“IŞİD tehdidi” öne sürülerek alınan “önlemler” nedeniyle Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyükşehirlerde son yılların en sönük yılbaşı kutlaması gerçekleşti. Tabii bir tehdit varsa, devletin önlem alması gerekir; ancak insanların eğlencesini tamamen söndürerek, sadece kolluk marifetiyle yapılan her işte olduğu gibi bu “önlem”de de insanı hayrete düşüren pek çok yan var.
Necmeddin Erbakan öncülüğündeki Milli Görüş hareketinin yılbaşı kutlamalarının tam karşısına oturttuğu “Mekke’nin Fethi” kutlamaları artık eskilerde kalan bir nostalji olurken, birkaç yıldır Bilal Erdoğan’ın tüm İslamcı STK’ları, kurumları ve devlet kaynaklarını seferber ederek düzenlediği “Galata Yürüyüşü”, yıldan yıla etkisini artırarak büyüyor.
Dün akşam Çankaya, Taksim, Alsancak gibi büyükşehirlerin meydanları için alınan “saldırı” önlemlerinin, 1 Ocak sabahı, üstelik sabah namazı sonrası başlayan yürüyüş için neden alınmadığını sormanın da bu gündemde bir anlamı yok tabii. Gece Galata Kulesi çevresinde IŞİD’in saldırı “olasılığı” için hayatı durduran aklın, hemen sabahında o kulenin birkaç yüz metre aşağısındaki on binlerce kişiye yönelebilecek bir “saldırı” tehdidi için ne tür önlemler aldığını doğrusu insan merak ediyor.
Yılbaşı kutlamalarının karşısına “Mekke”yi, “Gazze” trajedisini; yani dini, vicdani ve kültürel bir unsuru çıkarma adeti, 90’lı yıllarda serpilip gelişen ve bugüne kadar ulaşan bir “kültürel iktidar savaşı” argümanı olarak üzerinde durulmayı hak ediyor. Bilal Erdoğan’ın, TÜGVA ve İlim Yayma Cemiyeti gibi İslamcı camianın önde gelen sivil toplum kuruluşlarının tepesindeki isim olarak organize ettiği “Galata Yürüyüşü” de hem yılbaşı kutlamalarına “alternatif” hem de Bilal Erdoğan’ın giderek artan popülerliğini artırma amaçlı, oldukça verimli bir “eylem”.
Galata Yürüyüşü’ne çıkan Bilal Erdoğan, adeta bir “fatih” edasıyla önce büyük bir camide namaz kılıyor. Tabii bu sırada namaza gelişi, camiye girişi, namaz kılma anı, birilerine selam vermesi derken her hareketi anında sosyal medyada paylaşılıyor. Onunla aynı safta namaz kılmanın onuruna erişen sosyal medya trolleri, “o geliyor”, “o yürüyor”, “o duruyor” temalı paylaşımlarını hiç eksik etmiyor. Namaz sonrası kafalarda bereler, ellerde ise dünyaya meydan okuyan lider (bu Recep Tayyip Erdoğan oluyor; Bilal henüz o seviyede değil, malum) pankartlarıyla yapılan yürüyüşün her saniyesi muhakkak ki paylaşılıyor.

Bu sırada AKP içindeki güç mücadelesinde tercihini “aileden” yana yapan milletvekilleri, bakanlar, sporcular, futbol kulüplerinin yöneticileri, sosyal medya fenomenleri, sanatçılar, troller, partili gazeteciler ve yazarlar Bilal Erdoğan’la fotoğraf çektirmek için sıraya giriyor. Sosyal medya bir anda Bilal Erdoğan’ın binlerce fotoğrafı ve videosuyla dolup taşıyor.
Allah, Bilal Erdoğan’ın karşısında gelecekte önemli rol üstlenmek isteyen Selçuk Bayraktar, Berat Albayrak ve Hakan Fidan gibi isimlere sabır versin. Devletin tüm imkânları, İslami sivil toplum kuruluşlarının 40 yıllık birikimi, dev bir medya ordusu ve muazzam bir PR ekibi, rakibinizin her adımını bile “kutlu bir yürüyüş” olarak kodlayıp yayıyor, konuşuyor, konuşturuyor; siz ise kenardan izlemekle yetiniyorsunuz. Zor olmalı.
“Bu iş babadan oğula mı geçer?” diye parti içinde cılız bir sesle konuşanlar da yılın ilk gününde, sabahın erken saatlerindeki bu sonu gelmez “şov” karşısında pısıp köşeye çekilmek zorunda kalıyor. Böylece parti içindeki tek tük karşı sesler de kesilmiş oluyor.

Fotoğraf: Yasin AKGUL / AFP

Fotoğraf: Yasin AKGUL / AFP
Bilal Erdoğan, “Galata Yürüyüşleri” ile tek taşla bir kuş sürüsü vuruyor. Hem eski-yeni AKP’lileri arkasında hizalanmaya zorluyor, hem devasa bir tanıtım fırsatı yakalıyor, hem de “rakiplerini” kültürel alan savaşıyla kıstırıp sindiriyor. Bir yandan Gazze’de İsrail’in yaptığı soykırımı teşhir ederek “ahlaki” üstünlük sağlıyor, diğer yandan içeride saflarını sıklaştırıyor, cephesini dilediği gibi tahkim etme imkânı buluyor. Kim ne diyebilir ki?
Bilal Erdoğan’ın “kutlu yürüyüşü” tüm hızıyla sürüyor. 2025’in son üç ayında sergilediği performansı, 2026’nın ilk günündeki yürüyüşle taçlandırarak tahta bir adım daha yaklaşıyor. Oraya oturur mu, oturmaz mı bilinmez; ancak görünen o ki 2026 yılında Bilal Erdoğan’ın AKP içindeki güç dengelerini kökten sarsacak “yürüyüşü”nü izleyeceğiz. Bilal Erdoğan cephesinin rakipleri bertaraf etme adına daha da sertleşmesini de bekleyebiliriz.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
