DEM Parti: İktidar komisyon dışında tek bir adım atmadı, süreçte kırılma var

Tuncer Bakırhan, Suriye'de yaşananlar ve süreç hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. "Süreç devam ediyor. Ama, süreçte bir kırılma ve güven krizi var. Ve bu kırılmanın sorumlusu bizatihi iktidarın tercihleridir" diyen Bakırhan, iktidarın süreç başladığından bu yana komisyon dışında tek bir pratik adım atmadığına dikkat çekti.

  • ü
  • 28 Ocak 2026
  • ü
  • Politika

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’de cihatçı HTŞ ve beraberindeki güçlerin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı bölgelere yönelik saldırısı, süreç ve bölgedeki gelişmelere ilişkin Yeni Yaşam’dan Hüseyin Kalkan‘ın sorularını yanıtladı.

Suriye’de yaşananların Türkiye’de devam eden sürece etkisiyle ilgili konuşan Bakırhan, “İktidar, Suriye politikasıyla hem bölgesel barışa hem de Türkiye’deki çözüm sürecine halel getirecek pratiklerde bulundu” dedi.

Suriye’nin Halep kentine düzenlenen saldırılarla “sürece sabotaj yapıldığını ve toplumda güvensizliğin derinleştiğini” ifade eden Bakırhan, “Süreç devam ediyor. Ama, süreçte bir kırılma ve güven krizi var. Ve bu kırılmanın sorumlusu bizatihi iktidarın tercihleridir” diye konuştu.

‘İKTİDAR TEK BİR PRATİK ADIM ATMADI’

Süreç kapsamında “iktidar tek bir pratik adım atmadığını” vurgulayan Bakırhan, “Toplumun taleplerini gören, destekleyen bir girişimde bulunmadı. Bunun yerine tüm enerjisini Kuzey ve Doğu Suriye’ye ayırdı” ifadelerini kullandı.

Yayımlanan İmralı görüşme tutanağı hakkında “Tutanak dediğiniz şey yorumla, seçmeyle, montajla paylaşılmaz” diyen Bakırhan, İmralı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Abdullah Öcalan ile görüşmeye ilişkin şunları söyledi:

“Heyetimizin daha sık ve düzenli görüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu tarihi süreç, böylesi bir iletişim stratejisi ile ağır aksak gitmektedir. Bizim zaman kaybetme lüksümüz yoktur. Heyetimizin adaya gitmesi için her daim görüşme halindeyiz. Önümüzdeki günlerde yeni bir görüşme bekliyoruz.”

Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘SURİYE DOSYASINI BURADAKİ SÜRECİN ÖNÜNE KOYMAYIN’

“Biz defalarca hem kamuoyu önünde hem de iktidar ve devlet yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde şunu dedik: “Suriye dosyasını buradaki sürecin önüne koymayın. Türkiye’de atacağınız her olumlu adım, zaten Suriye’de de çarpan etkisi yaratır.”

Sayın Öcalan, Suriye konusunda çözüme katkı sunabilecek perspektifini, önerilerini defalarca ortaya koydu. Dinlemediler. Halep saldırısıyla sürece sabotaj yapıldı ve toplumda güvensizlik derinleşti.

Şunu açıkça görüyoruz: İktidar, Suriye politikasıyla hem bölgesel barışa hem de Türkiye’deki çözüm sürecine halel getirecek pratiklerde bulundu. Ama biz parti olarak barış ve çözüm imkanına sonuna kadar sahip çıkacağız. Süreç için, barış için elimizden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğiz.”

Bakırhan’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“Genel olarak Suriye’de özel olarak da Rojava’daki Kürtlerde nasıl bir kırılma oldu?

“Kürt halkı tarihte ilk defa parti, inanç, dünya görüşü gibi farklarını bir kenara bırakarak hem Suriye, İran, Irak, Türkiye’de hem de dünyanın dört bir yanında bir araya gelerek Rojava için demokratik protesto hakkını en güçlü şekilde kullandı. Uzunca bir süredir çalışması yapılan ulusal birlik için gerekli olan ortak mücadele ruhu meydanda, sokakta, sosyal medyada sağlandı. Dolayısıyla artık siyasal açıdan ulusal birliği sağlamanın psikolojik ve sosyolojik zemini hazır hale geldi. Bu madalyonun bir yüzü.

‘İKTİDAR KİBRİ YAŞIYOR OLABİLİR’

Madalyonun diğer yüzünü ise son dönemde gerçekleşen saldırıların geleceği en çok etkileyecek boyutu oluşturuyor. Tarih boyunca değişen sosyolojiyi ve politik psikolojiyi okuyamayan devletler, tarihin ve toplumun gerisine düşer. Belki mevcut iktidar şu anda konjonktürel olarak belli güç dengelerine yaslanıyor ve iktidar kibri yaşıyor olabilir ama geleceği görmek gerekir.

Hem sahadaki gözlemlerimiz ve görüştüğümüz çok farklı çevrelerden insanlar hem sosyoloji ve politik ekonomi açısından bakıldığında Kürtler, Halep’e ve Rojava’ya saldırılardan sonra muazzam bir duygusal kırılma yaşadı. Hükümet temsilcilerinin açıklamaları, medya düzeni ve sosyal medyadaki ırkçı hezeyanlara karşı ne hukuki ne de siyasi bir karşı çıkış olmaması Kürtler açısından kırılmanın en önemli nedenleri oldu.

Modern siyasette duygu, tali bir alan değil; toplumsal sözleşmenin harcıdır. Yürütme erkinin bunu iyi bilmesi gerekir. Bu duygusal kırılmanın onarılması devletin en önemli görevlerinden biri olarak duruyor. Mevcut durum bir kardeşlik retoriği veya et-tırnak edebiyatıyla onarılacak yerde değil. Daha yapısal ve esastan düzenlemelerin ciddi anlamda vaktidir. Eşit yurttaşlık, tanınma ve demokratikleşme gibi yasal-ussal adımların atılması gerekiyor.

Rojava’ya uygulanan ablukanın sonuçları nedir, bu konuda kamuoyuna bir çağrınız var mı?

İlk olarak küresel düzen, Rojava’yı çoğu zaman bir dosyaya indirgiyor. İşte IŞİD’le mücadele, sınır güvenliği vs gibi başlıklarda gündeme geliyor. Böyle olunca hak ve statü meselesi, ertelenebilir hatta harcanabilir görülüyor. Buna teşne birçok ülke yaklaşımı mevcuttur.

İkincisi, Rojava’daki yaşam modeli ve deneyiminin bölgesel anlamda statüko ile beslenen diktatörlükleri son derece rahatsız ettiği açık. Çünkü bu deneyimi bulaşıcı görüyorlar. Ablukalar üzerinden modeli nefessiz kılarak, başarısız gösterme amacı var.

Üçüncüsü, Türkiye’de de Rojava düzenli olarak hedef gösteriliyor, Kürt düşmanlığı ekseninde güvenlik alanına çekiliyor, terör denilerek hedef yapılıyor. Oysa bir tehdit durumu yoktur, hiç olmadı da.

Bu üçünü topladığınızda Rojava’da esas savaşın barış arayışı ile savaş, demokrasi ile faşizm arasında yaşanan bir savaş olduğunu görürüz.

‘SINIR KAPILARININ AÇILMASI İÇİN GÖRÜŞÜYORUZ’

Kamuoyuna çağrımız, Rojava bir insanlık onurudur. Bir toprak parçası ya da sıradan bir yer değildir. Rojava’daki savaş hali, bölgeye dayatılan çözümsüzlük düğümünün provasıdır.
2011’den bu yana burası, halkların birlikte yaşadığı en güvenli ve en seküler deneyimlerden biri olarak görüldü. Bu deneyim, “istikrar” denilen şeyin yalnız askeri kontrolü değil; toplumsal sözleşme, yerel yönetim, birlikte yaşam ve kadın özgürlüğü ile mümkün olabileceğini gösterdi. Rojava’nın tasfiyesi, yalnız Kürtleri değil, bölgedeki tüm toplulukları mezhepçi/tekfirci şiddetin insafına bırakır. Kim “laiklik-demokrasi” diyorsa, bunu somut örneğinde savunmak zorunda diye düşünüyorum. Rojava yaşatılmadan Ortadoğu’da “değerler” söylemi boş gösteren olur.

Bu bağlamda partiniz hangi adımları veya çalışmaları planlıyor?

Halep saldırısından hemen sonra bir kriz masası kurduk ve üç alanda yoğun çalışma yürütüyoruz.

Birincisi, demokratik tepkidir. İlk günden bu yana halkımızla birlikte alanlardayız, sınırdayız. Rojava’ya yönelik saldırılara karşı asla sessiz kalmayacağız. Demokratik protesto ve dayanışma eylemlerimizi sürdüreceğiz. Halen her gün yüzlerce yerde yürüyüş, açıklama ve demokratik protestolar var.

İkincisi, siyasi çözümdür. Türkiye’deki parti liderleriyle görüşmeler yapıyoruz, ayrıca STK ve kurumlarla. Burada amacımız Kürtlere yönelik saldırıların durdurulması ve Türkiye’nin Suriye’de yapıcı bir rol oynaması. Uluslararası diplomaside de aktif çalışıyoruz.

Üçüncüsü, acil insani yardımdır. Kobani başta olmak üzere Rojava kuşatma altında. Elektrik yok, su yok. Çocuklar soğuktan ölüyor. Gıda ve ilaç krizi had safhada. Yerel yönetimlerimiz öncülüğünde yüzlerce tır yardım malzemesi hazırda bekliyor. İktidarla Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarının açılması için görüşüyoruz. Henüz sonuç alamadık ama ısrarımızı sürdüreceğiz. Türkiye’den insani koridor acilen açılmalı. Bu sadece siyasi bir mesele değil, insani bir sorumluluktur. İnsani koridor açılana kadar çalışmalarımızı gece gündüz demeden sürdüreceğiz.

