Türkiye’nin tarım sektörü nereye koşuyor?

Türkiye büyürken, tarım sektörü, neredeyse bu büyümenin dört katı oranında küçüldü geçen yıl. Mesele artık zirai don ve kuraklıkla açıklanamayacak kadar ciddi. Türkiye tarım ihracatçısı olmayı bırakın artık kendi insanını doyuramayacak bir noktaya yuvarlanıyor.

Türkiye'de tarımsal üretim her geçen gün azalıyor. (Fotoğraf Nimet Kıraç / AFP)

Geçen yılın Türkiye’de en önemli konu başlıklarından biri tarım sektörüydü. 2025 yılı boyunca önce zirai don, devamında kuraklık ve doğal afetler tarımsal üretime büyük darbe vurdu. Üretim, bir önceki yıla göre ortalama yüzde 31 düştü. Bu da yaklaşık 8,8 milyon ton rekolte kaybı anlamına geliyor.

Tarımdaki sıkıntı elbette genel ekonomiyi de etkiledi. Başta Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan olmak üzere ekonomi yönetimi, Eylül ve Ekim’de yüksek gelen enflasyonda, suçlu olarak ‘zirai donu’ ilan ettiler.

Enflasyona etkisi elbette oldu üretim kayıplarının ancak Tarım meselesi Türkiye’de artık öyle bir yıl yaşanan sıkıntılarla açıklanabilecek bir konu başlığı değil. Zira, yıllar boyu tarım ihracatçısı olan Türkiye’nin, böyle giderse tarım ithalatçısı olma riski var. Ne üretim tarafında, ne de çiftçi açısından işler hiç de iyiye gitmiyor. Hala köyde yaşayarak tarım üretim yapan, ekip biçen nüfusun yaş ortalaması 60’a yaklaştı. Bu da demek oluyor ki, genç çiftçi kavramı artık tarihe karışıyor.

Peki ne olacak? Tarımsal üretim artık köylü yerine sadece büyük işletmelere mi kalacak? Ve bu Türkiye için ne derece yeterli?

Bu soruların cevabını şimdiden vermek kolay değil elbette ama biz meseleye biraz daha yakından bakalım.

TÜİK’in 2025 yılı tarımsal üretim istatistiklerine bakıldığında ortaya çok vahim bir tablo çıkıyor. Şubat, Mart ve Nisan aylarında meydana gelen zirai don, tam 65 ilde ciddi hasara yol açmış. Sadece meyve üretimi yüzde 30,9 azalmış. Bazı meyvelerde kayıp yüzde 70’leri aşmış.

Kayıplar, stratejik ürün grubu olarak nitelendirilen tahıl ve baklagillerde de çok fazla. Diğer deyişle temel gıdalarda. Tahıl ve baklagildeki kayıp, meyve kadar değil, yüzde 12,3 ancak tahıldaki kayıp sadece insanları değil, hayvancılığı da etkiliyor. Buğday ve arpa hayvancılık için de önemli besinler. Hayvancılığın etkilenmesi demek, et ve süt üretiminde düşüşe yol açıyor ve elbette fiyatlar artıyor.

Yağlı tohumlara bakıldığında ise Ayçiçek yağı Türkiye için en önemli besin konumunda. Zira Türkiye’de tüketilen toplam sıvı yağın yüzde 85’i Ayçiçek yağı. Geçen yıl Ayçiçek yağı üretimi de, TÜİK verilerine göre yüzde 11,8 azalmış. Bir başka deyişle Türkiye artık tükettiği Ayçiçek yağının yüzde 50’sini ithal etmek zorunda. İçerideki üretim ihtiyacın ancak yarısını karşılıyor.

Bu gelişmeler elbette büyüme verilerine de yansıdı. Türkiye ekonomisi büyürken, Tarım sektörü, genel büyümenin neredeyse 4 katı oranında küçüldü. Üçüncü çeyrek küçülmesi tarımda yüzde 12,7 oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın tabiriyle, tarımda üçüncü çeyrekte eksi yüzde 12,7 büyüdük! Dördüncü çeyrek verileri henüz açıklanmadı ama küçülmenin süreceği aşikâr.

Geçen yıl bazı tarım ürünlerine bakıldığında ise…

Mesela Türkiye’nin en iddialı ve ihracatçı olduğu kuru üzümde, son 68 yılın en kötü senesi yaşandı. Üretim 3,5 milyon tondan, 2,5 milyon tona geriledi ki, bu seviye en son 1957’de görülmüştü. Zeytin üretimindeki gerileme ise yüzde 35 oldu. Yine Türkiye’nin en iddialı olduğu tarım ürünlerinden fındıkta ise kayıp yüzde 39.

Peki bu gidiş nereye?

Türkiye artık bırakın tarım ihracatçısı ülke olma kimliğini, tarımda ithalata muhtaç bir ülke haline mi gelecek?

Zira zirai don her yıl olmayabilir, en azından 2025 şiddetinde olmayabilir ama kuraklık artık bu ülkenin bir gerçeği. Bırakın tarımsal üretimi Türkiye’de artık, büyükşehirlerde çok ciddi seviyede hissedilen bir su sorunu var. İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir gibi ülkenin en büyük şehirlerinin suyu yetmiyor. Barajlar kışın dolmuyor. Türkiye su stresi yaşayan ülke konumundan, su fakiri olmaya doğru evriliyor. Araştırmalar ülkemizin 2030’dan itibaren su fakiri haline geleceğini gösteriyor.

Şartlar böyleyken tarımda hala verimsiz üretim ve aşırı su kullanımı (Vahşi sulama) devam ediyor. Yani onca sıkıntının yanında hala verimsiz hatta zararlı bir üretim anlayışı çok yaygın.

Ülkeyi yönetenlerin, ‘tarımda eksi yüzde 12 büyüdük’ gibi kelime oyunlarının arkasına sığınmak yerine çok ciddi bir tarımsal planlamayı başlatması gerekiyor. Göstermelik yönetmeliklerden bahsetmiyorum. Aynı sanayi gibi tarımda da iyi ve verimli uygulamalara çok ciddi destek verilmesi ve devletin, tarlada üretmeye devam eden çiftçiyi koruması ve desteklemesi şart. Bunu yaparken de (çok zor biliyorum ama) siyasi hesapların bir kenara bırakılması ve tarım sektörünün, aynı savunma sanayi gibi ‘stratejik sektör’ muamelesi görmesi, bunun için yasal altyapının hazırlanması gerekiyor.

Yoksa, yıllar boyu bir tarım ülkesi olan Türkiye’nin, dışarıdan gelecek ürüne bağımlı hale gelmesi kaçınılmazdır.

Hem de çok uzak olamayan bir gelecekte…

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER