Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), partilerinin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınarak tutuklanmasının ardından Saraçhane’de başlayan mitingler Maltepe’ye taşındı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bu tarihi toplantıya katılan buraya miting değil eylem yapmayan gelen milyonlar hepinize merhaba” dedi. Özel şu ifadeleri kullandı:
Silivri’de yatan arkadaşlarımız da bizler de 19 Mart’tan sonra neredeyse sokağa çıkmayı yasaklayıp, bütün ulaşım araçlarını durdurup yolları kesip, bizi orada yalnız bırakmaya çalışanlara inat ilk gece 150 bin ikinci gece 220 bin, üçüncü gece 500 bin, 23 Mart demokrasi devriminde sonra Saraçhane’ye çıkan milyonlar şunu gösterdi, biz endişeyiz, korkuyu evde bıraktık, sokaklarda ve meydanlardayız. Bugün İstanbul’da sadece burada Maltepe’de miting yok. İstanbul’da bütün metro istasyonlarında Marmaray’da iskelelerde miting var. Bir avuç insanın darbe girişimine tanık olduk.
Kendinden sonraki cumhurbaşkanını engellemek için halefine darbe yapan, demokrasiyi rafa kaldırıp bundan sonra ölene kadar o koltuğu bırakmak istemeyen birinin ilk denemesiydi. Bunu milyonlar püskürttü. Onları yeneceğiz ve bu güzel ülkeyi onlara asla teslim etmeyeceğiz.
Millet 31 Mart’ta Türkiye’de iktidar değişim sürecini başlattı. CHP, 47 yıl sonra ilk kez Türkiye’nin birinci partisi oldu. İmamoğlu Erdoğan’ı 4 kez yendi.
CHP’li belediyeleri silkeme yarışına girdiler. Geçim yoksa seçim var dedik. Erken seçimin adayı erken olur, aday belirlenir dedik. İmamoğlu kimyalarını bozdu. Önce meydanlara indik, ardından sandığa gittik. Yaptığımız ön seçimin duyurulduğu gün Ekrem Başkan’ın diplomasına yasak getirilmeye çalışıldı.
Ya bu korku iklimine teslim olacaktı. Ya bekledikleri gibi öğrenciler, gazeteciler, sanatçılar, siyasetçiler sinip evde oturacaklardı ya da tarihin bu kırılma noktasında dünyanın en acımasız ve en korkak saldırısına karşı cesaret kazanacaktı.
Beş günlük verilen yasağa karşı bizler sivil darbenin, Tayyip Erdoğan’ın saray darbesinin karşısında direnmek için Saraçhane’ye, İstanbullunun Ekrem Başkan’a emanet ettiği sembol mekana davet ettik.
O gece İstanbul’un dört bir yanından hiçbir araç olmadan, önlerine çekilen barikatı kimseye zarar vermeden devirip geçerek Saraçhane’ye toplanan yüzbinler geleceğe sahip çıktılar. Hepinizi ayrı ayrı kutluyorum.
İşte, CHP lideri Özgür Özel’in konuşmasının satır başları:
Silivri cezaevine, Edirne’ye, Sincan’a, Kandıra’ya bu cezaevlerinde siyasi tutsak olan cumhurbaşkanı adayımıza, genel başkanlara, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, siyasetçilere ama en çok da hepimizin gelecek umudu gençlere, öğrencilere merhaba.
Çocuklar gülsün, gençler geleceğini Türkiye’de düşünsün diye bu meydanı dolduran buraya miting değil eylem yapmaya gelen milyonlar hepinize merhaba. Bayramın arefesi ve sivil darbenin, darbe girişiminden sonraki ilk tatil günü herkes memleketine gidebilirdi. Bugün bu meydana gelip toplanmak burada buluşmak böyle bir iradeyi ortaya koymak bu fikri ilk ortaya attığımızda “yanlış zaman yanlış mekan o meydan boş kalır bu mücadele aksar” dediler. Ama Silivri’de yatan arkadaşlarımız da bizler de 19 martta yaşananlardan sonra sokağa çıkmayı neredeyse yasaklayıp, 3 kişinin toplanmasına yasak getirip bütün ulaşım araçlarını durdurup Saraçhane’ye Şehzadebaşı’na, tarihi yarım adaya gelen bütün yolları kesip, vapurları, metroları durdurup İstanbul’un iradesini yalnız bırakmaya çalışanlara inat 23 Mart’ta buraya koşan milyonlar bize şunu gösterdi; biz artık korkuyu ve yorgunluğu evde bıraktık. Sokaklardayız. Meydanlardayız.
Bugün burada bir tarih yazıyorsunuz. Türkiye’nin geleceğine el koyuyorsunuz. Geleceğimizi savunuyorsunuz. 19 Mart günü yurt dışındaki belli odaklardan icazetli bir darbe planı hayata geçirildi. milletin aldığı yetkiyi kötüye kullanarak Türkiye’ye ihanet eden bir avuç insanın darbe girişimine hep birlikte tanık olduk. Bu darbe milletin gözünden ve gönlünden düşmüş bir avuç insanın bu ülkenin gelecek umuduna gelecek iktidarına bundan sonraki cumhurbaşkanına karsı giriştiği onu siyasetten uzaklaştırma kendisini yeneceğini bildiği rakibini siyasetten yasaklama ve sandıkla geldiği halde sandıkla gitmeme ve bu hayalini hayata geçirmek için demokrasiyi araç gören, sandıkla gelip sandıkla gitmek istemeyen, kendinen sonraki cumhurbaşkanını engellemek için darbe yapan, ölene kadar o koltuğu bırakmak istemeyen birinin ilk denemesiydi.
En ciddi denemesiydi ve bunu milyonlar püskürttü, siz püskürttünüz. Darbecileri siz yendiniz, onları yeneceğiz onlara bu güzel ülkeyi asla teslim etmeyeceğiz.
Hatırlayalım millet 31 Mart’ta türkiyede iktidar değişim sürecini başlattı. AK Parti 22 yıl sonra ilk kez yenildi. CHP 47 yıl sonra ilk kez Türkiye’nin birinci partisi oldu. Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü’nde bir kez İstanbul’da ise tam üç kez Erdoğan’ı ve karşısına çıkardığı adayları yendi.
6 ay boyunca belediye başkanlarımız ve başta Ekrem Başkanımız inanılmaz bir mücadele sürdürdü. Bu iktidar sadece seçimi kazanabilmek için tüketici güven endeksini bir noktada tutabilmek için öyle şeyler yapmıştı ki 128 milyar dolarımızı yakmış dolar yükselmesin diye olmadık işler yapmış hepimizi borçlandırmış, bütün dünya enflasyonu faizi doğru kullanarak dizginlerken bu güya bu işe ideolojik yaklaşmış. Enflasyonun sebep değil sonuç olduğunu, bununla mücadele için faizin asla artmayacağını söylemiş.
Artık acı reçeteden, kemer sıkmaktan, maaşlara zam yapmamaktan çekinmiş durumdalardı. Hal böyle olunca iş belediye başkanlarımıza düştü.
Biz milletten aldığımız, biz milletten aldığımız yetkiyi kimseyle didişmeden, takışmadan, kutuplaşmadan, o ağzı kötü, zihni kötü her fırsatta hakaretler yağdıran dile teslim olmadan, onlara uymadan hem 31 Mart seçimini hem de devamını götürüp AK Parti’nin, MHP’nin kıymetli ancak birileri tarafından oyları kendinde tapulu gördüğü, hor gördüğü seçmenleriyle ilişki kurduk. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, İmamoğlu’nun halkçı belediyeciliği 6 ay sonraki ölçümlerde %48’lik bir oy oranından, memnuniyet oranından yüzde 58’lere tırmandı.
Ekrem İmamoğlu Recep Tayyip Erdoğan karşısında aday olduğu takdirde şüphesiz, tartışmasız açık farkla kazanacak isim olarak ortaya çıktı. Bu süreçte biz bu sonuçları memnuniyetle takip ederken birilerinin bu sonuçlardan kimyası bozuldu ve hepinizin gözü önünde talimatı verdiler. Dediler ki silkeleyin. CHP’li belediyeleri madden, manen ve hukuken silkeleme yarışına giriştiler, hadsizliğine giriştiler.
Biz o aşamada bunların yaptığımız sosyal yardımları engellemek, protein, süt yardımını kesmek, çocuğun beslenme çantasına saldırmak, kent lokantalarını kapatmak, kreşleri kapatmak, öğrenci yurtlarını, burslarını durdurmak niyetine girdiklerini görünce teslim olmadık. Meydan okuduk ve dedik ki eğer bu vakitten sonra emekliye bunu yapıyorsan, asgari ücretliye bunu yapıyorsan, öğrenciye bunu yapıyorsan, dar gelirliye bunu yapıyorsan, seçim yoksa bundan sonra seçim var dedik. Erken seçimin adayı da Ekrem olur, sandıklar kurulur, aday belirlenir dedik.
Biz Türkiye’nin geleceğini, iyiliğini beklerken birileri kötülüğe iyice karar vermiş ve buraya talimatlı aparatlarını çoktan göndermişti.
Geçmişte hangi dava varsa, hangi siyasi yasak davası varsa onların altında imzası olan, mahkeme mahkeme gezen, Tayyip Bey’in karşısındaki herkesi ezen seyyar giyotin’i Tayyip Bey ödüllendirerek bakan yardımcısı yapmıştı. O gün kendi deyimiyle, kendi deyimiyle bakan yardımcılığı siyasi bir pozisyondu ve bu siyasi pozisyondan bir daha kanunlarımıza göre savcılar, hakimler, milletvekili aday adayı bile olsalar göreve dönemezdi ama o seyyar giyotin’i İstanbul’da görevlendirdi. Oradan sonrasını hep birlikte yaşadık. Gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri, iş insanlarını, siyasetçileri, siyasi partilerin genel başkanlarını, öğrencileri bir bahane tutup onları bir şekilde sorgulayıp, tutuklayıp, içeriye atıp, bir gün cesaret göstermemeleri, bir gün dışarıya çıkmamaları, bir gün hak aramamaları üzerinden yıldırmaya ve bezdirmeye çalışıyorlardı.
Hepimizin bildiği gibi öyle işler yaptı ki, bir gün tepki göstermek gereken bir şey yaparsam, sanatçılar 12 yıl önceki Gezi sorgulanıyor diye, gazeteciler canlı yayında söyleneni haber yaptılar diye, akademisyenler tweet yazdılar, iş insanları kürsüde ekonomiyi eleştirdiler diye gözaltına alındılar, tutuklandılar.
Hal böyle olunca biz sinmek yerine ayağa kalkmayı, biz adayımızı belirlemeyi ve buna karşı bir büyük mücadele vermeyi Türkiye’ye ilan ettik. Önce meydanlara indik, ardından sandığa gittik. Yaptığımız ön seçimin duyurulduğu gün Ekrem Başkan’ın diploması için yasak getirilmeye çalışıldı ve o günden itibaren süreci o kadar çok hızlandırdılar ki diplomasını iptal etmek istemeyen fakültenin dekanını görevden alıp, iptal etmeyeceğini anladıkları yönetimin yerine üniversite yönetimini toplayıp sabahın köründe, şafak vaktinde Ekrem Başkanımızın evine 40 tane polis aracıyla gidip onu, İstanbul’un seçilmişini gözaltına alıp 4 gün tuttular.
İşte orada tarihin kırılma noktasındaydık. Öyle bir yerdeydik ki ya bu korku iklimine teslim olacaktık ya onların hesabı tutacaktı ya bekledikleri gibi öğrenciler, gazeteciler, sanatçılar, siyasetçiler sinip evde oturacaklardı ya da tarihin bu kırılma noktasında dünyanın en acımasız ve en korkak saldırısına karşı cesaret kazanacaktı.
İşgal yıllarında İstanbul işgal altındayken kim ilk ayağa kalktıysa Darülfünun öğrencileri, İstanbul Üniversitesi önüne çekilen barikatı yıktı attı ve ilk yola onlar çıktı.
İstanbul Üniversitesi’nin öncü sesine o dönemin devrimcisi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul’daki diğer üniversiteler, Boğaziçi’nin büyük mücadelesi eklendi. Yıldız eklendi, tüm üniversiteler eklendi. O gün 5 günlük verilen yasak, toplanma yasağına karşı bizler sivil darbenin, Tayyip Erdoğan’ın, saray darbesinin karşısında direnmek için sizleri, hepinizi yürüyerek, gerekirse yalınayak Saraçhane’ye yani İstanbullunun Ekrem Başkan’a emanet ettiği sembol mekana davet ettik.
O gece İstanbul’un dört bir yanından hiçbir araç olmadan yürüyerek, elleriyle, yürekleriyle gelerek önlerine çekilen barikatı kimseye zarar vermeden devirip geçerek Saraçhane’ye toplanan yüz binler Türkiye’nin geleceğine, İstanbul’un geleceğine, gelecek cumhurbaşkanımıza ve iktidarımıza sahip çıktılar. Hepinizi ayrı ayrı kutluyorum.
Bu süreçte her gece, her gece biz çoğaldıkça, her gece biraz daha kalabalık oldukça, ODTÜ Ankara’da yürüyüp Ankara ODTÜ’ye yürüdükçe, bu sese Türkiye’nin 81 ili, 973 ilçesi eklenince ve artık her gece on milyonlar demokrasiye sahip çıkınca hesap yapanlar, hesap kuranlar, rakibini saf dışı edip, İstanbul Barosu’na kayyum atayıp, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyum atayıp, İBB’ye kayyum atayıp, dikensiz gül bahçesi, korkmadığı rakipler, takatsız partiler, sinmiş yapılar bekleyenler meydanlardaki on milyonları görünce gözüne ışık tutulmuş tavşana döndüler. Ne yasakları işledi, ne tehditleri işledi ne de bundan sonra mücadelemizi kıracak bir şekilde yaptıkları hesaplar tuttu. Oyunları bozanlara, hepinize, on milyonlara teşekkür ediyorum. On milyonlara.
Ve 19 Mart darbe girişimini tam olarak tarih önünde mahkum eden ise bizim 23 Mart’ta üyelerimizi sandık başına davet etmişken, üyeler gelip oy kullanacakken, o güne isabet ettirerek tutuklama yapanlara karşı sandıkların yanına koyduğumuz dayanışma sandıklarına, o 23 Mart sabahı yataklarından kalkanlar elini yüzünü yıkayıp devrim yapmaya gidiyorlardı. 15,5 milyon kişi Türkiye’nin dört bir yanında kalktılar, geldiler, seçtiler ve tarihe geçtiler.
15,5 milyon kişinin Türkiye’de oluşturduğu o kuyruklar, o iki elinde bastonuyla merdivenleri tırmanan annem, 3 aylık bebeğini karnında taşıyan, karnında cinsiyeti belli olmayan çocuğunun geleceğini demokratik devrimde arayan anne, gençler, işçiler, emekçiler, emekliler, köylüler hep beraber sandıklara koştular, demokrasiye sahip çıktılar. Tek adama hayır, diktaya hayır, millet biziz, bizim dediğimiz olur, biz kazanacağız dediler. Biz kazanacağız dediler. Şimdi o on milyonlar artık eve girmez.
Diyorlar ki sokağa çağırıyorsunuz. Eğer, eğer birileri bindikleri demokrasi treninden iniyorlarsa, eğer birileri kendilerini getiren sandığı meşru görüp götürecek sandığa direniyorlarsa, rakiplerine yasak getirmek için iftiraya kalkışıyorlarsa, iftiraya kalkışıyorlarsa ve eğer birileri demokrasiyi araç görüp esas bir tek adam rejimine, hayallerindeki saltanata, hilafete doğru yürümeye kalkıyorlarsa bunlara karşı demokrasiyi savunmak haktır ve bu mücadelenin yeri sokaktır.
