BİR olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta; delil, şahit…
Beyyine “ayrılmak, uzaklaşmak ve ayırmak, uzaklaştırmak” mânasındaki beyn veya “açık seçik olmak, açık seçik hale getirmek” anlamındaki beyân kökünden sıfat olup “apaçık delil, hüccet, kesin belge” demektir.
Kelimenin kökünde bulunan “ayrılmak” ve “açık seçik olmak” mânaları birbirini tamamlayıcı bir nitelik taşır. Şöyle ki: Tamamen meçhul veya az çok kapalı olan bir bilgi konusu önce benzerleri arasından tefrik edilir, sonra da rahatlıkla bilinebilecek açık ve seçik hale gelir veya getirilir. Bu niteliği taşıyan bir husus tamamen veya kısmen bilinmeyen başka hususlara da kılavuzluk yaparak onların bilinmesini sağlar ve bu sebeple ona “doğruyu yanlıştan, hakkı bâtıldan ayıran belge” anlamında beyyine denir.
Beyyine Kur’ân-ı Kerîm’de biri müzekker (beyyin) olmak üzere yirmi defa geçmekte ve daha çok “aklî ve naklî delil, hüccet, açık belge, herkesçe bilinen tarihî olaylar, bu olaylara tanıklık eden harabeler, vahiy” ve özellikle “Kur’ân-ı Kerîm, nübüvvet müessesesi, son peygamber Hz. Muhammed, mûcize, Hz. Sâlih’in mûcizesi olan deve” (el-A‘râf 7/73) mânalarında kullanılmaktadır.
Beyyine külfeti (burden of proof)
Mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü (TMK 6. madde).
İSPAT YÜKÜ
İspat, bir olayın veya olgunun varlığı veya yokluğu konusunda hâkimin kanaat sahibi olmasına yönelik bir faaliyet olarak tanımlanabilir. Bir hususu ispatlamaya çalışmak, bu konu hakkında hâkimi ikna etmek anlamına gelir. Bir davada, iddia ve savunmaya bağlı olarak, karşılıklı iddiaları ispata yarayan malzemelerin toplanarak mahkemeye sunulması tarafların yükümlülüğü altındadır. Bir davada davacı somut olay bakımından iddiasını dayandırdığı olguları, davalı ise savunmasını dayandırdığı olguları ispat etmek zorundadır.
TMK. m. 6’da bu genel kuralı takiben ispat yükünün bazı istisnalarının olduğuna işaret edilmiştir. Bu istisnalar şu şekilde sıralanabilir:
Olağan durumun aksinin ispatı, bunu iddia eden tarafa düşer. Örneğin olağan olan onsekiz yaşını tamamlamış bir kişinin tam fiil ehliyetinin olmasıdır. Bu nedenle eğer söz konusu kişi bir hukuki işlem yaparsa fiil ehliyetinin var olduğu kabul edilecek, aksini iddia eden bu iddiasını ispat etmek zorunda kalacaktır.
Herkesçe bilinen vakıaların da ispatına gerek yoktur. Bunun aksini iddia eden ispatla yükümlüdür.
İspat yükünün özel olarak bir kanun hükmü ile belirlendiği hallerde, ispat yükü bu özel kanun hükmünde yazılı kimseye düşer. Örneğin, Borçlar Kanunu hükümleri gereği haksız fiilde zararı ispat etmek davacıya düşer.
Kanun, bazı karineler koyarak o karineye dayanan tarafı ispat yükünden kurtarmıştır. Karine, belirli bir olaydan ya da varlığı bilinen bir olgudan, belirli olmayan bir olay ya da varlığı bilinmeyen bir olgunun çıkarılması anlamına Karineler, fiilî ve kanunî karineler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Fiilî karineler, belirli bir olaydan belirli olmayan bir olay için hâkim tarafından çıkarılan sonuçtur. Örneğin, elinde içki şişesi bulunan ve sendeleyerek yürüyen kişinin sarhoş olduğu yönünde fiilî bir karine vardır.
Kanunî karineler ise, belli bir olaydan, belli olmayan bir olay için kanun tarafından çıkarılan sonuçlardır. Bazı kanunî karineler kesin karine niteliğini taşıyıp, bunun aksi ispat edilemez. Örneğin, tapu siciline kayıtlı olan bir hususun bilinmediği ileri sürülemez. Buna karşılık bazı karineler kesin olmayıp adî karinelerdir. Yani aksi her türlü delille ispat edilebilir. Örneğin, resmi sicil ve senetlerin aksi ispat edilinceye kadar doğruluğu kabul edilmektedir. Adi karineye bir başka örnek olarak birlikte ölüm karinesi verilebilir. Birbirinin mirasçısı olabilecek kişiler aynı anda ölürse ve hangisinin diğerinden daha önce öldüğü belirlenemezse, her ikisi de aynı anda ölmüş kabul edilir ve birbirinin mirasçısı olamaz.