Bir dış politika bildirisi olarak başlar; iki yüzyıla yayılan bir jeopolitik müdahale rejimine dönüşür. Monroe Doktrini, ABD’nin dünyaya değil, önce kıtaya bakma biçimidir.
Monroe Doktrini (İng. Monroe Doctrine; Alm. Monroe-Doktrin; Fra. Doctrine Monroe), Amerika Birleşik Devletleri Başkanı James Monroe’nun 2 Aralık 1823’te Kongre’ye sunduğu yıllık mesajda ilan edilen dış politika ilkesidir. Doktrinin özü basittir: Avrupa devletleri, Amerika kıtasında yeni sömürge girişimlerinde bulunmamalıdır; buna karşılık ABD de Avrupa’nın iç işlerine karışmayacaktır.
Bu ilke, ilk bakışta karşılıklı bir “müdahalesizlik” vaadi gibi görünür. Ancak asıl hedef, Latin Amerika’da yeni bağımsızlığını kazanmış devletleri Avrupa monarşilerinin geri dönüş girişimlerinden korumak ve kıtayı ABD’nin nüfuz alanı olarak tanımlamaktır.
1820’lerde ABD askerî olarak zayıftır; doktrin, fiilî güçten çok siyasal niyet beyanı niteliği taşır. İngiltere’nin Latin Amerika’daki ticari çıkarları da bu duruşu dolaylı biçimde destekler. Bu nedenle Monroe Doktrini, ilk yıllarında daha çok retorik bir çerçeve olarak kalır.
19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde tablo değişir. ABD, sanayi gücü ve askerî kapasitesi arttıkça doktrini aktif bir müdahale aracına dönüştürür. 1904’te Başkan Theodore Roosevelt tarafından ilan edilen Roosevelt Corollary, doktrine yeni bir boyut ekler: Latin Amerika ülkelerinde “istikrarsızlık” varsa, ABD müdahale etme hakkını kendinde görür. Böylece “Avrupa karışmasın” ilkesi, “ABD karışabilir” sonucuna evrilir.
Soğuk Savaş döneminde Monroe Doktrini, anti-komünist bir kalkana dönüşür. Küba Krizi, Orta Amerika’daki askerî darbeler, CIA destekli rejim değişiklikleri ve uzun süreli askerî varlıklar, doktrinin bu yeni yorumunun ürünüdür. Latin Amerika, ABD dış politikasında “arka bahçe” (backyard) olarak tanımlanır.
21. yüzyılda doktrin resmen terk edilmemiştir; ancak söylem düzeyinde yumuşatılmış, uygulamada ise seçici ve dolaylı hâle gelmiştir. Buna rağmen Çin ve Rusya’nın Latin Amerika’daki artan etkisi, Monroe Doktrini’nin zaman zaman yeniden hatırlatılmasına yol açar.
► Monroe Doktrini uluslararası hukuk metni midir?
Hayır. Tek taraflı bir dış politika beyanıdır; bağlayıcılığı güç dengelerinden gelir.
► Doktrin yalnızca Avrupa’ya mı yöneliktir?
Başlangıçta evet. Ancak zamanla Latin Amerika üzerindeki ABD nüfuzunu meşrulaştıran bir çerçeveye dönüşür.
► Latin Amerika ülkeleri bu doktrini nasıl gördü?
Çoğu zaman kuşkuyla. Avrupa tehdidine karşı koruma vaadi, ABD müdahaleleriyle gölgelenmiştir.
► Soğuk Savaş’ta rolü neydi?
Komünizmin “kıtaya sızmasını” önleme gerekçesiyle askerî ve istihbarî müdahalelerin temel dayanağı oldu.
► Bugün hâlâ geçerli mi?
Adı daha az anılır; fakat mantığı, büyük güçlerin kıtasal nüfuz alanları kurma pratiğinde yaşamaya devam eder.
Monroe Doktrini, popüler kültürde genellikle doğrudan adlandırılmadan, sonuçları üzerinden temsil edilir.
Belgeselde: Latin Amerika darbelerini ve ABD müdahalelerini konu alan yapımlarda doktrin, tarihsel arka plan olarak ele alınır.
Sinemada: Salvador (1986) gibi filmler, ABD’nin Orta Amerika’daki müdahaleci rolünü dolaylı biçimde yansıtır.
Edebiyatta: Eduardo Galeano’nun Latin Amerika’nın Kesik Damarları adlı eseri, Monroe Doktrini’nin yarattığı ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkilerini eleştirel biçimde tartışır.
Akademik popülerlikte: “Amerika Amerikalılarındır” sloganı, doktrinin indirgenmiş bir özeti olarak sıkça kullanılır.
Bu temsillerde doktrin, bir belge olmaktan çok sürekli tekrar eden bir güç pratiği olarak görünür.
Monroe Doktrini, savunma söylemiyle ilan edilmiş; fakat hegemonya aracına dönüşmüş bir dış politika ilkesidir. ABD’nin küresel güç olma yolculuğu, bu doktrinle kıtasal ölçekte başlar. Bugün hâlâ, büyük güçlerin “etki alanı” tartışmaları yapılırken Monroe Doktrini, tarihten çıkıp masaya konulan en eski örneklerden biri olarak karşımızda durur.
► ULUSLARARASI İLİŞKİLER
► EMPERYALİZM
► SOĞUK SAVAŞ
► NATO
► VARŞOVA PAKTI