Buradan sonra klasik hiçbir ezbere teslim olmayacağız. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum bakın yasak dediniz, milyonlar her gece toplandılar, sandığı yasakladınız 15,5 milyon kiş gittiler. Hep birlikte bir şeye sahip çıkıyorlar bunlar sadece CHP’liler değil, bunlar senin zulmünden yılmış 10 milyonlar ve diyorlar ki millet benim ben milli iradeyim, adayımı bırak sandığı getir, adayımı yanımda sandığı önümde istiyorum
Buradan sonra klasik hiçbir ezbere teslim olmayacağız. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bakın, yasak dediniz, milyonlar her gece toplandılar. Sandığı yasakladınız, 15,5 milyon kişi gittiler. Hep birlikte bir şeye sahip çıkıyorlar. Bunlar sadece Cumhuriyet Halk Partililer değil, bunlar senin zulmünden yılmış on milyonlar ve diyorlar ki millet benim, ben milli iradeyim, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum.
Yaşadığımız süreç, 19’undaki darbe girişiminin 7 gün boyunca Saraçhane’de gece mitingleriyle, 23’ünde sandık başında tüm Türkiye’de 15,5 milyon kişiyle ve bugün Maltepe’de daha önce yine bize ait olan rekoru hep birlikte kırmamız ve tarihin en büyük buluşmasını burada gerçekleştirmemizle birlikte geriye püskürtülmüştür. Ancak darbeciler halihazırda bizim irademize, gelecek hayalimize, cumhurbaşkanı adayımıza darbe girişiminde bulunanlar halihazırda iktidarda oldukları için şu an başımızdaki cunta pozisyonundadırlar. Halk desteği, kamuoyu desteği hatta devletin içinde destekleri gitgide erimiştir. Başımızdaki cunta darbe girişimine birtakım ufak tefek yerlerden devam etmeye çalışmakta. Örneğin Radyo Televizyon Üst Kurulu’ndan, oranın penceresinden demokrasiye kurşun atmaktadır. Kapatma kararı verilen Sözcü TV ile çeşitli cezalarla lisans iptaline niyetlenilen Halk TV ile, Tele1 ile, Fox TV ile bu meydanları gören, bu meydanlarla konuşan, milletin sesini milletten esirgemeyenlerle dayanışma içinde olacağız ve özgür basına, cesur basına kuvvetli destek alkışlarınızı yolluyoruz.
İstanbullular sizin iki seçimde üç kez seçtiğiniz Ekrem Başkanımızı yolsuzlukla, teröre yardımla itham ediyorlar. Ellerinde hiçbir delil, hiçbir kanıt yok. Yolsuzluk, terör gibi boş laflarla bikemedikleri bileği savcılara, hakimlere kırdırmaya çalışıyorlar. Kumpas dosyasında her yalan var ama hukuk yok. Bir MASAK raporunu aylarca konuştular, ortaya çıktı ki tutuklanmadan, gözaltından iki gün önce teslim edilmiş. 10 Mart’ta MASAK’tan istenmiş, 17 Mart’ta teslim edilmiş. Oysa aralık, ocak, şubat, anlattıklarının hepsi yalanmış. Ekrem Başkan kendine sorulan tüm sorulara cevap verdikçe MASAK raporu perişan oldu, eridi gitti. Zaten o rapora imza atacak bir uzman bile bulamayıp uzman yardımcısının mahcup ifadeleriyle suçlamayan, kanıtlamayan, sadece savcıdan korkusuna yasak savan o kağıt parçaları yok oldu gitti. Şimdi buradan Tayyip Erdoğan’a tarihin en büyük meydan okumasını aktarıyorum. Ekrem Başkan diyor ki benim bir suçum yok, günahım yok, senin yalan ve iftiraların var. Eğer kendine güveniyorsan ben istiyorum, gerekli düzenleme yapılsın, yargılandığım mahkeme TRT’de canlı yayınlansın. Hodri meydan!
Soruşturmada tanık yok, şahit yok, delil yok. Peki ne var? Ne var biliyor musunuz? … gizli tanıklar var. Adı kim bu tanıklar? Meşe, Ladin ve Çınar. Hukuka dair tek ilkesi olmayan bir odunun gizli tanıkları bunlar. Meşe, Ladin ve Çınar. Ve bu gizli tanık şöyle ifade veriyor: “Şu şu ihalede böyle bir şey olduğunu duydum, böyle verildiğini düşünüyorum, bu ihaleyi şu kişi almadığına göre şu kişiye vermişlerdir diye değerlendiriyorum.” İspat, kanıt hiçbirisi yok. Rüşveti ne verdim diyor ne aldım diyor ne gördüm diyor. Sadece başkalarından duydum diyor ve birileri bununla İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı’nı tutukluyor. Bütün işleri güçleri, bütün işleri güçleri yalan ve dolan. Bakın gizli tanık dediklerinin 55 tane suç dosyası çıktı. Tanıklardan, iftiracı tanıklardan. Yani eskiden AKP’den iş alan şimdi Ekrem Başkan’a kara çalan adamın 100’den fazla suçu çıktı. Tecavüzcülerden, tacizcilerden tanık icat edip Ekrem Başkan’ı size yargılatmayız, karalatmayız.
Yıllarca oluşturdukları medya düzeniyle, Atatürk’ün kudurduğu ajansları hepimizin vergisiyle kurulmuş çalışan televizyonları, TRT’yi yalanların en büyüğüne alet ederek iftira ve kara çalanlara inat, örneğin kalbinde altı stent olan Mahir Polat’ın hesabından gariban vatandaşa 50 TL, 100 TL yolladığı havaleleri terör örgütüne destek diye, 100 lira, bir çorba parası. Yolda önünü kesmiş, para istemiş, alın hesabını atın bana para demiş. 100,200 atmışlar, bunu MASAK raporuna yazmışlar. Yedi kişilik, yedi kişilik terörden sorumlu arkadaşlar, bir tanesi de Ekrem Başkan. Eski görüntülerle bir şirkete yapılan baskında şirket kasasından çıkan parayı böyle yayıp göstererek yaptıkları algı operasyonuna inat yedisinin evlerinden, kasalarından, iş yerlerinden toplam çıkan para tutanak altında 15.000 lira, yedi kişiden çıkan toplam para. Oysa bu utanmazlar 560 milyar lira diye bir rakam atıp milletin midesini bulandırmaya çalışıyorlardı.
Ekrem Başkan’ın, Tayyip Bey soruyor, soruyor. Diyor ki ya kardeşim siz bu adamlara kefil misiniz? Buradan Özgür Özel olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin son genel başkanı olarak söylüyorum. Ekrem Başkan’ın temizliğine, dürüstlüğüne ve namusuna kendi namusum kadar kefilim ben Erdoğan, kendi namusum kadar.
Yine onun gibi içeride tutulan bütün belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, belediye bürokratlarımızın, içeride haksız yere tutulan bütün arkadaşlarımızın suçsuzluğuna kendi namusuma inandığım kadar inanıyor, hepsini yürekten selamlıyorum.
Erdoğan öyle bir işin içine girdi ki altında kendisi kaldı, kalacak. Örneğin “Turpun büyüğü heybede.” dediği gün gizli tanık, hangisi bilmiyorum odunlardan, ya Meşe ya Çınar ya Ladin ifade vermiş Ekrem Başkan hakkında ve o ifade daha tutanağa geçmeden Tayyip Bey’e söylenmiş. Keyifle söylüyor. “Turpun büyüğü heybede.” Şimdi ben size bu turpun büyüğünü göstereceğim. Arkadaşlar ekrana yansıtsınlar. Turp Tayyip’in uydurduğu rezil palavralardır. İşte turp budur!
Tayyip’in uydurduğu rezil palavraya turp diyoruz. Şimdi diyor ki daha turplar var, daha büyüğü var. Evet, demek ki daha büyük iftira atacak, daha büyük yalan söyleyecek ama Tayyip Bey eğer turp demek suç demekse, turpun büyüğü suçun büyüğü demekse ve turpun büyüğü sonra çıkacaksa yani en büyük suç, en büyük suçlu ortaya çıkacaksa o zaman hepimiz buradan bir şey anlıyoruz. Turpun büyüğü sensin Erdoğan, sensin! Sensin!
Şunu bilmek lazım, Allah insana rakibinin de, Allah insana rakibin de hatta düşmanın da mertini versin. Mert bir rakip, mert bir düşman istiyoruz.
Suç yok, delil yok, eli boş, günü dolmuş, hapse yollamış. Sonra ne yapıyor? Cezaevindeki kadın hükümlüye görüntüyle bağlanıyor. Diyor ki: “Bazı şeyler var değil mi? Bilip de gizliyorsun değil mi? Biz sana hatırlatalım mı? İmzayı atar mısın? Atıp da yarın çıkar mısın? Yoksa görüntüyü kaparsam 10 yıl çıkamazsın. İki yaşında kızını 10 yıl göremezsin.” Bu mu? Bu mu adalet? Zavallı gencecik bir kadını el kadar bebeğiyle tehdit eden savcıya şunu söylüyorum: “Bekle, o günler gelecek, bu eller senin alnını karışlayacak! Alnını karışlayacak!
Erdoğan, bir yandan suçüstü yakalanmıştır ve bu ülkenin gençleri korkuya boyun eğmeyeceklerini, baskıya diz çökmeyeceklerini, susmayacaklarını hepimize ve bütün Türkiye’ye göstermiştir. Üniversiteleri, sokakları, sosyal medyayı hatta tüm hayatımızı baskılayacaklarını sananlar, biraz önce söyledim, İstanbul Üniversitesi’nin öncü gücüne, ODTÜ’nün devrimci kimliğine, Yıldız Teknik’e, İTÜ’ye, Boğaziçi’ne, Türkiye’deki üniversite gençliğine yenilmişlerdir.
Bu sesi duyması gereken iktidar duymak yerine hırsla, kinle çocuklarımıza saldırmayı tercih etti. Polisimizi evlatlarımızın üzerine yolladı. Kanunsuz emirler verdi ve uygulattı. Çocuklarının yanında durmak için meydanlara koşan anneleri, babaları, nineleri, dedeleri bile marjinal diye tanımlattı. Yüzlerce çocuğumuzu, binlerce evladımızı gözaltına aldılar. Yüzlercesini tutukladılar. Bir tek amaçları vardı: Sindirelim, korkutalım, bir daha dışarı çıkmasınlar. Türkiye’nin görülmüş en büyük cadı avından sonra ilk kez, ilk kez yapılan çağrıda Maltepe Meydanı’nda 2,2 milyon kişiyi görüyor musun Erdoğan?
Erdoğan, gençleri sindirecektin! Burada sinen kimse görüyor musun? Üniversiteyi susturacaktın! Susan üniversite görüyor musun? Bizleri eve kapatacaktın! Evde oturan kimse görüyor musun? Uzaktan yakından kimse Ekrem Başkan’a sahip çıkmayacaktı. Bak, karşımdaki yiğide bir bak! Yiğidime bak! Aslanıma bak! Arkasında 15,5 milyon oyla dimdik karşında! Görüyor musun?
Ekrem Başkan Silivri’de dedi ki: “Koroyu dinledim, dünyanın en büyük korosuyla cezaevinde geçirdiğim ilk gece birlikte şarkı söyledim. Teşekkür ederim.” O teşekkürü Saraçhane’ye iletirken ki buradan o gece dünyanın en büyük korosuyla Ekrem Başkan’a seslenen milyonlara şükranlarımızı sunuyoruz ama ben dedim ki bekle, daha büyüğünü getireceğim. Dünyanın en büyük korosu hazır mıyız? Hazır mıyız?
O zaman buradan Ekrem Başkan’a ve bu diktatöre karşı baş kaldırdığı için hücrelerinde ayrı ayrı yatan bütün yiğitlere, aslanlara selam olsun! Ekrem Başkan’a selam olsun!
Bu akşam Silivri’de yan yana cezaevlerinde birlikte yatacak olan “Her şey çok güzel olacak” diyen 21 yaşındaki Berkay’la, onun, onun istediği gibi bir Türkiye olsun diye çalışan Ekrem İmamoğlu’nu aynı hapse atan saray rejimi artık çökmüştür. Başaramadınız, başaramayacaksınız.
