ABD'li yönetmen David Lynch (Fotoğraf: FRED DUFOUR / POOL / AFP)
Sinemada kurduğu karanlık, tekinsiz ve bilinçaltına yaslanan evrenle tanınan David Lynch, bu kez film kareleriyle değil; fotoğraf, resim ve heykelleriyle Berlin’de izleyici karşısına çıkıyor. Pace Gallery’nin Berlin mekânında açılan sergi, Lynch’in uzun yıllara yayılan görsel sanat pratiğini kapsamlı bir seçkiyle sunuyor.
Sergide yer alan işler, Lynch’in sinemasından aşina olunan karanlık mekânlar, bozulmuş bedenler, sessizlik ve tehdit hissi gibi temaların, bu kez durağan imgeler üzerinden nasıl kurulduğunu gösteriyor. Fotoğraflar ve heykeller, anlatıdan çok atmosferle çalışan bir estetik anlayışın izlerini taşıyor; izleyiciyi açık bir hikâyeden ziyade rahatsız edici bir duygu alanına davet ediyor.
Pace Gallery yetkilileri, serginin Lynch’in sinemacı kimliğinden bağımsız değil; tam tersine onunla paralel ilerleyen bir sanat üretimini görünür kılmayı amaçladığını belirtiyor. Sergi, yönetmenin yıllardır resim ve heykelle kurduğu ilişkinin, sinema dışındaki en yoğun ifadesi olarak değerlendiriliyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Berlin’deki bu sergi, Lynch’in ölümünün ardından sanat dünyasında süren yeniden değerlendirme sürecinin de bir parçası olarak okunuyor. Sinema tarihinde olduğu kadar çağdaş görsel sanat alanında da etkisi tartışılan Lynch’in işleri, bu sergiyle birlikte farklı bir bağlamda yeniden ele alınıyor.
David Lynch’in sineması, başından itibaren anlatıdan çok atmosfer üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, onun görsel sanat pratiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Lynch, film yapımcılığından önce resim eğitimi almış; boya, doku ve yüzeyle kurduğu ilişkiyi sinema diline taşımıştır. Eraserhead’den Mulholland Drive’a uzanan filmografide görülen karanlık mekânlar, bozulmuş bedenler ve huzursuz edici sessizlikler, esasen bir ressamın bakışını yansıtır.
Lynch’in resim ve heykellerinde hikâye anlatımı geri plandadır; bunun yerine izleyiciyi rahatsız eden, anlamı açıkça ele vermeyen imgeler öne çıkar. Bu yaklaşım, onun sinemasındaki “neden-sonuçtan kaçan” anlatı yapısıyla örtüşür. Görsel sanatlarında olduğu gibi filmlerinde de bilinçaltı, rüyalar ve bastırılmış korkular merkezi bir rol oynar. Diyalogdan çok ses tasarımı, kompozisyon ve karanlık boşluklar belirleyicidir.
Bu nedenle Lynch için sinema ile görsel sanat arasında keskin bir ayrım yoktur. Filmleri, hareket eden tablolar; tabloları ve heykelleri ise donmuş film kareleri gibidir. Berlin’de sergilenen işleri de bu sürekliliği görünür kılarak, Lynch’in estetik dünyasının tek bir mecraya değil, bir ruh hâline ait olduğunu hatırlatır.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
