Foto muhabiri Mehmet Demirci’nin yakın zamanda yayımlanan “Baba Bir Fotoğraf Çek” kitabı, alışılmışın dışındaki tasarımı ve hikâyesi ile dikkat çekiyor. Tamamı cep telefonu ile çekilen fotoğraflar kastpostal şeklinde tasarlanıp basılarak beğenilen fotoğrafın koparılıp alınmasına da olanak sağlıyor.
Nostaljiye saygı duruşu nitelikteki bu fikir kitabın hikâyesi ile birleşince ortaya keyifli bir ‘iş’ ve merak uyandırıcı bir ‘eser’in çıkması da kaçınılmazdı, haliyle…
Mehmet Demirci, Velev için kitabının serüvenini anlattı…

1991 yılında ilk kez elime bir fotoğraf makinesi aldığımda, bu küçük sihirli kutunun hayatımı bu denli derinden etkileyeceğini; hatta tüm yaşamımı onun etrafında kuracağımı hiç hayal etmemiştim. İyi ki de etmemişim. Hayat, planlandığında değil, sürprizlerine izin verildiğinde daha sahici oluyor.
Savaşlar, doğal felaketler, politik sahneler derken; bugün hayatımın görece daha sakin bir evresindeyim. Bu sakinlikte ise, uzun yıllar çocuklarımdan “ödünç aldığımı” düşündüğüm zamanı geri vermeye çalışıyorum. Bu öyle bir ödünç alınmış bir zamanki içinde Irak Savaşı, Keşmir’deki deprem, Sudan’daki iç savaş, İsrail- Filistin çatışmaları, Haiti depremi ve bolca politika var…
Ve belki de en zor olanı; 4 yıl boyunca Cumhurbaşkanını takip ederken Ankara’da bir otel odasında yaşamak, sayısız özel günü geride bırakmaktı. Sanırım bu kitap, tüm o eksik kalan anlar için yazılmış bir özür.
Bugünlerde bana asistanlık yapmaya başlayan oğlum, henüz 5–6 yaşlarındayken ne iş yaptığımı keşfetmişti. O keşif anı, aslında Baba Bir Fotoğraf Çek kitabının da ilk kıvılcımıydı. Fotoğrafının çekilmesini pek sevmezdi ama ilgisini çeken her şeyin mutlaka fotoğraflanmasını isterdi. Kısa süre sonra küçük kardeşi de bu oyuna katıldı ve ekip tamamlandı. Çocuklar dağ taş gezmeye başlayınca, devasa makineleri taşımak yerine ben de herkes gibi cep telefonuma yöneldim. Ancak klasik bir cep telefonu fotoğrafı üretmek yerine; film hissini, lens ve film seçme özgürlüğünü taklit eden bir dili tercih ettim. Bunun mümkün olabileceğini ise, New York Times fotoğrafçısı Damon Winter’ın Hipstamatic uygulamasıyla çektiği fotoğraflarla basın fotoğrafı ödülü kazanmasıyla fark ettim.

Fotoğraf: Mehmet Demirci
Her yolculukta çocukların alışıldık cümlesi aynıdır: “Baba, şunun fotoğrafını çeksene.” Bu tekrarlar zamanla ciddi bir arşive dönüştü. Ama bu arşiv bana yalnızca fotoğraflar değil; çocuklarımın dünyaya nasıl baktığını da gösterdi. Yılanları ve kertenkeleleri sevdiklerini, suyla temas etmeye bayıldıklarını fark ettim.
Bu fark edişler sayesinde dört yıl boyunca evimizde bir kertenkele yaşadı. On yaşında bir kaplumbağamız var ve aşağı yukarı iki haftada bir akvaryum balıkları satan bir dükkâna uğruyoruz. Dinozorları seviyoruz. Bugün 16 yaşındaki oğlum, T-Rex’ten nasıl mangal yapılacağını kardeşine anlatıyor. Kelebeklere hayran olan Neva’yı ise ayda bir kez kelebek bahçesine götürüyorum. Neva’nın bu konuda kesin bir kuralı var: “Baba, mutlaka çiçekli gömlek giymelisin; yoksa kelebekler sana konmaz.”

Fotoğraf: Mehmet Demirci
2025 yılının başında telefonumda yaşadığım bir hafıza problemi, beni önemli bir karar almaya itti. Dijital dünyada duran bu arşivin, elle tutulur bir şeye dönüşmesi gerekiyordu. Yaklaşık 4.000 kareyi önce 900’e ardından 200’e indirdim. Bastım. Çalışma odamın duvarlarına astım. Hâlâ oradalar.
Yaklaşık 30 gün boyunca bu fotoğrafların neye dönüşebileceğini düşündüm. Zaman zaman çocuklarım odaya geldiklerinde, sevdikleri fotoğrafları bir duvardan diğerine taşımalarını istedim. Bir süre sonra sayı 90’a düştü. Bu süreç boyunca aklımdaki soru hep aynıydı: “Bu fotoğrafları meraklılarıyla nasıl daha farklı bir şekilde buluşturabiliriz?”


Fotoğraf: Mehmet Demirci
Bu noktada, Haluk Çobanoğlu’nun KOAN Tasarım yaklaşımı benim için ilham verici bir referans oldu. Kitabı bir kartpostala dönüştürme fikri ise, sevdiklerinizle küçük bir anı paylaşmanın; unutulmaya yüz tutmuş bir geleneği yeniden hatırlatmanın mütevazı bir yolu olarak şekillendi.
Baba Bir Fotoğraf Çek, oğlum Deniz ve kızım Neva ile paylaştığım anların bir ürünü. Onların merakı ve rehberliğiyle hayat buldu. Parkta yürürken fark ettikleri bir kertenkele… Cadılar Bayramı için birlikte oyduğumuz çürümüş bir balkabağı… Bu anları, onların dünyayı keşfetme biçimiyle kaydettim.
Hipstamatic1980’lerin başına ait mütevazı bir plastik analog fotoğraf makinesinden esinlenen —sözde hayali Bruce ve Winston Dorbowski kardeşler tarafından icat edildiği iddia edilen— Hipstamatic, görsel hikâye anlatımının geçmişine saygı duruşunda bulunuyor. “Hipstamatic 100” adlı bu kameranın 200 adetten az satıldığına dair anlatı büyük ihtimalle bir efsane; ama bu efsane, yeni bir fotoğrafçı kuşağının hayal gücünü besleyen güçlü bir kültürel ana işaret ediyor.

Fotoğraf: Mehmet Demirci

Fotoğraf: Mehmet Demirci
Yıllar önce San Francisco’dan anneme bir kartpostal göndermiştim. Üzerinde sislerin arasından beliren Golden Gate Köprüsü vardı. Arka yüzüne yalnızca şunu yazmıştım: “İyiyim. Seni özlüyorum.” Eve döndüğümde o kartı buzdolabına iliştirilmiş hâlde buldum. Yıllarca orada kaldı.

Kartpostalların sessiz büyüsü tam da budur. Uzaklardan gelen, sessiz birer sarılma gibidirler. Dijital mesajların aksine özenle seçilir, elle yazılır ve bir posta kutusuna bırakılırlar. Yol boyunca biraz yıpranabilirler; ama içlerindeki duygu eskimez. Ve her zaman ait oldukları yere ulaşırlar.
Sanki o kart, San Francisco’nun rüzgârını, tramvayların sesini ve okyanusun tuzlu nefesini köşelerinde taşıyordu. Bugün bile bir kartpostal almak insanın içini ısıtır. Çünkü tek bir çerçevenin içinde birinin zamanı, düşüncesi ve özeni saklıdır.
Cebe sığacak kadar küçük olan bu kitabın ; her sayfası koparılıp bir kartpostal gibi gönderilebiliyor.

Fotoğraf: Mehmet Demirci
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