Bunların akıl almaz bir demokrasi anlayışı var. Kaybettikleri seçim kötü seçim, kazandıkları seçim iyi. Bunları destekleyenler iyi, bunları desteklemeyenler, karşı çıkanlar kötü. İşine gelince yerli ve milli, gelmeyince marjinal örgüt. Size marjinal diyorlar ya, al bak Erdoğan bu meydana! Al sana marjinal örgüt! Al sana marjinal milyonlar!
Kazanamadıkları belediyelere, barolara el koyuyorlar. Şirketlere, diplomalara el koyuyorlar. Alamadıkları mazbataya el koyuyorlar. Bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde verilmiş hangi kağıdın garantisi var?
Sonra diyorlar ki: “Ekonomiye kötü etki edebilir.” Eder tabii. Sen 31 yıl önce verdiğin diplomayı iptal edersen, şirketlerin yıllarca çalışılıp alın teriyle kazanılmış mal varlıklarına el koyarsan bu ülkede artık hangi kağıdın garantisi var ki hazine bonosunun olsun, devletin söylediği sözün değeri olsun.
Ekonomiyi çökerten de, krizi çıkartan da Ekrem Başkan’la yarışmaktan korktuğu için yaptığı yargı operasyonlarının maliyetine milleti katlanmaya zorlayan kişinin ta kendisidir. Üç günde tam 25 milyar doları hep birlikte kaybettik. Bu 25 milyar dolarlık maliyeti kendi üstüne almıyor, sizin üstünüze yıkıyor. Benzine, mazota zam yaparak başladı bile. Mehmet Şimşek dünyada demokrat görünüyor ya, o da bu darbenin bir parçasıdır. Mehmet Şimşek, MASAK’a hazırlattığı darbe raporuyla bu darbenin ortağı, o cuntanın bir parçası olmuştur. Dünyadaki bütün ekonomi çevreleri Mehmet Şimşek’in bir demokrat, ülkeyi akılcı politikalarla yöneten bir iktisatçı değil, bir otokratın emrindeki silahşör, bir otokratın tetikçisi olduğunu görmüştür. Mehmet Şimşek diye birinin ne itibarı vardır ne de bundan sonra bu ülkeye katabileceği bir şey vardır.
Şimdi, şimdi çıkmış utanmadan sıkılmadan “Özgür Özel Türkiye’yi dünyaya şikayet ediyor.” diyor. Birincisi şunu söyleyeyim, eğer bir ülkede demokrasi tehdit altındaysa, sandık gidiyorsa, seçimle gelen seçimle gitmiyorsa, o ülkede darbe oluyorsa dünya bununla ilgilenir. Hatırla Erdoğan, 15 Temmuz’da beslediğin, büyüttüğün, ne istediyse verdiğin, etle tırnak olduğun ‘FETÖ’cüler sana darbe yaptığında o darbeye bütün demokratlar direnmiştik. Ertesi gün geldin, muhalefetten destek istedin. “Bu darbeyi bütün dünyaya birlikte anlatalım.” dedin. Şimdi o darbeyi bütün dünyaya nasıl anlattıysam bu darbeyi de bütün dünyaya öyle anlatacağım.
Ayrıca insanda birazcık utanma, birazcık hafıza olur. Başörtüsü meselesinde üniversiteye gitmek için başını örten kardeşlerimize antidemokratik işler yapıldığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden sizdiniz. O zaman kimse size “Türkiye’yi yurt dışına şikayet ediyor.” demiyordu. Ardından parti kapatma davalarında heyetler oluşturup kapı kapı Avrupa’yı gezen, dünyayı gezen, Türkiye’yi bu anlamda şikayet eden yine sizdiniz. Geçmişin mağdurları şimdi olmuş zalim. Geçmişin mağduru zalim olduysa o gün de bugün de demokrasiyi savunanlar dünyanın bütün demokratlarıyla konuşacaklar ve dayanışacaklar. Hiç kendini bundan uyma. Eskide kaldı onlar, korkmuyoruz, sinmiyoruz, senin algına teslim olmuyoruz.