YouTube’un en tanınan fenomenlerinden Markiplier adıyla bilinen Mark Edward Fischbach (35), çevrimiçi içerik dünyasından gelen ilk ciddi sinema adımlarından birini Iron Lung (Demir Akciğer) ile attı.
Bild’in haberine göre, ünlü let’s-play (oyun oynama videoları) yayıncısı, indie korku türündeki bu yapımı kendi inisiyatifiyle hayata geçirerek ekranlardan beyaz perdeye geçti ve şaşırtıcı bir ticari başarı yakaladı.
Film, adını aynı adlı 2022 yapımı video oyunundan alıyor ve kanla dolu bir deniz altı okyanusunda mahsur kalan bir mahkûmun hayatta kalma mücadelesini konu ediyor. Fischbach, bu projeye kişisel olarak yaklaşık 3 milyon dolar yatırım yaptı ve film 30 Ocak’ta vizyona girdikten sonra dünya çapında 24,8 milyon dolardan fazla gelir elde etti; bu sonuç, küçük bütçeli bağımsız yapımlar için olağanüstü bir performans olarak değerlendiriliyor.
Eleştirmenlerin görüşleri ise filmi karışık bir çerçevede değerlendirdi. Rotten Tomatoes’ta film %44’e yakın bir eleştirmen puanı aldı ve birçok yorum zayıf hikâye ile düşük anlatı derinliği eleştirileri içerdi. Buna karşılık seyirciler filmden oldukça olumlu notlar veriyor; kullanıcı değerlendirmelerinde yüksek memnuniyet oranları dikkat çekiyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Markiplier, gişe başarılarından duyduğu memnuniyeti sosyal medya kanallarında paylaştı ve bu deneyimin sinemaya yeni bir soluk getirebileceğini vurguladı. Hayran kitlesinin yoğun desteği, filmin farklı ülkelerde geniş salonlarda gösterilmesini sağladı ve dijital içerik yaratıcılığı ile geleneksel sinema arasındaki etkileşimi güçlendirdi.
Bu gelişme, internetten yükselen yaratıcıların geleneksel sektörlerle buluştuğu bir dönemde, YouTuber’ların sinema endüstrisinde de önemli bir iz bırakabileceğinin somut bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
YouTube kökenli içerik üreticilerinin sinemaya geçişi son yıllarda belirginleşti. Örneğin korku anlatıları ve oyun videolarıyla tanınan Markiplier, video oyunundan uyarladığı Iron Lung (Demir Akciğer) ile gişede dikkat çekti. Benzer biçimde animasyon alanında YouTube’da doğan The Amazing Digital Circus (Muhteşem Dijital Sirk) gibi projeler, çevrimiçi popülerliğin geleneksel dağıtım kanallarına taşınabileceğini gösterdi.
Daha erken bir örnek olarak Bo Burnham, YouTube’daki müzikli skeç videolarından sonra Eighth Grade (Sekizinci Sınıf) ile bağımsız sinemada eleştirel başarı yakaladı. İsveçli içerik üreticisi PewDiePie ise doğrudan uzun metrajlı bir kurmaca filme imza atmasa da belgesel ve etkinlik projeleriyle dijital şöhretin sinema salonlarına taşınabileceğini gösteren isimlerden biri oldu.
Bu geçiş, yalnızca yeni bir üretim modeli değil; seyirci alışkanlıklarının da değiştiğine işaret ediyor. YouTube’da oluşan sadık hayran kitlesi, içerik üreticisinin adını bir tür marka güvencesi olarak görüyor. Böylece eleştirmen puanları ile izleyici memnuniyeti arasındaki fark daha görünür hâle geliyor. Dijital kültürün yarattığı bu yeni yıldız sistemi, sinema endüstrisinin geleneksel hiyerarşisini yeniden tartışmaya açıyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
