Zeybekler de Dionysos’cu olabilir mi?

Evrim Karadağ’ın yazıp yönettiği Gök, Yer ve Arasındaki Şeyler; anaerkil toplum, zeybekler, Friedrich Nietzsche, Halikarnas Balıkçısı, trajedi, Artemis, Kibele ve Dionysos arasında kurduğu bağ ile farklı bir Batı Anadolu resmi çiziyor.

Cemrelerin düşüşüne şahit olurken aklım hep yaz hevesiyle kendi şehrimde oluyor. Güney Ege’nin eşsizliğini düşünerek geçirdiğim bu günlerde kendimi bir Batı Anadolu güzellemesi olan Gök, Yer ve Arasındaki Şeyler’i izlerken buldum.

Evrim Karadağ’ın yazıp yönettiği bu “deneme film” aslında Karadağ ve ekip arkadaşları Ege Özmen ve İsmail Palıt’ın lisans bitirme projeleri. BUEIFF Channel, Festival Internacional de Cinema Escolar de Alvorada, 18. İstanbul Çevre Kısa Film Festivali, Copper Coast Film Festivali gibi pek çok festivalde yer alan bu belgesel, öğrenci imkânlarıyla yapılabilecek olanın en iyisi.

Kendisi de Batı Anadolulu, Aydınlı olan yönetmen doğa ve bölge ile kurduğu ilişkiyi, bölge insanın yaşam ve düşünce tarzını, bölgedeki maden çalışmalarının çevreye etkilerini; zeybek, Kibele, Artemis, Dionysos, Nietzsche, asma, Halikarnas Balıkçısı gibi pek çok unsurla kurduğu bağlantı üzerinden metaforlaştırarak, izleyicinin kafasına vurmadan aktarıyor.

Çok şey vadeden etkileyici bir açılışa sahip olan belgeselin ilk cümleleri olan “Neden elimde kamera dağ-bayır geziyorum? Çiçekler yüzünden, sarmaşık yüzünden, at yüzünden, zeybek yüzünden, ağaçlar yüzünden, insan yüzünden, Dionysos yüzünden, gök yüzünden, yer yüzünden ve arasındaki şeyler yüzünden.” ifadeleri daha ilk dakikalarda izleyiciyi kendi evrenine almayı başarıyor.

Karadağ, belgeselin ilk çeyreğinde Aydın ve çevresindeki madencilik faaliyetlerinin bölgenin doğasına olan olumsuz etkilerine değiniyor. Bu konudaki hislerini “Tarım ve arkeoloji hariç toprağın altındakilerle uğraşanları, basitçe, sevmiyorum.” sözleriyle dile getiriyor. Kendisinin seslendirmiş olduğu bu belgeselde yönetmen, bölgenin doğasından ve güzelliğinden bahsederken hoş bir sohbette yanındaki insana şehri anlatır bir tonu seçiyor. Karadağ’ın yakaladığı bu ton, onu bir manifesto okur hâle kaymaktan kurtarıyor.

Sohbet havasında başlayan bu belgeselin “Heredot’un (Batı Anadolu’yu) ’gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü’ olarak tanımladığı da söylenir. Hatta dağından yağ ovasından bal akar derler doğup büyüdüğüm bu yer için.” sözleriyle devam etmesi, Dionysos’un, Halikarnas Balıkçısı’nın ağırlıkta olduğu bölümlere geçişte, belgeselin başlangıçta koyduğu tonu korumasını sağlıyor. Belgesel boyunca ara ara karşımıza çıkan Karadağ’ın arkadaşlarını Aydın topraklarını gezdirdiği görüntüler, belgeseldeki sesin yönetmeninin kendi Aydın’ını arkadaşlarına anlatış biçimi olduğu hissini güçlendiriyor.

Güçlü kadın imgesi

Belgesel boyunca yer alan güçlü kadın figürü, direnen ve üreten kadın gösteriminde kendisini buluyor. Belgeselin alt metninde varlığını hep koruyan maden karşıtı direnişin sesinde de görüntüsünde de hep Batı Anadolu kadınının baskın varlığını görüyoruz. Aynı varlığın tarımda da kendisini gösterdiğini vurgulan yönetmen, bölge kadınlarının her birinin birer Kibele ve Artemis olduğunu gösteriyor.

Her şeyden önce doğanın özgürlüğünü ve özgürleştiriciliğini temsil eden Dionysos’un da bir Batı Anadolu çocuğu olduğunu vurgulayan belgesel, bu güçlü kadın gösterimini Dionysos’un kadın takipçileri olan mainadlarla güçlendiriyor.

Zeybekler de Dionysos’cu olabilir mi?

Olimpos tanrıları arasında aykırı olan, dışlanan ve isyan edeni temsil eden Dionysos, takipçileri mainadlar ve satirlerle dağ bayır gezer. Bu durumu, Dionysos’un isyancı ruhundan dolayı, yerleşik hayatın onlara göre olmamasıyla açıklayan Karadağ, Dionysos’un erkek takipçileri olan Satirlerin yalnızca iyi birer tırmanıcı oldukları için yarı keçi yarı insan olarak betimlendiklerini belirtiyor.

“Çiçekli, salkımlı, sarmaşıklı figürler… kanatları açık bir şahin gibi ya da sadece dengesini korumaya çalışan bir insan gibi açık kollar… Bir yükseltiye çıkar gibi ağır ve yavaş adımlar… Düzene karşı durma ve dağa çıkma…” sözleriyle Dionysos’un takipçileri ve zeybekler arasında benzerlik kuran yönetmen; zeybeklerin hareketlerini üzüm ezen insanlara, duruşlarını ise bir asmaya benzetiyor.

Bu savını Halikarnas Balıkçısı’nın eskiden bölge gençlerinin kendilerini kanıtlamak için dağlara çıkıp, hayatta kalıp düze indiklerinde ise yetişkinliklerini kutlamak için zeybek-vari danslar yaptıkları anlatısıyla destekleyen Karadağ “(zeybeklerin Dionysos’çu olduğuna) benim kadar inanmak isteyen biri değilseniz (Halikarnas Balıkçısı’nın iddiası) yeterli kanıtlar değil.” ifadeleriyle bu konudaki inancını ortaya koyuyor.

Yaşamanın Batı Anadolu Hâli

Anlattığı her şeyi yaşayan ve bunu izleyiciye gösteren yönetmen; yürüyüşüyle, dağ bayır dolaşmasıyla, oynadığı zeybekle yaşamanın Batı Anadolu hâlini ortaya koymuş oluyor. Belgeselde madenin sebep olduğu kirliliğe ve direnen, üreten kadına verilen yerle, yönetmenin hayatında önemli yer kaplayan Kibele’ler, Artemis’ler olduğu anlaşılıyor. Karadağ, tüm bunların arasındaki bağı Halikarnas Balıkçısı’nın “Dionysos’un büyüsüyle yalnızca insanla insan arasındaki bağ yeniden kurulmuş olmaz: Yabancılaşmış, düşman ya da boyunduruk altına alınmış doğa da kaybolmuş oğluyla, insanla kavuşma şenliğini kutlar yeniden.” sözleriyle destekliyor ve durduğu yeri bu bağın birleştiriciliğini ve özgürleştiriciliğini seçmiş olmakla tanımlıyor.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Anaerkil toplum, Batı Anadolu, zeybekler, Nietzsche, Halikarnas Balıkçısı, trajedi, Artemis, Kibele ve Dionysos’un arasında bir bağ kurarak Batı Anadolu’ya farklı bir bakış sunan Gök, Yer ve Arasındaki Şeyler bu link üzerinden izlenebilir.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com