Yazar Elif Şafak (FOTOĞRAF: MYCHELE DANIAU / AFP)
Dünya edebiyatının en etkili yazarlarından biri olarak kabul edilen ve şu sıralar ‘intihal’ vakasıyla gündemde olan Elif Şafak, BBC’ye verdiği yeni röportajda yazma pratiğinin iç örgüsünü anlattı.
Şafak, yakın zamanda yayımlanan son romanı Gökyüzünde Nehirler Var‘da (There Are Rivers in the Sky) tek bir su damlasını bütün bir anlatının eksenine yerleştirdiğini, bu damlanın etrafında hem çağın kırılmalarını hem de bireysel hafızanın akışkanlığını kurduğunu belirtti.
Yazarken kendisini kesin planlara, mühendislik titizliğinde bir kurguya ya da önceden belirlenmiş bir yapıya bağlı hissetmediğini söyleyen Şafak, yönteminin sezgisel olduğunu vurguladı: “Yazma tarzım biraz sarhoş gibi… Yalpalayan, beklenmedik yönlere doğru giden, fakat sonunda kendi iç ritmini bulan bir süreç bu.”
Yazar, romanlarının merkezindeki duygusal ve politik katmanları da bu sezgisel ilerleyişin beslediğini dile getirdi. BBC’nin videosunda Şafak, hikâye kurmanın yalnızca entelektüel bir faaliyet değil, aynı zamanda “iç sesle pazarlık” olduğunu; karakterlerin ve imgelerin çoğu zaman kendi yollarını açtığını ifade ediyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Gökyüzünde Nehirler Var, Şafak’ın su metaforları, kolektif hafıza, göç, kırılma ve iyileşme gibi temaları yeniden ele aldığı bir çalışma olarak tanıtılıyor. BBC, videoda Şafak’ın romanın dokusunu “küresel çağın baskılarıyla bireyin duygu coğrafyası arasında salınan bir nehir sistemi” şeklinde kurduğunu aktarıyor.
Röportaj, Şafak’ın edebî sezgiselliğinin ardındaki düşünsel yaklaşımı görünür kılması açısından dikkat çekici. Yazar, planlı bir şemanın “hikâyeyi hapseden” bir yapıya dönüşebileceğini, oysa sezginin beklenmedik olanı yakalayarak gerçek bir derinlik sağladığını söylüyor.
Öte yandan, ilginç bir gelişme yaşandı ve Elif Şafak, İngiltere’de 1820’den bu yana edebiyat dünyasının en saygın kurumlarından biri olan Royal Society of Literature’ın (RSL) yeni başkanı oldu. Görevi Bernardine Evaristo’dan teslim aldı.
Elif Şafak’ın Gökyüzünde Nehirler Var adlı yeni romanında su, yalnızca bir doğa unsuru değil; hafızanın, göçün, duygunun ve çağın kırılgan ritminin taşıyıcısı olarak işlev görüyor. Su, romanın hem yapısal hem de duygusal eksenini kuran bir metafor: Kimi zaman bir damlanın ağırlığında yoğunlaşan bir geçmiş yükü, kimi zaman bir nehrin akışına benzeyen dağınık hayat çizgileri. Şafak’ın BBC’ye anlattığı “sezgisel yazma” pratiği, bu su metaforunun kendi içinde yalpalamasına, yön değiştirmesine, bazen bulanıklaşmasına, bazen kristal bir açıklığa kavuşmasına izin veriyor.
Romanda su, sınırları aşan, biçim değiştiren, süreklilik ile kopuş arasındaki yarığı görünür kılan bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Hareket hâlindeki kimlikleri, coğrafyalar arası geçişleri, bireysel acıları ve kolektif yaraları kendi akışı içinde taşıyor; böylece hem kırılganlığı hem de direnme gücünü aynı anda barındırıyor. Şafak’ın metaforu bir nehir gibi çoğullaşıyor: Bir yanda şefkatin ve iyileşmenin imkânını, diğer yanda dünyanın siyasi ve duygusal baskılarını hatırlatan bir akıntı.
Bu nedenle su, romanda yalnızca tematik bir motif olarak değil, anlatının bütününe sinen bir düşünme biçimi olarak yer alıyor. Şafak’ın sezgisel, “biraz sarhoş” diye tanımladığı yazı ritmi de tam bu noktada anlam kazanıyor: Su gibi akıyor, yön değiştiriyor, içe kıvrılıyor ve sonunda okuru hem kişisel bir yolculuğa hem de daha geniş bir insanlık hikâyesine davet ediyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