Abdullah Öcalan ile Meclis komisyonu arasında yapılan görüşme tutanağı tartışma yarattı. Özellikle bu süreçte çarpıtılarak yayınlanmasını neye bağlıyorsunuz?

Öncelikle dikkatinizi bir konuya çekmek istiyorum. Bu tutanaklar, çözüm zemininin bugüne kıyasla daha olumlu olduğu, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyonların henüz gündeme gelmediği bir döneme aittir. Meclis Komisyonunun Sayın Öcalan’la yaptığı tarihi görüşmenin tutanaklarının komisyon üyeleri ve Türkiye halklarına sunulmasını talep etmiştik. Komisyonda AKP dışındaki partiler de bu yönlü talepte bulunmuştular. O dönem görüşme tutanakları yayınlanmadı. Çok kısa ve manipüle edilmiş bir özet komisyonda okundu.

Halep’teki katliam girişimi ve Rojava’ya dönük saldırıların olduğu bu dönemde tutanakların komisyon üyelerine sorulmadan ve bilgi verilmeden kamuoyuyla paylaşılması elbette bir siyasi hesabın sonucudur. Ama baştan söyleyelim, bu ucuz bir siyasi hesaptır.

Sayın Öcalan yalnızca bir “muhatap” değil; bu meselenin tarihsel ağırlığını taşıyan, barışın ve demokratik çözümün baş müzakereci adresidir. Barış ve demokrasi çizgisi konjonktürel değil; ilkesel, tarihsel ve siyasidir. Tam da bu yüzden, bugün yaratılan negatif zeminde bu tutanakları araçsallaştırmak, çarpıtmak, bağlamından koparmak; iyi niyet değil, art niyet göstergesidir. Üstelik kullanılan yöntem de başlı başına sorunludur: Tutanak dediğiniz şey yorumla, seçmeyle, montajla paylaşılmaz. Tutanak olduğu gibi aktarılır. Aksi, hakikati boğmaktır.

‘AÇIKLIKLA VE SİYASİ CESARETLE KURULUR’

Tutanakların yayınlanması insanların Sayın Öcalan’a dair negatif kanaat oluşturmasını sağlamak için yayınlandığını ama bunun nafile bir çaba olduğunu düşünüyoruz. Elli yıl ısrarla sürdürülen ama tek bir sonuç üretmeyen “Anadolu’dan Görünüm ve Tek Türkiye” senaryosunun farklı araçlarla sürdürülmesidir. Gazeteniz aracılığı ile net ifade etmek isterim; hakikati parçalayıp servis etmek yerine, barışın hakkını verin. Toplumun duygusuyla oynamayın; toplumun acısını büyütmeyin. Bu ülkenin kaybedecek bir günü, halkların kaybedecek bir canı daha yok. Barışın dili kurulacaksa, bu dil manipülasyonla değil; açıklıkla ve siyasi cesaretle kurulur.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni hızlandırmamız gereken bir dönemdeyiz. Sürecin önüne yeni stres testleri koymak kimseye kazandırmaz. Bu kapsamda bu süreçleri yönetenleri ucuz siyasi hesaplara tevessül etmemeye çağırıyoruz.

Sürecin yeni bir ivme kazanması için hangi adımlar atılmalı ve İmralı heyetinin adaya gitmesi için bir girişiminiz var mı?

Çözüm ve barış sürecinin yeni bir ivme kazanması için yapılması gereken şey, niyet beyanlarından vazgeçip somut adımlar atmaktır. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek adımlar atılmalı. Kürt olgusu tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmeli. Sayın Öcalan ile daha sık, her kesim ile görüşebileceği, sesini topluma duyuracağı sağlıklı diyalog zemininin açılması gerekir. Bu da çatışmasızlığın kurumsal güvencelere kavuşturulmasında itici güç olacaktır.

‘MUHALEFET ÜZERİNDEKİ BASKI KALKMALIDIR’

Bu ay sonunda bitmesi planlanan ortak raporun güçlü ve tüm toplumsal beklentileri karşılayacak içerikte olması çok hayatidir. Yüzlerce görüşme oldu, tespitler ve olması gerekenler çok net ortaya kondu. Bunlara cevap olmak, siyaset kurumunun ama en çok da yürütme erkinin politik ve ahlaki görevidir. Toplumun istediği, bilimin, sosyolojinin istediği açıktır. Yine buna paralel olarak yargının siyasallaşmasına son verilmeli; siyasi tutsaklar, seçilmişler ve muhalefet üzerindeki baskı kalkmalıdır.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Heyetimizin daha sık ve düzenli görüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu tarihi süreç, böylesi bir iletişim stratejisi ile ağır aksak gitmektedir. Bizim zaman kaybetme lüksümüz yoktur. Heyetimizin adaya gitmesi için her daim görüşme halindeyiz. Önümüzdeki günlerde yeni bir görüşme bekliyoruz.”

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER