Fotoğraflar: Instagram
Flobelle “Belle” Fairbanks Burden, Manhattan çevrelerinin tanınmış bir ailenin torunu ve Harvard mezunu bir avukat. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan anı kitabı Strangers: A Memoir of Marriage, sıradan olmayan bir boşanmanın öyküsünü merkezine alıyor: Kendisinin Covid-19 karantinasında ailesiyle Martha’s Vineyard’da olduğu 2020’de, eşinin başka bir kadınla ilişkisi olduğunu bildiren bir telefondaki mesajla tüm hayatının değişmesini. Bu telefon mesajı, Burden’ın 21 yıllık evliliğinin beklenmedik biçimde sona ermesinin başlangıcı oldu; eşinin ilişkiyi itiraf etmesi, ertesi sabah boşanma kararı ve evi terk etmesi ailenin yaşamını altüst etti.
Vanity Fair‘e göre; eserde Burden, yalnızca ihanetin ansızın geldiğini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda privilaj, aile kimliği ve kadınların ilişkideki rolleri üzerine de içten bir sorgulama yapıyor. Uzun bir evliliğin beklenmedik biçimde sona ermesi, Burden için yalnızca kişisel travma değil; kadınların sessiz kalmaya zorlandığı ilişkisel beklentilerin gözden geçirilmesi olarak da okunuyor.
Kitap ayrıca, boşanmanın aile dinamikleri üzerindeki somut etkilerini de gözler önüne seriyor. Burden’a göre, eski eşinin boşanmanın hemen ardından çocukların velayetini reddetmesi ve Manhattan’da üç çocuk için oda bırakmayan küçük bir daireye taşınması, baba-çocuk ilişkilerinin nasıl parçalandığının çarpıcı bir göstergesi olarak yer alıyor.
Strangers, Burden’ın ilk Modern Love köşe yazısının ardından yayımlanan bu genişletilmiş versiyonu olarak da edebiyat dünyasında dikkat çekiyor: Özellikle bir ilişkinin nasıl görsel olarak sağlam göründüğü hâlde içten içe çözülebildiğini, okura hem duygusal hem entelektüel bir perspektifle sunuyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Bu kişisel kronik, boşanmanın yalnızca ayrılık olmadığını, aynı zamanda kimlik, bağ, miras ve ortak tarih yazımı ile ilgili derin sorular ortaya koyduğunu gösteriyor. Strangers yalnızca bir ayrılık anısını anlatmakla kalmıyor; çağdaş anı yazımında güven, güç ve sözcüklerin yükü üzerine de bir tartışma açıyor.

Belle Burden’ın Strangers: A Memoir of Marriage kitabının merkezindeki kırılma, 2020 yılının ilk aylarında, Covid-19 karantinası sırasında yaşandı. Burden, çocuklarıyla birlikte Martha’s Vineyard’da bulunurken, eşi tarafından gönderilen kısa bir mesajla evliliklerinin fiilen sona erdiğini öğrendi. Mesaj, eşinin başka bir ilişki yaşadığını ve evliliği bitirmek istediğini bildiriyordu. Bu itirafın ardından, 20 yılı aşkın süredir devam eden evlilik çok kısa bir süre içinde sona erdi; eş, aile evinden ayrıldı ve boşanma süreci başladı.
Kitapta anlatıldığı üzere bu kopuş, yalnızca bir aldatma ya da ayrılık hikâyesi olarak kalmıyor. Burden, evliliğin uzun yıllar boyunca “işleyen” ve dışarıdan bakıldığında sorunsuz görünen bir yapı gibi algılandığını, asıl çözülmenin ise geriye dönüp bakıldığında fark edilebildiğini aktarıyor. Bu yönüyle Strangers, ani bir olaydan çok, yavaş ve görünmez bir dağılmanın son anda görünür hâle gelmesini anlatıyor.
Bazı anı kitapları yayımlandıkları anda yalnızca bir kişisel hikâye sunmaz; kamusal tartışmaları da beraberinde getirir. Bunun nedeni, bu metinlerin özel hayatla sınırlı kalmayıp, siyaset, güç, suç, ahlak ve temsil gibi alanlara doğrudan temas etmesidir. Bu tür kitaplar okuru “başkasının hayatını okumaya” değil, bildiğini sandığı hikâyeleri yeniden düşünmeye zorlar.
Bu etkinin güçlü örneklerinden biri, Becoming’dir. Michelle Obama’nın anı kitabı, yalnızca bir First Lady portresi sunmakla kalmadı; ABD’de kadınlık, sınıf atlama ve siyah kimliği üzerine geniş bir tartışma yarattı. Benzer biçimde Long Walk to Freedom, yayımlandığı dönemde Mandela’yı yalnızca bir özgürlük simgesi değil, politik bir özne olarak yeniden okumaya açtı.
Daha tartışmalı örneklerde ise anı kitabı doğrudan gündemi belirledi. If I Did It, O.J. Simpson’ın cinayet iddialarını varsayımsal bir anlatıyla ele alması nedeniyle etik sınırları altüst etti ve “itiraf ile kurmaca” arasındaki çizgiyi tartışmaya açtı. Benzer biçimde, Birleşik Krallık’ta Margaret Thatcher dönemini içeriden anlatan anılar, Demir Leydi figürünün yıllar sonra bile siyasetin merkezine taşınmasına neden oldu.
Türkiye’de de bu tür örnekler az değildir. 60 Günlük Bir Şey (Füsun Erbulak), yayımlandığı dönemde özel hayatın aleniyeti, kadın anlatısı ve mahremiyet sınırları üzerinden geniş yankı uyandırmıştı. Bu tür kitapların ortak özelliği, sansasyon üretmeleri değil; sessizce yaşanmış olanı görünür kılmalarıdır.
Bu nedenle Strangers, yalnızca bir boşanma anlatısı olarak değil; evlilik, sadakat ve “birlikte yaşarken yabancılaşma” meselesini kamusal dile taşıyan anı kitapları geleneğinin güncel bir halkası olarak okunuyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
