BÜYÜK OYUN (The Great Game)

GÖLGELER olarak da adlandırılan ‘büyük oyun’, 19. yüzyıldan başlamak üzere stratejik bölgelerin büyük güçler tarafından paylaşılma mücadelesini tanımlamak için kullanılan addır.

Klasik Büyük Oyun dönemi genel olarak Buhara Emirliği gibi ülkelerin düştüğü durum ve 1813 Rus-İran Antlaşması gibi olaylarla başladığı kabul edilir.

Bazı yazarlar Büyük Oyunun, İran, Afganistan ve Tibet’in sınır bölgelerinde İngiltere’nin Hindistan ve Rusya’nın Orta Asya toprakları arasındaki çıkarlarını belirleyen 1907 tarihli Britanya-Rusya Antantı ile sona erdiğini savunurlar.

Bir diğer görüş, sürecin sonu için 1917 Ekim Devrimi’ne işaret eder. Konstantin Penzev ise, Kipling’in kurgusunu tekrarlayarak, Orta Asya’daki Büyük Oyunun gayri resmî olarak asla sona ermeyeceğini iddia eder.

Daha az yoğun aşaması 1920’lerin ortalarına kadar İran ve Afganistan ile bazı sorunlara neden olan 1917 Bolşevik Devrimi’ni izledi. Mücadele; İngiltere (Büyük Britanya), Çarlık Rusyası, Almanya ve Fransa arasında Orta Asya ve Uzak Doğu ülkelerinin topraklarını elde etmek amacıyla yapılmıştır. Büyük Oyun ve Yeni Büyük Oyun tanımlamaları 21. Yüzyıla değin devam eden güç mücadeleleri için de kullanılmaktadır.

II. Dünya Savaşı’nı izleyen sömürge sonrası dönemde, gayri resmî özellikle Afganistan ve İran’da, bölgedeki jeopolitik güç ve nüfuz rekabeti olarak Büyük güçlerin ve Bölgesel güçlerin jeopolitik entrikalarını tanımlamak için kendi kullanımları devam etmiştir.

“Büyük Oyun” koşulu, genellikle Arthur Conolly (1807-1842), İngiliz Doğu Hindistan Şirketinin 6. Bengal Hafif Süvari Birliği’nin bir istihbarat görevlisine atfedilir. Onun romanı Kim (1901), İngiliz romancı Rudyard Kipling tarafından kaleme alınmıştır.

***
Kraliçe Victoria için, “dünyadaki İngiliz ve Rus egemenlik sorunu” olarak görülen bu nüfuz çekişmesine, Hindistan’daki İngiliz yöneticileri “Büyük Oyun” adını vereceklerdir.
Ancak, 19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı İmparatorluğu ile çok büyük bir ticaret hacmine ulaşan İngiltere’nin, bu konuda Fransa ve İtalya ile rekabete girmesi; Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Sultan II. Abdülhamit ile yakın ilişkiler kurması Büyük Oyun’a uluslararası bir nitelik kazandırır. Artık masanın etrafında yalnızca İngiltere ve Rusya yoktur… Çekişmenin ağırlık noktası ise genelde Osmanlı topraklarına, özelde Ortadoğu’ya kaymıştır.

Londra’nın önemli gazetesi The Economist’in tespitine göre, “Almanya’nın önem kazanması Rusya’yı gölgede bırakmıştır…” Çarın 1904 yılında Japonya’ya yenilmesi ve burada neredeyse tüm donanmasını kaybetmesi, daha sonra, 1905 yılında başkent St. Petersburg’daki rejim ayaklanmalarına karşı Rus ordusunun yetersiz kalması bu kanıyı güçlendirmişti.
Yine de Londra hükümetleri eski hasımlarını kıskaç altında tutmaya devam etmiş, Rus – Japon sürtüşmelerinde Japonya’yı desteklemiş, Avrupa’da Almanya’ya karşı Fransa ile ittifak kurma gayreti içinde olmuştur. Burada, Rusya ile Fransa arasındaki sıcak ilişkileri bile göz ardı edebilmiştir.

Bu durum, 1905 yılında Londra’da başa geçen liberal iktidarın 1907 yılında Çarlık ile masaya oturup Büyük Oyunun kurallarını yeniden belirlemesine dek sürmüştür: Buna göre, Asya’da Tibet kuvvetten arındırılmıştır; Rusya Afganistan’daki emellerinden vazgeçmiş ve ülkenin kontrolü İngiliz Hindistanı’na aktarılmıştır; İran biri tarafsız diğerleri Rus ve İngiliz kontrolünde olmak üzere üç bölgeye ayrılmıştır

1914 yılında başlayan savaş, “Büyük Oyun”un kurallarını alt üst eder. Artık kural, kuralsızlık olmuştur. Kahire’deki İngiliz yöneticileri Hicaz Emiri Hüseyin’in liderliğindeki Arapları Türklere karşı ayaklanmaya teşvik eder. Arap isyanı, vaat edilen krallık ve hilafetin Türkler’den Araplar’a verilmesi karşılığı garanti altına alınır. Osmanlı’nın Suriye eyaletine göz diken Fransızlarla, Avrupa’da Almanlar’a karşı yapılan anlaşmaların hatırına bir paylaşım şekli bulunur: Sykes – Picot Anlaşması olarak anılacak bu mutabakat, Ortadoğu’nun bu iki güç arasında taksimini öngörür. Rusya’nın Anadolu’nun kuzeydoğusunda bloke edilmesi için, bu bölgede bir Ermeni Devleti’nin kurulması desteklenir. Ve nihayet, “Süt ve Bal” ülkesine gelerek yarınlarını garantiye alma arzusunda olan Yahudilere, 1917 Balfour Deklarasyonu ile “ulusal yuvalarını” oluşturma fırsatı tanınır.

Savaşın kaosu içinde, İngiltere – Mısır – Hindistan eksenindeki hâkimiyetini kaybetmek istemeyen Londra hükümeti böylece Rus, Fransız, Ermeni, Arap, Yahudi herkese bir şeyler hakkında söz vermiş ve sonuçta bölgede bugünlere dek sürecek istikrarsızlığın kaynağı olmuştur.
Günümüzde “Büyük Oyun”, masanın etrafındaki oyuncular farklılık göstermesine rağmen devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri, aralarındaki fikir ayrılıklarına rağmen Avrupa Birliği ülkeleri, halen feodal yapılarından kurtulamayan Arap ülkeleri, katı İslam çizgisinde giderek radikal bir söylem geliştiren İran ve bölgedeki uzantıları, olayları daha uzaktan izleyen fakat eli güçlendiğinde her an oyuna döneceğinin sinyallerini veren Rusya…

Bugün Ortadoğu denilince ilk akla gelen İsrail – Filistin problemi ise, “Büyük Oyun”un vazgeçilmez bir öğesi, oyuncular için, bölgesel siyasetin sıcak tutulması anlamında kullanılan bir başucu sorunudur adeta. Oysa düşünüldüğünde, çekişmenin çıkış noktası gelişen olayların ağırlığı altında yitirilmiş, onyıllardır süregelen savaş ve çatışmaların nedenleri gitgide belirginsizleşmiştir. Toz dumanın ardında kalan gerçek ise oyunun birinci kuralıdır: çözümsüzlük.

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com