirmeni Aslı Selçuk, jüri başkanı Doğan Hızlan’ın elinden almıştı.

Ancak Füruzan’dı o; ödül almak için ödül al(a)mazdı. Söyleyecekleri vardı. Törende okunması için bir ‘teşekkür’ metni yazmıştı bu sebeple, Aslı Selçuk da onu okudu:

Ben de, hepiniz gibi, dünyanın her yerinde insanlık onurunun kolayca çiğnenmesini dehşetle izliyorum. En büyük ütopyam, yerküremiz bu açgözlülüğümüze dayanıp ayakta kalabilirse, bilmem kaç bininci yüzyılda dünya yeni bir anlayışla, algıyla, vicdanla devletten-sonra modelini benimserse, böyle parlak bir milat olursa, o zamanki insanlar geçmişin kanlı devletler zamanında çok ama çok şaşacaklar. ‘Bu geçmiş güruhun yaşadığı nasıl bir uygarlıktı, ‘bilgi çağımız’ dedikleri bu muydu?’ Bu soruları durmaksızın sorup duracaklar.”

Teşekkür metninde yer alan bir cümlenin altını çizmeli, üstünden fosforlu kalemle geçmeli: “Üstümüze çöken karanlıklara bugüne değin edebiyatla, sanatla direndim.”

Günümüzde biat makbul. Kimse direnme derdinde değil; hele hele sanatla direnme derdinde hiç değil. Önemli bir bölümü kalemini kiralıyor ne yazık ki…

ÖTEKİ’NİN HAYATINA BAKMAK

Feruze Çerçi adıyla , bir Cumhuriyet bayramında, 29 Ekim 1932’de, İstanbul’da doğdu.

1950’li yıllarda edebiyat dünyasına girdi. 1970’li yıllarda eserleriyle üne kavuştu.

Farklı türlerde eserler verdi ve pek çok kez ödüle layık bulundu. Eserleri tiyatroya, sinemaya uyarlandı.

Ancak Füruzan denince akla öykü gelir. Nitekim Parasız Yatılı adlı eseriyle 1972’de Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alması tesadüf değildir.

Sonrasında okurla buluşan Kuşatma, Benim Sinemalarım, Gül Mevsimidir, Gecenin Öteki Yüzü, Sevda Dolu Bir Yaz adlı kitaplar öykücülüğünün gelişimini göstermesi bakımından önemlidir.

Genelde küçük insanın sıradan hayatını, özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinden anlatmıştır. Bu yönüyle onun öykülerinin kadın dünyasını içeriden bir bakışla ve samimi bir üslupla yansıttığı söylenebilir.

Kadın, yoksulluk ve göç… Bu üç kavram onu sosyal eşitsizliği masaya yatırmasına yol açar. Bu durum, toplumcu gerçekçi duruşuyla paralel okunduğunda anlam kazanır.

Özellikle gelir adaletsizliğinden ve ataerkil sistemin kadına bakışından doğan sorunların örtük yüzünü aralar sık sık…

Onun eserlerinde öteki’ni görürüz. Bir yüceltme yahut takdir vesilesi olarak çıkarılmaz öteki karşımıza. Toplumsal koşulların diretmeleri ve imkânları altında ötekinin samimi ve sahih varoluşuna tanıklık ederiz satırlar boyunca.

KÜÇÜK SAHNE’DE TİYATRO OYUNCUSU

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı diye tekrarlanan abuk sabuk bir ezber vardır ya… Füruzan işte bu ezberi bozan bir kadın. 1946 yılında Yalova Demirköy İlkokulu’ndan mezun olur; ne var ki maddi sıkıntılar sebebiyle devam edemez okumaya. Kendi kendinin öğretmeni olur. Bir de hayatına girmesine müsaade ettiklerinden öğrenir pek çok şeyi…

Kısa bir süre Muhsin Ertuğrul’un kurduğu Küçük Sahne’de tiyatro oyunculuğu yapar.

1958 yılında Turhan Selçuk ile evlenir.

Dergilerde yayımlanan ilk öykülerinde önce Füruzan Yerdelen, Turhan Selçuk ile evlendikten sonra ise Füruzan Selçuk imzalarını kullanır. Selçuk’tan ayrılınca yalnızca Füruzan olacaktır imzası. Turhan Selçuk ve Füruzan’ın bu evliliğinden, bugün sinema eleştirmenliği yapan Aslı Selçuk doğar.

KIRKYEDİ’LİLER’İN HİKÂYESİ

Edebiyat yaşamında öykü türüne ağırlık veren Füruzan’ın, altı öykü kitabına karşılık iki romanı vardır: Kırkyedi’liler (1974) ve Berlin’in Nar Çiçeği (1988). İlk üç öykü kitabından sonra yayımlanan Kırkyedi’ler ile 1975 yılında Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü alır.

Türkiye solunun tarihine ‘68’liler olarak geçmiş; eşitliğe, adalete, devrime inanmış isyancı bir kuşağın, ‘47 doğumluların hikâyesini anlatır bu roman. Onların hayatlarını, duyarlılıklarını, ideallerini, idealleri uğruna ödedikleri bedelleri…

Bir ülkenin yaşayabileceği en ‘travmatik’ olaylardan biri olan 12 Mart’a, ‘bir kuşağın silinmeye çalışıldığı bu döneme’ kayıtsız kalamaz Füruzan; yakın tarihin tanıklığına soyunur.

Nitekim Nursel Duruel’in kendisiyle yaptığı bir söyleşide, “Tarihin ilk çağlarından beri kayda düştüğü acılarla ilgileniyorum” demesi boşuna değildir.

VE ŞAİR FÜRUZAN

Füruzan, her ne kadar öykücü ve romancı kimliğiyle unutulmaz eserler bağışlasa da biz okurlarına; duyarlıklarını ‘kimsenin durup ince şeyleri anlamaya vakti olmadığı’ (Gülten Akın) bir dönemde, imgelerin süzgecinden geçirerek şiir diline de aktardı. Lodoslar Kenti (1991) ile şımarttı bizleri.

Hoş görürseniz eğer, onu kendi dizeleriyle uğurlamak istiyorum:


Lodoslar Kenti

Sanırım bu kenti anlatmak için

çok şair ömrü tüketilecek

kimi özlemle,

kimi öfkeyle anacak onu.

kimi benzersizliğine ülkeler feda edecek.

 

Şimdi,

ya şimdi

yeni bir çağa girerken

çözmeye davranmak için dünyayı

bu karmaşaya,

bu çözümlenmeye

bu arsızlığa

anlamlar yüklemek

olumlamak için onurum el vermez…

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com