Atasözleri ve deyimleri ayıklama misyonunda bugün, insanı hasta eden bir deyim var gündemimizde. Dil ve dilbilgisi severler başlığı görünce, bu sözün aslı “sık dişini” değil miydi diye düşünebilir. Evet, doğrudur; “sık dişini”, “dayan biraz, az kaldı” gibi sözler, kim olduğunu bilmediğimiz eskilerden kalma, üstüne fazlaca düşünmeden kullandığımız kalıplaşmış sözlerdir.
Kim bilir, belki de insan algısının farklı olduğu zaman ve toplumlardan aktarıldığı için, benim gibi anlam bütünlüğü arayışında olanlar bu sözü bir türlü benimseyemez. Bu sözü duyunca akla ilk gelen; insanın duygu ve düşüncelerini sürekli bastırarak yaşamasının salık verildiği, hele de bunun doğru davranış, hatta sanki bir erdemmiş gibi takdimi ve bastırılmışlık hissidir; beni rahatsız eden de budur.
Aslında bilimsel olarak diş sıkma, duyguların sürekli bastırılmasının, kısmen de bir kaçışın göstergesidir. Hatta hem psikolojik hem de tıbben çok yönlü sonuçları olan, oldukça acılı rahatsızlıklara yol açan bir hastalıktır. Ahlaken sürekli diş sıkma, insanı sindirip onu istemediği durumlara esir eder. Bir nevi köle ahlakı gibidir yani. Dolayısıyla bana göre “sık dişini”, gayet nahoş bir özdeyiştir.
Bunu daha iyi anlamak için zihnimizde bir düşünce gezisine çıkalım. “Sık dişini” deyimi hangi durumlarda karşımıza çıkıyor, bakalım. Genelde insanın en zor, en acı hayat tecrübelerini yaşadığı anlarda; yani zorluklarla ve acıyla yüzleştiği durumlarda.
Peki, fiziksel olarak insan ne zaman dişini daha çok sıkar? Hiç düşündünüz mü? Ben söyleyeyim: Özellikle iyi pişmemiş sert etler; badem, fındık gibi sert çerezler; sert şekerlemeler ya da havuç, lahana kökü gibi sert sebzeler, hatta taş fırın ekmeği gibi sert ekmekler yerken.
Kimi insanlar —özellikle refah seviyesi yerinde olanlar— bolca et, kuruyemiş, şeker gibi pahalı yiyecekler için dişlerini daha sert kullanırken; kimileri de —sınırlı maddi imkânları olanlar— etten uzak, kuru ekmek ve sert sebze yerken dişlerini sıkar.
İlginçtir ki psikolojik olarak da diş sıkanlar, birbirinden farklı karakterlere işaret eder. Bir yanda stres ve kaygı bozukluğu yaşayan, genelde duygularını içine atan tipler; diğer yanda aceleci, rekabetçi, agresif, öfkeli insanlar. Bir de aşırı konsantre olanlar vardır listede. Farklı karakterde olsalar da hepsi, olumsuz ya da negatif duygularını kontrol altında tutma çabasındadır. Dolayısıyla şartlara, çevreye ve hırslarına esir olmakta, duygusal olarak zorlanmakta ortaktırlar.
Hâlbuki en zor, en acı zamanlarda “sabret” demek, “sık dişini” demekten daha olumlu bir içeriğe sahiptir. İnsanı duygularını bastırmaya ve çaresizlik hissine değil; olayları farklı görmeye, gücünün ötesinde olanı zamana bırakmaya davet eder. Sabreden insanın dişini sıkmasına gerek yoktur. Tek yapması gereken, elinden geleni yapıp kendi plan ve isteklerinin şartlar ve evren ile uyuşmasını aktif bir şekilde beklemektir. İnsanın her koşulda çabadan vazgeçmemesi, ne kadar küçük de olsa zorlukların üstesinden gelmek için adımlar atması, ahlaken de olumlu bir özelliktir. Kısacası zorluklar karşısında elinden geleni yapmak, azimle mücadele etmektir. Bu; olumsuzlukları olumlu hâle çevirme gayreti ve tüm acılara rağmen ruhsal dengeyi koruma becerisidir. Sabır, birçok düşünüre göre de gerçek bir erdemdir.
