The Fall: Kıyamet ve mitler üzerinden bir aidiyet tasviri

Fotoğrafçı Giulia Mangione, The Fall (düşüş) isimli projesinde aidiyet hissinin bireylerin kıyamet fikriyle olan ilişkilerini nasıl etkilediğini inceliyor.

Aidiyet ve kimlik temaları üzerine çalışan görsel sanatçı Giulia Mangione, Giovane Fotografia Italiana (Genç İtalyan Fotoğrafçılığı) | Premio Luigi Ghirri yarışmasını kazandığı projesi The Fall ile Triennale Milano’daydı. Mangione’nin kıyamet ve dünyanın sonu ile ilgili mitler ve inanışların görsel bir keşfi niteliğinde olan projesi aidiyet hissinin insanların bu temalara olan bakış açısına etkisini inceliyor.

Kıyamet, aidiyet ve kültler

Giovane Fotografia Italiana’nın 2023 yılında “aidiyet” temasıyla gelen 10. edisyonunu kazanan sanatçı Giulia Mangione’nin çalışması 4 yıllık bir araştırma sürecinin ürünü. The Fall, Amerika’dan Kanarya Adaları’na, La Palma’dan Kıyamet Mağarası’nın bulunduğu Batnaz Adası’na kadar pek çok yerde kıyamet ve dünyanın sonu temaları etrafında gelişen mitlerin ve inanışların izini sürüyor.

Bir topluluğun ya da bir tarikatın parçası olmanın, bireylerin korku duyabilecekleri bir konuda nasıl daha güvende ve emin hissetmelerini sağladığını ele alan proje; çölde annesinin alyansını arayan bir adam, survivalistler ve kültlerle olan rastlantısal buluşmaların bir sonucu. Projenin gazetecilik ve güzel sanatlar geçmişinin bir birleşimi olduğunu söyleyen Giulia Mangione, her karşılaşmanın alan kayıtları, günlükler, röportajlar gibi materyallerin eşlik ettiği portre serilerinden oluştuğunu ifade ediyor.

Proje süreci

Toplumların hayal ürünü ya da gerçek, mantıklı ya da mantık dışı ortak korkularının üzerine düşünmeye sevk eden sanatçı, The Fall için Amerika’nın batısına yalnız çıktığı, korku ve merak hissettiği yolcuk için günlüğüne şu sözleri not düşmüş:

“Bir kamyonetin yolcu koltuğunda oturuyorum. Şoförle aramızda uzun namlulu bir tüfek uzanıyor. Etrafımızda kavurucu sıcaklardan sarıya dönmüş otlar var. Etrafa dağılmış hâldeki sığınakların yalnızca başları toprağın üzerinde, gövdeleri ise yerin altında. Dünyanın en büyük survivalist topluluğunun yanından geçerken düşünüyorum: Ben hayattayım, sen ise öldün.

 

Burası çıngıraklı yılanların istilasına uğramış. Burası kapalı bir topluluk ama yine de bazı sığınak sahipleri kendi alanlarının etrafına da dikenli tel çekmeyi seçmiş. Yılanlara ve izolasyona rağmen insanlar burada güvende olduklarını söylüyorlar, Minnesota, Kaliforniya ya da Arizona’daki evlerinden daha güvende.”

Fotoğraf: Triennale Milano

The Fall’un Triennale Milano hâli

Yarışmanın bir parçası olarak serginin tasarımında da etkisi bulunan Giulia Mangione’nin The Fall’u Triennale Milano’da tek bir odada sergileniyor. Önünde sütunların yer aldığı, kapısı olmayan bu sergi alanına yaklaşırken ziyaretçiyi dikey bir sunta plaka üzerinde yer alan fotoğraflar karşılıyor.

Bu sunta kullanımı, seri boyunca varlığını koruyan sıcak tonlardaki mesafeli fotoğrafları tamamlayan bir his yaratıyor. İklim ve bölgenin de etkisiyle sıcak tonların hakim olduğu fotoğraflar ve fotoğraflanan toplulukların yaşam tarzı itibarıyla sergiye hakim olan doğa ile iç içe olma duygusu, suntanın varlığıyla güçleniyor.

 

Kare şeklindeki sergi alanının ortasında, bu suntalarla oluşturulan ve iç yüzeyi sarı olan küçük dikdörtgen prizma şeklinde bir bölme yer alıyor. Serinin bazı fotoğraflarının da yer aldığı, iki girişi/çıkışı olan bu bölmede bir yandan da röportaj kayıtları izlenebiliyor. Bu şekilde interaktif bir deneyime dönüşen sergi, ziyaretçiyi de enstalasyonun bir parçası hâline getiriyor.

Serginin açıklamasıyla başlayıp fotoğraflar ve altyazılarının yer aldığı listeyle biten yerleşimde ise duvara yapıştırılan büyük baskılarla görece daha küçük olan çerçevelenmiş fotoğraflarla oluşturulan kompozisyonlar yer alıyor. Çerçeveli fotoğrafların duvara yapıştırılan baskıların bir kısmını kapattığı bu kompozisyonlar anlamı güçlendirerek ziyaretçiyi kendi dünyasına davet ediyor. Mekânlara ve topluluklara göre oluşturulan bu kompozisyonlarda serginin bütünü ve temasıyla uyumlu olacak şekilde sarı, yeşil, kahverengi gibi renklerde çerçeveler tercih edilmiş.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Giulia Mangione

Karşılaştırmalı edebiyat, güzel sanatlar ve görsel hikâyeleştirme alanlarında eğitim alan sanatçı; video, fotoğraf ve yazı kullandığı kimlik ve aidiyet konularını işleyen çalışmalarına devam ediyor. Sanatçı, 2016’da yayımlanan Halfway Mountain isimli kitabıyla Les Rencontres d’Arles’a seçildi ve MACK First Book Award’a aday gösterildi. Çalışmaları International Center of Photography, Musée de l’Élyséee, Foto-forum, Fotogalleriet ve Bergen Kunsthall gibi yerlerde sergilenen Mangione, şimdilerde 2 yıllık bir program olan Norwegian Journal of Photography’nin 6. edisyonunun bir parçası.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com