Her dini bayramda gazeteciler, Ankara’da bulunan siyasilerin hangi camide bayram namazı kıldığını takip eder ve açıklamalarını alır. O bayram bana da büromuzun yakınındaki Saadet Partisi Camii’nde Erbakan’ı takip etmek düştü.
Camiye gittiğimizde Saadet Partililer bayram namazı için geliyordu ve AKP’nin yıldızının parladığı dönem olduğu için camideki bayram namazına ilgi düşüktü. Caminin önünde beklerken Erbakan’ın makam arabası göründü. Araba neredeyse caminin merdivenlerine yanaştı. Arabanın kapıları açıldı Erbakan’ı, iki koruması koluna girerek indirdi. İki koruma adeta Erbakan’ın kullarından tutmuş sürükler gibi götürüyordu, ayakları yere basmıyor gibiydi. Kameraman arkadaşı uyararak tarihi bir görüntü çektiğini söyledim. Bu görüntüden bir ay sonra hastaneye kaldırıldı ve orada hayatını kaybetti.
Aynı şeyi Bahçeli’de de gördüm. 66 gün sonra kameraların karşısına geçen Bahçeli, ancak korumaların yardımıyla yürüyebiliyor, oldukça fazla kilo vermiş, yüzü nedeyse çökmüş vaziyette.
Fiziksel kabiliyetini büyük oranda yitirmiş kişilerin Türkiye gibi devamlı hareket gerektiren parti genel başkanlığı görevinde niçin bu kadar ısrarcı olduklarını bunca yıldır bir türlü anlayamadım. Erbakan o şekilde bayram namazı kılmak için gelmeden kısa bir süre Numan Kurtulmuş’u partiden tasfiye etmiş ve partideki iç karışıklıkla mücadele etmek zorunda kalmıştı.
Benzeri süreçleri Bülent Ecevit de yaşadı. Başbakanlık görevindeyken uzun süre hastanede kaldı. Hastalıklarına rağmen görevlerini bırakıp bir kenara çekilmedi. Parti içindeki bir grubu tasfiye eden Ecevit daha sonra girdiği seçimde yüzde 1 oy alarak tarihi hezimete uğradı.
Süleyman Demirel de ilerleyen yaşına ve hastalıklarına rağmen hayatının son günlerine kadar Güniz Sokak’ta eski ekiplerinden insanları ağırlamaya devam etmiş; heyetler kabul etmiş, gerektiğinde iç siyasetle ilgili yorumlar yapmaktan geri durmamıştı. Sağlığı, misafir ağırlamaya elverişli değildi ama misafirlerini ağızlarına maske, ellerine eldiven, başlarına ve ayaklarına bone taktırarak yine de alıyordu özel odasına.
Erdoğan da uzun yıllardır devam eden kronik rahatsızlıklarının yanı sıra son dönemde ise hareket kabiliyetini büyük oranda yitirdi. Neredeyse yürüdüğü ve uzun süre ayakta durduğu görüntüsü kalmadı. Ayaktaki konuşmaları da kısa ve Saray’da gerçekleştirmeye başladı. Kısacası her hareketi doktor ordusunun kontrolünde olan bir lider var. Saray’da kendisine özel hastene oluşturmuş bir liderden bahsediyorum.
Dünyanın birçok ülkesinde bu kadar fazla rahatsızlığı olan insanlar ülke yönetiminde tutulmaz. En son ABD Başkanlık seçiminde Biden’ın yeniden aday gösterilmemesinin nedeni sağlık sorunun görünür ve iş yapmasını engelleyecek seviyeye gelmesiydi.
Ülkeyi yöneten iki partinin liderinin ciddi sağlık sorunları var ve halka hastalıkların durumuyla ilgili doğru dürüst bilgi bile verilmiyor.
İki liderin aldığı ilaçların, ülkeyi yönetme ehliyetlerini ortadan kaldıracak boyutta akıl ve ruh sağlığını etkileyip etkilemediğini bilmiyoruz. Sahi, Erdoğan ve Bahçeli’nin sağlığı ülkeyi yönetmeye elverişli mi?