Yani sabredilecek durumlar için aslında “sık dişini” demek doğru bir yaklaşım değildir. Sabredebilme becerisine sahip kişiler de aslında dişini sıkmaz; ama dayanır. Bu, kimilerine hayattan beklentisizlik hediyesidir; kimilerinin ise hayata güzel bakışının neticesi. Sabretmek, nadir kişilik özelliklerindendir. Sabredebilen kişi, karşısına çıkan zorlukları hayatın doğal akışı olarak değerlendirip, bahtına ne çıkarsa çıksın sadece yoluna devam eder.
Öfkesine, acısına, sıkıntılarına sabredemeyen insana “sık dişini” derler. Aslına bakarsanız bu insanlara “sık dişini” demek de çok anlamsızdır. Çünkü çoğu zaten istemsizce dişini sıkar ve sonunda da bu diş sıkmalarından —tıpçıların “bruksizm” adını verdiği, yaşam kalitesini düşüren, hatta ileri seviyede ciddi ağrılara ve sorunlara yol açan— hastalığa duçar olur.
Diş sıkma önce dişlerde ve çenede ağrı yapar. Sonra ağrı yüze ve başa yayılır. Gözler ve kulaklar da bu durumdan nasipsiz kalmaz. Yüzden çeneye yayılan ağrı, kulağa şiş sokuluyor hissiyle gelir. Burada da durmaz; boyun ve omuz ağrısını tetikler. Omuzdan aşağı kola, oradan kalçaya ve bacağa kadar iner. Hatta ileri seviyede bacak kısalığına kadar gider. Nasıl, bu sonuçları duymak bayağı korkutucu değil mi? Okurken “Hadi canım, yok canım, o kadar da değildir.” demiş olsanız bile bu, tıbben doğru bir bilgidir. Psikolojik sonuçlarından bahsetmiyorum bile.
Öyleyse neden sıkalım dişimizi? Ne psikolojik ne de biyolojik hiçbir faydası olmayan; bilakis iki türlü de marazlı ve zararlı olan bir komutu neden beyne yollayalım?
İlla da sabredilmesi gereken durumlar vardır ve zaman içinde ya kendi başınıza gelir ya da çevrenizdekilerin karşısına çıkar. Ama bu hadiseler karşısında doğru bir komut vermek veya almak istiyorsanız önce: “Aman ha, sakın dişini sıkma!” demekle başlayın. Çünkü dişini sıkmak insanı hasta eder. Sabır göstermek ise rahatlatır. Her şeyin gelip geçici olduğu bir evrende, elbet bir gün öfkeniz de sıkıntınız da geçer. Hatta kim bilir, sizin öfkeniz geçmeden, öfkeye neden olan durumlar ve kişiler hiç beklemediğiniz bir anda, hiç tahmin edemediğiniz şekilde kaybolur gider. Geriye sadece külleri ve hatırlanmak istenmeyen izleri kalır.
Acılar ve acılara neden olanlar o kadar sevilmez ki, geçip gidene kadar çaresizlikten çok konuşulsa da geçtiklerinde; ameliyat masasından kırmızı tıbbi atık kutularına, oradan da insinerasyona giden tümörler gibi dünyada izi kalmayacak şekilde yok olur gider. Ne hastalık kalır ne de hastalık yayan tümör. Ne acılar ne de acı verenler kalıcıdır bu hayatta.
Yeter ki siz dişinizi sıkmayın ve ne biyolojik ne de psikolojik olarak hastalanmayın. Gün olur devran döner; karanlıklar aydınlığa, zorluklar kolaylığa, dertler devaya döner. Öyle bir zaman gelir ki şahsi hesaplarınız, arzularınız kader planı ile örtüşür de birden kederler, tasalar sevince; mutluluğa, huzura döner; kışlar bahara döner.
O yüzden sakın ola ki dişini sıkma; “sık dişini” diyene de aldırma.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
