Ayrılık da Sevdaya Dahil, hayal kırıklığı da

Netflix’e Ocak 2026’da eklenen Yavuz Turgul imzalı, Emine Meyrem ve İbrahim Çelikkol'un başrollerini paylaştığı 'Ayrılık da Sevdaya Dahil', güçlü bir sinemasal hafızadan gelen beklentiyle, televizyon alışkanlıklarının arasında sıkışıp kalıyor.

Yavuz Turgul’ın yönettiği Ayrılık da Sevdaya Dahil’de Emine Meyrem (solda) ve İbrahim Çelikkol başrıolde.

Ayrılık da Sevdaya Dahil’i izlemeye başlarken içimde gerçek bir heyecan vardı. Bunun nedeni hikâyesi değil, adını jenerikte gördüğüm o tanıdık isimdi: Yavuz Turgul. Türk sinemasında duyguyu sessizlikle, kırılmayı bakışlarla anlatabilmiş nadir anlatıcılardan biri. Eşkıya’da, Gönül Yarası’nda ya da Muhsin Bey’de gördüğümüz o insani boşluk hissi, bu dizinin de taşıyabileceği bir ihtimaldi. Yönetmen koltuğunda Selim Demirdelen ve Kurtcebe Turgul’un olması, bu ihtimali daha da büyüttü. Netflix gibi hızlı tüketilen bir platformda bile, durup nefes alabilen bir hikâye izleyebilir miyiz diye düşünmüştüm.

Her duygu zirvede, her tepki keskin

Dizi, tefeci bir ailenin tahsilatçısı ve aynı zamanda eski bir kuvvet komutanı olan Kemal (İbrahim Çelikkol) ile aslında bir senaryo yazarı olan ama mecburen lokanta işleten Afife’nin (Emine Meyrem) bir borç meselesi yüzünden kesişen hayatlarını konu alıyor. Dizi ilerledikçe anladım ki, bu hikâye nefes almak yerine çoğu zaman bağırmayı tercih ediyor.

Kadın başrol Afife, doğru oyuncu seçimiyle geliyor karşımıza: Emine Meyrem, karakterin taşıdığı sertliği, yorgunluğu ve hayata tutunma inadını fiziksel olarak çok iyi taşıyor. Yüzü, bu hikâyeye ait. Ama oyunculuk tercihi, karakterin iç dünyasını fısıldamak yerine sürekli yüksek sesle anlatıyor. Her duygu zirvede, her tepki keskin. Oysa Afife’nin hikâyesi, tam da bastırılmış olanla, söylenmeyenle güçlenebilecek bir hikâye. Gürültü arttıkça, karakterin iç sesi kayboluyor adeta.

Sert, karizmatik, suskun…

İbrahim Çelikkol’un canlandırdığı Kemal ise Türk dizilerinde artık fazlasıyla tanıdık bir erkek figürünün devamı gibi duruyor. Sert, karizmatik, suskun ve “aslında iyi”. Burada asıl mesele oyunculuktan çok, karakterin temsil ettiği dünya. Türk dizilerinde uzun süredir tanık olduğumuz bir anlatı eğilimi var: önce “iyi mafya”, şimdi “iyi tefeci”. Sistematik bir şiddetin, sömürünün ve korkunun merkezinde duran bir figür; birkaç vicdanlı sahneyle, birkaç yaralı çocukluk anısıyla aklanıyor.

Dizide Yasemin Allen (solda) da rol alıyor.

Yan karakterlerde, özellikle Yasemin Kay Allen’ın oynadığı Neslihan’da başka bir hikâye ihtimali seziliyor. Ama dizi bu ihtimallerle oyalanmak yerine, melodramın güvenli alanına sığınıyor.

Sonunda Ayrılık da Sevdaya Dahil, güçlü bir sinemasal hafızadan gelen beklentiyle, televizyon alışkanlıklarının arasında sıkışıp kalıyor. Duyguyu derinleştirmek yerine yükselten, sorgulamak yerine estetize eden bir yerde duruyor.

Dizinin adı ister istemez Atilla İlhan’ın o tek ve ağır dizesini çağırıyor: “ayrılık da sevdaya dahil.” Şiirde ayrılık, sevmenin bedeli olarak durur. Dizide ise sanki sevdanın kendisi unutulmuş, elde kalan sadece ayrılık olmuş.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER