Arınç’tan çarpıcı ‘Maduro’ dersi: Siyasi tutuklular serbest bırakılmalı

Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun ABD tarafından kaçırılmasını değerlendiren Bülent Arınç, önemli uyarılarda bulundu. Arınç, siyasi tutukluların, gazetecilerin ve hasta mahkumların serbest bırakılması gerektiğini söyledi.

  • ü
  • 05 Ocak 2026
  • ü
  • Politika

Eski TBMM Başkanı ve Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD operasyonuyla kaçırılması üzerine X hesabı üzerinden kapsamlı bir değerlendirme paylaştı. Arınç, Türkiye’nin bu kaotik dünyada ayakta kalabilmesi için atması gereken adımları sıraladı.

‘İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK EKMEK KADAR SU KADAR ÖNEMLİ’

Dünyadaki “kural tanımazlık” ortamında her ülkenin benzer tehditlerle karşılaşabileceğini belirten Arınç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkça vurguladığı “iç cepheyi tahkim etme” stratejisinin Türkiye için hayati önem taşıdığını vurguladı. Ancak Arınç, bunun sadece söylemle olamayacağını belirterek somut bir “reçete” sundu.

ARINÇ’IN REÇETESİ: TAHLİYE VE FABRİKA AYARLARINA DÖNÜŞ

Arınç, iç cepheyi güçlendirmek için acilen adalet ve hukuk alanında adım atılması gerektiğini belirterek şu çağrıyı yaptı:

Siyasi Tutuklulara Özgürlük: “Cezaevlerindeki siyasî suçluların, fikir ve düşünce suçlularının, gazetecilerin ve hasta mahkûmların bir an evvel özgürlüklerine kavuşmaları gerekmektedir.”

Terör Tanımı: “Ellerine bıçak dahi almamış insanların terör suçlusu olarak gösterilip yıllara varan cezalar almalarından sarfınazar edilmesi (vazgeçilmesi) gerekmektedir.”

Toplumsal Barış: “Terörsüz Türkiye hedefinin sonuçlandırılması ve toplumdaki fay hatlarının kırılmadan sevgi ve saygı ikliminin güçlendirilmesi şarttır.”

AK Parti’nin İlk Yılları: “Tüm bunlar için AK Parti’nin ilk kurulduğu yıllardaki gibi bir reform hareketine ihtiyaç vardır.”

Bülent Arınç açıklamasını, “Reçete bellidir. Yol belli, menzil bellidir. Bize kalan bu fidana su taşımaktır” sözleriyle tamamladı.

İŞTE BÜLENT ARINÇ’IN AÇIKLAMASI

Arınç’ın açıklamasının tamamı şu şekilde:

Dün akşam ABD Başkanı Donald Trump’ın konuşmasında uluslararası hukukun tamamen çiğnenerek özgür bir ülkenin devlet başkanının eşi ile birlikte evinden nasıl alındığını ve bu operasyon ile nasıl gurur duyulduğunu dinlerken hem utandım hem de dehşete kapıldım.

Başkan Trump açıklamasının devamında Maduro’ya bazı suçlar atfederek kendisinin ABD’de yargılanacağını da açıkladı. Ancak daha birkaç gün önce kendisi Noel kutlamasını Netanyahu ile birlikte yapmıştı. Netanyahu’nun Gazze’deki soykırımın faili olduğunu biliyoruz ve şu anda uluslararası ceza mahkemesi kendisi hakkında tutuklama talep etti. Uluslararası Adalet Divanı da Güney Afrika Cumhuriyeti’nin müracaatı üzerine kendisi hakkında dava açtı. Buna ek olarak da bazı ülkelerin ulusal mahkemelerinden kendisi hakkında kararlar çıktı. Örneğin Türkiye’de kendisi hakkında yakalama kararı mevcut. Peki o zaman burada şu soruyu sormak gerekiyor. Netanyahu gibi dünyanın büyük bir kısmının gözünde “katil” olarak görülen bir adamı ABD’de de resmi şekilde misafir ederek, dayanışma içerisinde olduklarını göstererek tüm dünyaya nasıl bir mesaj veriliyor?

Bu olay tüm dünya için dehşet verici bir tablodur. Bugün Birleşmiş Milletler artık sadece ismi ile var olan bir kurumdur. Kendilerini güçlü görenler, zayıf gördükleri karşısında kural ve hukuk tanımaz davranışlar içerisine girebiliyor. Güçlü ne yaparsa yapsın yanına kâr kalıyor; cezalandırılamıyor. Egemenlik lafta kaldı, uluslararası hukuk bir anlam taşımıyor. Nato derseniz oradan da çatırtılar geliyor. Avrupa Birliği üyeleri birbirleri ile geçinemez hale geldiler. Kuralsızlık genel kural halini almış durumda. Bu durumda yaşanan son gelişmeler neticesinde bütün dünyanın dehşete kapıldığını görüyoruz. Çünkü bu kural tanımazlık hali kendi ülkeleri içindeki bazı gruplar tarafından da alkışla karşılanabiliyor.

Burada şunu söylemek istiyorum. Böyle bir olay karşısında dünyanın kayıtsız kaldığını gören her ülke aynı şekilde aynı durum ile kendilerinin de karşılaşabileceğini düşünebilir. Güçlü olanlar başka ülkelerin hukukuna tecavüz edip orada istedikleri rejimi yönetime getirme gibi bir davranışa girebilirler. Şüphesiz ülkemiz açısından böyle bir tehdidin varlığı düşünerek yapılacak tek şeyin iç cepheyi güçlendirmek olduğu fikrine katılıyorum. Yani Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarla söylediği iç cepheyi tahkim etme konusu Türkiye için ekmek kadar su kadar önemli bir hale gelmiştir. Bunun yolu da bu kelimeyi her gün olağan şekilde kullanmak değil işin gereğini yapmaktır. Acilen yapılması gerekenlerden biri adalet ve hukukun üstünlüğü ile ilgili gerekli adımları atmaktır. Cezaevlerindeki siyasî suçluların, fikir ve düşünce suçlularının, gazetecilerin ve hasta mahkûmların bir an evvel özgürlüklerine kavuşmaları gerekmektedir. Ellerine bıçak dahi almamış insanların terör suçlusu olarak gösterilip yıllara varan cezalar almalarından sarfınazar edilmesi gerekmektedir. İkinci olarak da terörsüz Türkiye olarak başlamış ve hedefine doğru giden sürecin mutlaka en kısa zamanda sonuçlandırılması ve toplumdaki fay hatlarının kırılmaya yüz tuttuğu bir zamanda buna imkan tanımadan toplumda sevgi, saygı, vatanına ve milletine bağlılığın güçlendirildiği bir iklime acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Tüm bunlar için de AK Parti’nin ilk kurulduğu yıllardaki gibi bir reform hareketine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu adımların atılması akabinde emin olunuz ki Türkiye, kendi içerisinde çok daha güçlü ve sağlam bir yapıya kavuşacaktır. İktidarı, muhalefeti ve toplumun tüm kesimlerinde sevgi ve kucaklaşma dili hakim olacaktır.

Hasılı sevgili dostlar reçete bellidir. Yol belli, menzil bellidir. Bize kalan bu fidana su taşımaktır.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER