34 STK’dan barış için ‘ortak mücadele’ çağrısı: ‘Konu, nasıl yaşamak istediğimizdir’

‘Toplumsal barış ve demokrasi için ortak mücadele imkanları’ başlığıyla 34 sivil toplum kuruluşu İstanbul’da bir araya geldi. Ortak mücadele vurgusunun öne çıktığı forumda Rıza Türmen, süreci Kürt sorununun çözümü için fırsat olarak değerlendirdi ancak meselenin ‘silah bırakmakla’ sınırlı olmadığına dikkat çekti. Forumda, ‘barıştan ne anlaşıldığı’ ve ‘gerçek bir barışın yolunun nerelerden geçtiği’ sorularına yanıt arandı.

Aralarında insan hakları, emek, ekoloji, kadın, LGBTİ+, Alevi, engelli ve barış örgütlerinin bulunduğu 34 sivil toplum örgütü, İstanbul Bakırköy’deki Cem Karaca Kültür Merkezi’nde bir araya geldi.

‘Toplumsal barış ve demokrasi için ortak mücadele imkanları’ başlığıyla 34 sivil toplum örgütünün düzenlediği forumda, barış için ortak mücadele vurgusu öne çıktı.

Barış ve demokrasi sürecinin iktidarın inisiyatifine bırakılmaması gerektiğini belirtilen forumda, Meclis’te kurulan çözüm komisyonunun sivil toplum örgütlerini dinlenmekte yetersiz kaldığına dikkat çekildi. İktidarın süreç kapsamında somut adımlar atmak bir yana hukuk devletini tamamen ortadan kaldıran, hak ve özgürlükleri hedef alan pratikler sergilediği aktarıldı.

Forumda süreç değerlendirmelerinin yanı sıra, barıştan ne anlaşıldığı, gerçek bir barışın yolunun nerelerden geçtiği ve nelere ihtiyaç duyulduğu da sıralandı.

Açılış konuşmasını yapan eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen, sivil toplumun barışçıl ortamların yaratılmasındaki rolüne değinerek, var olan süreci Kürt sorununun çözümü için fırsat olarak nitelendirdi.  Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde tek konunun ‘silah bırakma’ olmadığına dikkati çeken Türmen, şunları kaydetti:

RIZA TÜRMEN: BU FIRSATI DEĞERLENDİREMEZSEK 100 YIL DAHA BEKLEMEK ZORUNDA KALIRIZ

“Ortada bir Kürt sorunu var ve bu sorun Rojava ile bütünlüklüdür. Kürt sorununa çözüm üretilmemesi, bir süre sonra silahların yeniden konuşulması demektir. Açılan kapı değerli ancak bunu çözüme yöneltmek gerekir. Kürt toplumu olarak bu kapıyı açık tutarak, Kürt sorununun çözümü için nelerden yararlanabiliriz, buna kafa yormak lazım. Bu fırsatı değerlendirmezsek 100 yıl daha beklemek zorunda kalırız. Siyasi partilerin, Meclis’in bunu konuşması lazım. Komisyon istenen sonucu vermedi. Bu zemini biz oluşturmalıyız. Rojava’da çözüm ademi merkeziyetçiliktir. Bu çözüm Suriye’nin bütünlüğü için de Türkiye’nin güvenliği için de sorun değildir. Hatta güvencedir. Böyle bir zemine oturtulan çözüm kalıcı bir barış sağlayacaktır. Rojava Kürtlerine ‘güvenlikçi’ pencereden bakmak yanlış yerlere savrulmayı getirir.”

DOĞAYLA BARIŞ ÇALIŞMA GRUBU: BARIŞ, DOĞA VE YAŞAM ALANLARININ ONARILMASIDIR

Doğayla Barış Çalışma Grubu’ndan Serap Baysal, savaş ve silahlı çatışmalar sırasında doğaya karşı işlenen suçlara dikkat çekti ve bu sorunun çözümünün konunun vazgeçilmez bir boyutu olduğunu söyledi.

“Bu mesele yalnızca çevrenin korunmasına ilişkin teknik bir başlık değil; kalıcı barışın, toplumsal onarımın ve adaletin kurulmasının asli bir koşuludur. Doğaya yönelik tahribatın görmezden gelindiği bir barış, kaçınılmaz olarak kırılgan, eksik ve geçicidir. Çünkü savaşın ekosistemler üzerinde yarattığı yıkım, yalnızca toprak, su ve orman kaybı değil; aynı zamanda halkların geçim kaynaklarının, kültürel yaşam biçimlerinin ve gelecek kuşakların yaşam hakkının gasp edilmesi anlamına gelir” diyen Baysal, şöyle devam etti:

“Çatışma süreçlerinde ormanların yakılması, tarım alanlarının tahrip edilmesi, su havzalarının kirletilmesi ve biyolojik çeşitliliğin geri dönüşsüz biçimde yok edilmesi, savaşın yalnızca insanlara değil, yaşamın bütününe yönelmiş sistematik bir saldırı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ekolojik yıkım, silahlar sustuktan sonra da etkisini sürdürerek göçü derinleştirmekte, yoksulluğu kalıcılaştırmakta ve toplumsal yeniden inşa süreçlerini zayıflatmaktadır. Bu nedenle ekolojik boyutu dışlayan barış süreçleri, insan merkezli dar bir adalet anlayışına hapsolur ve uzun vadeli istikrar getirmez.

Biz barışı çoğu zaman sadece silahların susması olarak düşünüyoruz. Oysa ortadoğu coğrafyasında ve bu ülkede , savaş yalnızca insanlara değil, nehirlere, toprağa, ormanlara ve bütün yaşam alanlarına karşı yürütüldü. Bu yüzden bizim için barış, sadece çatışmanın bitmesi değil; doğanın, yaşamın ve geçim kaynaklarının yeniden onarılmasıdır.”

BARIŞ İÇİN LGBTİ+ İNSİYATİFİ: BARIŞ, NEFRET VE AYRIMCILIĞIN SONA ERMESİNİ DE İÇERMELİ

Barış İçin LGBT+ İnsiyatifi’nden Haris Yardımcı ise iktidarın ayrımcılık üreten nefret diline ve politikalarına işaret etti.

“LGBTİ+’lara karşı bir savaş devam ederken, barışın toplumsallaşmayacağını belirtmek isteriz. Bir kesimin “makbul” sayıldığı, diğerinin “düşman” ve “terörist” ilan edilerek yok sayıldığı bir masadan adalet çıkmaz. Barış; şiddetin, inkarın, nefretin ve ayrımcılığın sona erdiği toplumsal bir dönüşümdür. LGBTİ+’ların onurunun ve eşitliğinin sağlanmadığı hiçbir süreç, bu topraklara gerçek bir barış getiremeyecektir. Devlet eliyle üretilen nefret dili, yasa ve uygulamalar, LGBTİ+’ların yaşam hakkını tehdit etmektedir. Barış süreci, bu politikaların son bulmasını da içermek zorundadır” diyen Yardımcı, şunları kaydetti:

“Bir yandan barıştan söz edip, diğer yandan LGBTİ+’ları “sapkın” ilan ederek hedef gösteren, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı çıkan, nefret söylemini devlet politikası haline getiren ve “Ailenin Korunması” adı altında yapılan nefret yürüyüşleri ve en son bugün Gökkuşağı Faşizmi adlı belgesi devletin kanalı olan Tabii platformunda göstererek ayrımcılık ve nefret söyleminin yaygınlaşmasına neden oluyor. Bugün LGBTİ+ varoluşunu kriminalize etmeye çalışan yasaları meclise getirmek isteyen bir iktidar pratiği ile karşı karşıyayız.

Barışın inşa edilmesi için örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması gerekir.  Hak savunucularına yönelik yargı tacizine varan soruşturmalar, açılan müstehcenlik davaları ile insanların günlük hayatı yaşanmaz kılınıyor.

Genç LGBTİ+ derneğinin pandemi döneminde sosyal medyadan paylaştığı görseller üzerinden kapatma davası açıldı bu ve benzer davalar örgütlenme özgürlüğünün önünde engellerdir bunların kaldırılması gerekir.”

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU: ÇÖZÜM, YÜZLEŞMEDEN GEÇER

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya da, şunları belirtti:

“Devlet, Türklük ve Sünnilik üzerine kurulunca yok etmesi ve asimile etmesi gerekiyor. Koçgirî, Zilan ve Dêrsim’de kırımlar yapıldı ama ‘tekleştirme’ kimseyi değiştiremedi. Alevilerle Kürtlerin kaderi aynı. Suriye’de Alevi soykırımı var. Yaşadıklarımız bu coğrafyanın kaderi olmamalı. Çözüm, yüzleşemeden geçer. Geçiş dönemi adaleti sağlanmalı, hakikat komisyonları sağlanmalı. Bilme hakkı, adalet hakkı, tazminat hakkı, yasalarla güvence altına alınmalıdır.”

KHK PLATFORMU SÖZCÜSÜ: DAHA GÜÇLÜ SES İÇİN YAN YANA GELİNMELİ

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) Platformu Sözcüsü Münir Korkmaz, barışın silah bırakma değil, demokratikleşmeyle doğrudan ilgili olduğunu belirterek, “Demokratik kitle örgütleri barışın inşasında en önemli aktörlerdendir. OHAL ve KHK’ler sadece bireyleri değil, toplumun bütünü kapsayan travmaya dönüşmüştür. Herkese gelmeyen adalet gerçek adalet değildir. Bu mesele çözülmeden barış anlamlı ve kalıcı olmaz. İnsanlar ömür boyu mesleklerinden uzaklaştırıldı. AİHM, İLO gibi kurumların kararları uygulanmadı. Daha güçlü ses çıkarılmalı daha fazla yan yana gelinmeli” dedi.

ÖLÜYE SAYGI İNSİYATİ: 8 YERDE DAHA KİMSESİZLER MEZARLIĞI VAR

Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAYDER) üyesi ve Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi’nden Hanefi Can, “Türkiye’de 1990’larda Malatya’da kimsesizler mezarlığı vardı, şu an her yerde var. Şimdi 8 farklı yerde daha kimsesizler mezarlığı yapılıyor. Barış için cenazelerin kim olduğu tespit edilmesi gerekiyor. Hem sürecin yanında yer almak hem de sürecin hızlı yürümesi için bundan sonra bir DNA bankası oluşturulması gerekiyor. İnsanları 9’uncu kattan atan zihniyetle barış olmaz. O yüzden önce zihniyetin değişmesi gerekiyor. İnisiyatif ve ANYAKAYDER olarak sürecin yanındayız sahipleniyoruz, üzerimize düşeni yaparız” dedi.

TJA AKTİVİSTİ SABAHAT TUNCEL: KONU, NASIL YAŞAMAK İSTEDİĞİMİZDİR

Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivisti Sabahat Tuncel, toplumun sürece dahil olamadığını söyleyerek, ekledi:

“Sayın Abdullah Öcalan topluma açık olunmasını özellikle vurguladı. Kapalı kapılar arkasında neler konuşuluyor bilinmiyor. Sayın Öcalan 1990’lardan bu yana Kürt sorunu demokratik zemine çekme mücadelesi veriyor. Suriye’de üçüncü Muaviyecilik yürütülüyor. Sayın Öcalan, bu sürecin riskli olduğunu bir darbe dinamiğinin Suriye’de devreye girebileceğini söylemişti. Ayrıca iktidar CHP’yi dışlayıp kendiyle uğraşır hale getirerek bir yandan da çözümsüzlük siyaseti içine aldı. Toplumu kendi alanına sıkıştırarak negatif barışı uyguladı. Batı cephesini harekete geçiremiyoruz. Bu sürecin sivil öznesi yok. Eskiden sivil toplum daha güçlüydü. Bunu nasıl örgütleyeceğiz, konuşmamız lazım. ‘Bu iktidar meşru değil’ diyoruz ama taleplerde de bulunuyoruz. O zaman mücadele edeceğiz. Konu, nasıl yaşamak istediğimizdir.”

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER