Sam Rockwell bizi yapay zekâ kıyametinden kurtarabilir mi?

Sam Rockwell’in başrolünde yer aldığı yeni bilimkurgu komedisi 'Good Luck, Have Fun, Don’t Die', eleştirmenler tarafından mizahi yaklaşımı ve yapay zekâ teması açısından değerlendirildi; ancak film, bu iki ekseni dengede tutmakta zorlanmakla eleştirildi.

  • ü
  • 13 Şubat 2026
  • ü
  • Kültür

Hollywood’un tanınmış isimlerinden Sam Rockwell, yeni filmi Good Luck, Have Fun, Don’t Die (İyi Şanslar, İyi Eğlenceler, Ölme) ile izleyici karşısına çıkıyor.

The Daily Beast’te yayımlanan eleştiriye göre film, yapay zekâ teması üzerine kurduğu mizahi anlatımı ile dikkat çekse de, bu iki temayı bir arada sürdürmede zaman zaman zorlanıyor. Diğer yandan Rockwell’in performansı eleştirinin öne çıkan unsurlarından biri olarak övüldü.

Eleştiride, filmin genel yapısının, insan ile makine arasındaki ilişkileri mizah ve absürt anlarla anlatma girişimi taşırken, ton ve anlatı bütünlüğündeki dalgalanmaların seyir deneyimini zayıflattığı ifade edildi. Film, izleyenlere “yapay zekânın günlük yaşamda olası sonuçları” üzerine düşündürmek isterken, mizahi kurgusunun kimi noktalarda bu düşünsel derinliği yeterince taşıyamadığı yönünde yorumlar alıyor.

Rockwell’in canlandırdığı karakter, film boyunca insanların yapay zekâyla karşılaşmalarını ve bu karşılaşmaların absürt sonuçlarını merkezine alıyor. Rockwell’in doğal oyunculuk yeteneğinin filmin mizah kurgusunu canlandırmada bir güç unsuru olduğu vurgulandı; ancak bunun tek başına filmi kurtarmaya yetmediği dile getirildi.

Film, son yıllarda sinemada sıkça işlenen teknolojik distopya ve yapay zekâ temalarının sinematik karşılığını mizahi bir dille arıyor. Bu bağlamda, yapımın izleyiciler arasında tartışma yarattığı belirtilirken, özellikle anlatı tonunun belirgin dalgalanmaları birçok eleştirmenin dikkatini çekti.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Good Luck, Have Fun, Don’t Die, mizah ile bilimkurguyu aynı potada eritirken, Rockwell’in performansıyla filme renk katması beklenen yapım olarak değerlendirildi; fakat eleştirmenlerin çoğunluğu filmle ilgili beklenti ve değerlendirmelerini, mizahi ton ile bilimkurgu temasının uyumuna odakladı.

Yapay zekâ filmleri sinemada nasıl biçimleniyor?

Yapay zekâ teması, sinema tarihinde uzun süredir varlık gösterse de her dönem kendi teknolojik korkularını ve umutlarını perdeye yansıtır. 1960’ların sonunda Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmi, HAL 9000 karakteri üzerinden makine aklının insan otoritesine meydan okuyabileceği fikrini soğukkanlı bir gerilimle kurmuştu. Bu yaklaşım, yapay zekâyı tehdit olarak konumlandıran ilk güçlü anlatılardan biri sayılır.

1990’lar ve 2000’lerde tema daha aksiyon odaklı bir çerçeveye kaydı. The Matrix ve Terminator serisi, insanlığın makineler tarafından tahakküm altına alınabileceği distopik evrenler kurdu. Bu dönemde yapay zekâ, küresel felaket senaryolarının merkezinde yer aldı.

2010 sonrasında ise anlatılar daha içsel ve felsefî bir eksene yöneldi. Her, insan ile yapay zekâ arasındaki duygusal bağı sorgularken; Ex Machina, bilinç, manipülasyon ve etik meseleleri dar bir mekânda yoğun bir psikolojik gerilimle ele aldı. Bu yeni yaklaşımda yapay zekâ, yalnızca tehdit değil; kimlik, yalnızlık ve bilinç tartışmalarının aynası olarak konumlandı.

Günümüzde ise tür iki yöne ayrılıyor: Bir yanda kıyamet senaryoları ve kontrol kaybı korkusu; diğer yanda gündelik hayatın içine sızmış, mizah ve hicivle ele alınan yapay zekâ temsilleri. Sosyal medya algoritmaları, deepfake teknolojisi ve üretken yapay zekâ araçlarının gündelik hayata girmesi, filmlerin tonunu da değiştirdi. Yapay zekâ artık uzak bir gelecek değil; bugünün gerçeği olarak ele alınıyor.

Bu nedenle çağdaş yapay zekâ filmleri, yalnızca teknolojiyi değil, insanın kendi yarattığı sistemlerle kurduğu etik ve duygusal ilişkiyi sorguluyor. Türün geleceği, büyük olasılıkla korku ile empati arasındaki bu gerilim hattında şekillenecek.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER