UMUT HAKKI – Müebbetin İçindeki İhtimal

Cezanın sonsuzluğunu değil, insanın değişebilme ihtimalini merkeze alan bir ilke. Umut hakkı, affı değil; geleceğe dair hukukî bir kapının kapatılmamasını savunur.


Umut Hakkı Nedir?

Umut hakkı (İng. right to hope; Alm. Recht auf Hoffnung; Fra. droit à l’espoir), ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiş bir kişinin, yaşamının hiçbir aşamasında serbest bırakılma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılmamasını ifade eden insan hakları ilkesidir.

Bu hak, “mutlaka tahliye” anlamına gelmez. Asıl mesele, mahkûmun davranışları, dönüşümü ve topluma yeniden kazandırılma ihtimali bakımından cezasının gözden geçirilebilmesidir. Umut hakkı, cezanın intikam değil, ıslah ve yeniden değerlendirme amacına sahip olması gerektiği fikrine dayanır.


Dünden Bugüne Umut Hakkı

Umut hakkı, doğrudan bir yasa maddesi olarak değil; uluslararası insan hakları içtihadı yoluyla şekillenmiştir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bu hakkın çerçevesini belirler.

Mahkeme, mutlak ve geri dönüşsüz müebbet hapis cezalarının, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ile bağdaşmayabileceğini vurgular. Bu yaklaşımda temel ölçüt şudur:
Bir mahkûm, hayatının hiçbir aşamasında özgürlüğüne kavuşma ihtimaline sahip değilse, ceza salt yok etmeye dönüşür.

Bu anlayış, Avrupa’da birçok ülkenin müebbet rejimlerini yeniden düzenlemesine yol açar. Koşullu salıverme, periyodik gözden geçirme ve bireysel değerlendirme mekanizmaları bu sürecin ürünüdür.


Türkiye’de Ağırlaştırılmış Müebbet Rejimi ve Umut Hakkının Hukukî Çıkmazı

Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, idam cezasının kaldırılmasının ardından 2005 yılında yürürlüğe giren ve olağanüstü bir infaz rejimi üzerine kurulan en ağır ceza türüdür. Türk Ceza Kanunu’na göre bu ceza, bir kişiye verilebilecek en ağır yaptırım olarak tanımlanır ve infazı, yüksek güvenlikli cezaevlerinde, özel koşullara tabi şekilde gerçekleştirilir.

Bu rejimin “olağanüstü” niteliği iki temel unsurda somutlaşır. İlk olarak, infaz koşulları bakımından ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri, yalnızca bu ceza türüne özgü düzenlemelerle sınırlandırılmıştır. İnfaz Kanunu’nun ilgili maddeleri, bu mahpuslar için telefon, ziyaret, sosyal faaliyet ve dış dünya ile temas gibi temel hakları ciddi biçimde kısıtlar. Ortaya çıkan tablo, mahpusun cezasına ek olarak sürekli bir sosyal ve duyusal tecrit altında tutulmasıdır. Bu kısıtlamaların gerekçesi ise mevzuatta açık biçimde ortaya konulmamıştır.

İkinci unsur, cezanın süresiyle ilgilidir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, kural olarak ömür boyu devam eder. Ancak İnfaz Kanunu, bazı durumlarda 30 ya da 36 yılın ardından koşullu salıverilme ihtimalini teorik olarak tanımıştır. Bu düzenleme, literatürde “tahliye umudu olan ağırlaştırılmış müebbet” olarak adlandırılır. Buna karşılık, belirli suçlar —özellikle devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suçlar— söz konusu olduğunda, koşullu salıverilme tamamen dışlanmış; mahpusların ölünceye kadar cezaevinde kalması öngörülmüştür. Bu durum, “tahliye umudu olmayan ağırlaştırılmış müebbet” rejimini doğurur.

Tam da bu noktada, umut hakkı tartışması devreye girer. Uluslararası insan hakları hukukunda, ömür boyu hapis cezasının tek başına yasak olmadığı; ancak bu cezanın, kişinin durumunun belirli aralıklarla gözden geçirileceği etkin bir denetim mekanizmasından yoksun olması hâlinde, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını ihlal edebileceği kabul edilmektedir. Avrupa Konseyi organları ve İşkenceyi Önleme Komitesi, uzun süreli hapis cezalarında mahpusların rehabilitasyona erişimini ve geleceğe dair bir perspektife sahip olmasını açıkça savunmaktadır.

Bu yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarıyla bağlayıcı bir nitelik kazanmıştır. Mahkeme, 2013 tarihli Vinter ve Diğerleri / Birleşik Krallık kararıyla, müebbet hapis cezasının “umut hakkı” ile bağdaştırılması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. AİHM’e göre sorun, mahpusun ömür boyu ceza alması değil; cezasının devamını haklı kılacak koşulların hiçbir zaman değerlendirilmeyecek olmasıdır. Bu nedenle Mahkeme, yaklaşık 25 yıl sonra devreye girecek, etkili ve gerçek bir gözden geçirme mekanizmasını zorunlu görmektedir.

Türkiye bakımından ise AİHM, Öcalan/Türkiye, Kaytan/Türkiye, Gurban/Türkiye ve Boltan/Türkiye kararlarında, tahliye umudu olmayan ağırlaştırılmış müebbet rejimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında incelemiş ve ihlal tespitinde bulunmuştur. Mahkeme, bu kararlarında açık biçimde, ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin özgürlüğe kavuşma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil edebileceğini vurgulamıştır.

Buna rağmen, Türkiye’de ilgili yasal düzenlemelerde bugüne kadar yapısal bir değişikliğe gidilmemiştir. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin sayısına ilişkin güncel ve şeffaf veriler dahi sınırlıdır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, özellikle Gurban/Türkiye dosyası çerçevesinde, veri eksikliğine ve infaz rejiminin gözden geçirilmesi gereğine dikkat çekmiştir. Uluslararası belgeler —Nelson Mandela Kuralları, Avrupa Cezaevi Kuralları ve Konsey tavsiye kararları— uzun süreli hapis cezalarının mahpus üzerinde yarattığı yıkıcı etkilere karşı rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma ilkesini temel alırken, Türkiye’de umut hakkına ilişkin ihlalin devam ettiği görülmektedir.

Bu tablo, umut hakkının Türkiye’de yalnızca teorik değil, somut ve süregelen bir hukuk sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.


Umut hakkı af mıdır?
Hayır. Af siyasal bir karardır; umut hakkı ise yargısal ve bireysel değerlendirmeye dayanır.


Her müebbet mahkûmu için geçerli midir?
Hayır. Ancak cezanın tamamen gözden geçirilemez olması, insan hakları bakımından sorunlu kabul edilir.


Mağdurların adalet duygusunu zedeler mi?
Bu, sıkça tartışılır. Umut hakkı, mağduriyeti inkâr etmez; cezayı otomatik değil, dinamik kılar.


Türkiye’de durumu nedir?
Ağırlaştırılmış müebbet rejimi ve fiilî olarak gözden geçirme imkânının sınırlılığı nedeniyle tartışmalıdır.


Bu hak neden “umut” kelimesiyle ifade edilir?
Çünkü mesele hukuk tekniğinden çok, insanın gelecekle bağının koparılmamasıdır.


Popüler Kültürde Umut Hakkı

Umut hakkı, popüler kültürde doğrudan kavram olarak değil; umut–mahkûmiyet gerilimi üzerinden temsil edilir.

Sinemada: The Shawshank Redemption, cezanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yönünü ve umudun dönüştürücü gücünü anlatır.

Edebiyatta: Hapishane anlatılarında, umudun yokluğu çoğu zaman cezadan daha yıkıcı bir unsur olarak işlenir.

Belgeselde: Uzun süreli hapis cezalarını konu alan yapımlarda, “asla çıkamayacak olmak” temel etik sorun olarak ele alınır.

Bu temsillerde umut, hukuki bir hak olmaktan çok insan kalabilmenin koşulu olarak görünür.


Genel Değerlendirme

Umut hakkı, suçun ağırlığını hafifletmez; fakat cezanın mutlak bir sona dönüşmesini reddeder. Hukukun, insanın değişebilme ihtimalini tümüyle inkâr ettiği noktada adalet, cezaya indirgenir. Umut hakkı, bu indirgemeye karşı geliştirilmiş en güçlü etik–hukukî itirazlardan biridir.


Velev’den İlgili Maddeler

DOĞAL HAKLAR
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
ADALET
SOSYAL ADALET
CEZA