İlgilenmediğimiz Mercosur, Çin malları ithalatına fren (!)

Mevcut iktidarın hukuk tanımazlığı artık uluslararası taahhütlerimize de bulaşmış durumda; Altında imzamız olmasına rağmen AİHM kararlarına uymadığımız gibi gümrük birliği kararına da uymuyoruz ve bu durum maalesef muhalefetin bile pek umurunda değil.

Bazı konulara, bazı dostların bana şaşmasına hiç aldırmadan hâlâ çok şaşırıyorum; hiç de zannetmiyorum bir bilgi eksikliğim olduğunu, senelerdir ilgilendiğim konular zira ama yine de “beşer şaşar” prensibi doğrultusunda danışıyorum bir bilenlere ve haklı çıkıyorum genellikle.

Bugünkü yazımda ele alacağım iki konu da bu çerçeveye giriyor galiba; birinci konu Mercosur meselesine ilgisizliğimiz, keşke dememezliğimiz; ikincisi ise Türkiye’nin altında imzası olan anlaşmalara, kararlara rağmen mali gerekçelerle, korumacılık gerekçeleriyle uygulamaya koyduğumuz yanlış düzenlemeler. İki konuyu da açmaya çalışacağım.

İki konuyu tartışmaya da bir naçiz bilgilendirme ile başlayacağım: Türkiye, 1 Ocak 1996’dan beri Avrupa Birliği ile imalat sanayi ürünlerinde gümrük birliği içinde; bu karar aslında 1963 Ankara Antlaşması ve 1970 tarihli Katma Protokol’e dayanan bir karar; yani ortada bir gümrük birliği antlaşması yok.

Bu gümrük birliği kararı da gümrük birliği bölgesinde imalat sanayi ürünlerinin sıfır vergi ve eş etkili tedbir uygulanmadan dolaşımını, üçüncü ülkelere de bir ortak gümrük tarifesi (OGT) uygulanmasını öngörüyor.

Önce Mercosur’den başlayalım. Mercosur, güney (sur, isp.) pazarı (mercado, isp.) anlamına gelen bir kelime; Güney Amerika kıtasında Brezilya, Arjantin, Uruguay, Paraguay’ın tarım piyasalarının birlikteliğinden oluşuyor.

Mercosur antlaşması da bu Latin tarım birliği ile AB tarım piyasaları arasında bir tür gümrük birliği anlamına kullanılıyor; bu dört Güney Amerika ülkesinin tarım ürünleri AB gümrük birliği bölgesine, AB tarım ürünleri de bu dört ülkeye gümrük vergisi ve eş etkili tedbir olmaksızın girebilecek.

Türkiye de AB gümrük birliğinin bir parçası ama tarım, 1996 kararına göre gümrük birliği kapsamında değil.

Türkiye, 1996’da bu kararın altına imza atarken tarımı ve hizmetler sektörünü bu karar kapsamına sok(tur)madığı için kanımca hayati bir yanlışa da imza attı; bugünkü tarım ürünleri fiyat artışlarında dünya şampiyonu olmamızda ve kamu ihaleleri (hizmetler sektörü) yolsuzluklarının hem iktidarı hem muhalefeti bitirmesinin altında bu büyük yanlış yatıyor.

Gümrük birliği kararı ve imalat sanayiinin AB rekabetine açılması Türkiye imalat sanayine bir dinamizm ve rekabet gücü kazandırdı ama tarım ve hizmet sektörlerinin kapalı kalması ülke ekonomisini büyük sıkıntılara soktu.

Bugün şayet disipline edilmiş, tarım üretici birim büyüklüğü dünya standartlarına yaklaşmış bir tarım sektörümüz olmuş olsa idi Mercosur antlaşması bize Güney Amerika tarım pazarlarını açacak ve büyük bir avantaj sağlamış olacaktık; ama yerli ve millî avanta kollama güdüleri buna engel oldu ve ekonomi tarihimize yine bir büyük hata sayfası eklemiş olduk. Daha uzun bir süre, bu yüzden, kim iktidarda olursa olsun, tarım ürünleri fiyat artışlarında ve ihale yolsuzluklarında dünya şampiyonluğuna oynayacağız; bu iyi biline.

Gelelim şu otuz avroluk çok düşük gümrük muafiyetine, kısm-ı azamı imalat sanayi ürünü, son verilmesi konusuna.

Türkiye’nin bir üçüncü ülkeden yaptığı imalat sanayi malı ithalatına kafasına göre gümrük vergisi ya da eş etkili tedbir uygulama hakkı, 1996 gümrük birliği kararına göre yoktur; Çin’den aldığımız küçük bir kordonsuz kulaklık için bile Fransa, Çin’den bu malı ithal ederken ne kadar ortak gümrük vergisi (OGT) ödüyorsa Türkiye de aynı OGT’yi ödeyecektir; ne bir kuruş fazla ne bir kuruş az.

Ancak mevcut iktidarın hukuk tanımazlığı artık uluslararası taahhütlerimize de bulaşmış durumda; Anayasa Mahkemesi kararlarını iplemezliğimiz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altında imzamız olmasına rağmen AİHM kararlarına uymadığımız gibi gümrük birliği kararına da uymuyoruz ve bu durum maalesef muhalefetin bile pek umurunda değil.

Tüm bu hukuk tanımazlığın ortak bir paydası da var; bu ortak payda da kapalı toplumun avantalarını kaybetmeme güdüsü.

İşimiz zor vesselam; bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete belki de.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER