Donald Trump. (Fotoğraf: Justin Lane / USA TODAY NETWORK / Sipa USA - Depo Photos)
Yazılı basında, görsel basında, Türkiye’de ve başka her yerde son ayların favori konusu altın fiyatlarının baş döndürücü yükselişi.
Bana ilginç gelen ise insanların bu durumu izah etmekte zorlanmaları.
Altın fiyatları dünyanın her yerinde ve her dönemde ekonomik, hukuki, siyasi belirsizliklerin arttığı zaman yükselmiştir; bunda şaşacak bir taraf yok.
ABD hem ekonomik hem askeri olarak dünyanın tartışmasız en güçlü ülkesi, Trump da bu ülkenin başkanı; belirsizlik ortamı yaratmak da Trump’ın adeta hobisi. Ortada meçhul kalan bir durum yok.
Trump’ın yalancısıyım; bizzat kendisi en sevdiği kelimenin “tariff” (gümrük tarifeleri) olduğunu söylüyor. Gümrük vergilerinin yükseltilmesi ayrı bir eleştiri konusu olabilir, olmalı da kanımca; ama ortada daha vahim bir durum var: İki ay sonra Çin gibi, Hindistan gibi, AB gibi büyük ekonomilere uygulanacak gümrük duvarlarını dünyada kimse bilmiyor. Trump gümrük vergilerini bir siyasal silah olarak kullanıyor ve herkes kucağında bir belirsizlik ortamı buluyor.
Peki bu durum neden ABD’nin, Trump’ın kendi ayağına kurşun sıkması olarak algılanmalı?
ABD dünyanın her yerinde, Venezuela’da operasyon yapıyor; donanma Karaipler’de, Doğu Akdeniz’de; ama belki esas dikkat Tayvan’da, Çin’de.
ABD dünyanın uzak ara en borçlu ülkesi. Kamu borcu kırk trilyon dolar; özel borçlar da aynı mertebede. Yani toplam borç ABD millî gelirinin (32 trilyon dolar) iki katından yüksek; iç tasarruf oranı çok düşük.
Böyle bir ekonomide ulusal para birimini, yani doları belirli bir düzeyde tutmak, baş aşağı gitmesini engellemek kolay değil. Bunun tek gerçekleşme şansı, dünyada dolara olan talebin daima yüksek seyretmesi.
Dolara olan küresel talepte ise bireylerin, özel şirketlerin payı devede kulaktır. En güçlü dolar tutan kurumlar büyük ekonomilerin merkez bankaları ve rezervleri.
Büyük ekonomilerin merkez bankalarının rezervlerinde de on senelerdir ağırlıklı olarak ABD doları var ve böylece büyük küresel dolar arzı ile küresel dolar talebi dengelendi. Bu dengenin temelinde de siyasal destekten ziyade ekonomik rasyonel bulunuyordu.
Bugün ise Trump sayesinde (!!!) bu küresel dolar arz ve talep dengesi tehlikede. Dolar bir güven unsuru olmaktan çıkabiliyor. Yine bizzat Başkan Trump’ın ağzından: “Dolarla yoyo gibi oynuyorum.” Demedi mi? Bir güven unsuru para ile paranın devletinin başkanı “yoyo gibi oynuyorum” diyebiliyor ise durum karışacak gibi durabiliyor.
Türkiye ekranlarından duydum; galiba ilk kez bakır külçelere yatırım başlıyormuş. Tasarrufçu artık o kâğıt paraya pek güvenmiyor; içsel değeri (intrinsic value) olan altına, gümüşe hatta bakıra yönelebiliyor. Çünkü doların değerini oluşturan üzerindeki o muteber imza itibar kaybediyor.
Büyük ekonomilerin merkez bankaları rezervlerindeki dolar oranı altın lehine değişiyor ise ya dolar tepetaklak olacak ya da ABD dolar arzını kısacak. Ki bu son mesele öyle bugünden yarına gerçekleşebilecek bir konu pek değil. ABD borcu, düşük tasarruf oranı adeta yapısal konular ABD için.
Kabul edelim; Trump göreve gelirken daha izolasyonist politikalar izleyeceğini söyledi. Bu söylem tutarlı idi (küresel dolar arzının düşmesi) dolar için; ama şekilde görüldüğü gibi pek gerçekleşemiyor. Yüzen ada görünümündeki Abraham Lincoln uçak gemisi toplam maliyeti ile birlikte İran’a yaklaştı bile.
Büyük ekonomilerin merkez bankası rezervlerindeki dolar payının yüksekliği, yani küresel yüksek dolar talebinin ABD ekonomisi ve siyaseti için ne kadar yaşamsal olduğu iyi bilinen bir mevzu.
ABD merkezli belirsizlik ve büyük ekonomilerin merkez bankalarının altın değil dolar tutması bir tür oksimoron; sıcak buz gibi yani. Trump’ın kendi ayağına kurşun sıkması dediğim tam da bu.
Önümüzdeki aylarda dünya ekonomisine, Trump’ın politikalarına bu gözlüklerle bakmakta büyük fayda mülahaza ediyorum.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
