Emin Alper’in sesi, Sarı Zarflar’ın anlattığı…

Bir an gelir sinema perdesi kendi doğal sınırının çok ötesine uzanıverir. Bu gece tam da o an yaşandı işte. İlker Çatak'ın Zarı Zarflar'ı, son 10 yıldır sosyal ölüme mahkum edilen yüz binlerce insanın sesine dönüşürken; sahnedeki konuşmasında Gazze'den Rojava'ya, Demirtaş'tan Kavala'ya uzanan sesiyle Emin Alper, perdenin sınırlarını darmadağın ettiler. Sahne, kralın çıplak olduğunu Berlin'den tüm dünyaya gösterdi...

Emin Alper, Berlinale'de Gümüş Ayı ödülüne layık görüldü. (Christoph Soeder/dpa/Sipa USA - Depo Photos)

Berlin Film Festivali’nde büyük ödül olan Altın Ayı ödülünü alan İlker Çatak’ın Zarı Zarfları ile Gümüş Ayı alan Emin Alper’in Kurtuluş filmleri, Türkiye’de sanata önem verenlerin yanısıra kendini ‘kıstırılmış’ gibi hisseden herkesi çok mutlu etti. Bu öyle ‘yaşasın iki büyük ödül de ülkemize geldi’ sevinci değil elbette. Kendi sesinin yankısını, duygularını hatta Emin Alper’in sesinde olduğu gibi düşüncelerini dünyanın en önemli sahnelerinden birinde duyurmaya duyulan sevinçti.

Türkiye’de insanlar özellikle son 10 yıldır kendilerini sesleri bastırılmış, duyguları hunharca talan edilmiş, başta ifade özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlükleri berbat bir ‘güvenlik’ politikasına kurban edilmiş gibi hissediyor. Milyonlar artık, 2016’daki darbe girişimini fırsat bilen Erdoğan rejiminin bir gecede işsiz bıraktığı yüz binlerce insan, üniversitelerden atılan akademisyenler, tasfiye edilen yargı mensuplarının yerlerine getirilen genç ve ‘sadakatli’ kadrolar eliyle sanatçıların, gazetecilerin, yazarların, öğrencilerin, siyasetçilerin, yerel yöneticilerin dahi kendini demir parmaklıklar ardında bulduğu distopik bir evrende yaşıyor.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Filmler sakıncalı, gazeteciler tehlikeli, sanatçılar dışlanmış ve ‘hain-terörist’ ikileminde sesleri kesilmiş, akademisyenleri hayatlarını alt üst eden zorba kararlarla susturulmuş, adaleti bizzat hukukçu kılığındaki mensuplarınca katledilmiş bir ülkede; elbette tüm bunların karşısında, o dertleri anlatan filmlerin Berlin Film Festivali gibi dünyanın en önemli festivalinde ödül alması, dahası bunu salt kendi hikayelerini iyi anlatabildikleri için almaları, elbette hem gurur duyulacak hem de sevince gark edecek müthiş bir gelişme.

ZARI ZARFLAR YA DA KHK’LAR…

Öyle de İlker Çatak’ın Zarı Zarflar’ı, son 10 yılda ülkede yaşanan ağır baskı ve zorbalığın dışa vurumu değil mi? İki tiyatrocunun sırf duruşları ve düşünceleri nedeniyle dışlanıp, ellerine birer sarı zarf tutuşturularak işlerinden ekmeklerinden edilmesi çok mu uzak bir hikaye bize?

Gecelik KHK’larla sanatçılar, öğretmenler, doktorlar, akademisyenler, polisler, hakimler, savcılar, düz memurlar kapı önüne konulmadı mı? Suçlarını dahi bilmeden ekmeklerinden edilip, üstüne bir de “terörist” damgası vurulan yüz binlerce yurttaş, aileleriyle birlikte milyonlarca kişi, tam da Sarı Zarflar’da anlatılan o çaresizliği, o köşe sıkışmışlığı, o hiç geçmeyecekmiş gibi duran baskıyı sonuna kadar yaşamadı mı?

Naz Göktan ve Kurtuluş filmi oyuncuları. (© Rouzbeh Fouladi/ZUMA Press Wire)

Mimlenip toplumun önüne “hain” koduyla atılan yüz binler, sadece ekmeklerini değil sosyal statülerini, dostlarını, ailelerini kaybederken, ruhları paramparça edilirken; bu büyük travmanın sanata yansımaması beklenebilir mi? Mümkün mü sanatın o milyonlarca hikayenin en azından bir tanesinin ucundan tutup Berlin’de, sahne duvarında tüm dünyaya haykırmaması?

EMİN ALPER’İN SESİNDE YANKILANAN…

Kurtuluş filmiyle Gümüş Ayı ödülünü alan yönetmen Emin Alper’in ödül konuşmasına ne demeli peki? Sesi kesilmiş bir toplumun çığlığı değil miydi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına rağmen cezaevlerinde tutulan Osman Kavala’nın, Selahattin Demirtaş’ın, Can Atalay’ın uğradığı zulmü haykırması size de dokunmadı mı? Cezaevi duvarlarına bakıp iç çeken o insanların çığlığına dönüşmesi Emin Alper’in Berlin’deki sesi? Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Mine Özerdem kendilerini daha ‘kalabalık’ hissetmedi mi bu gece? Filistin’de, Rojava’da, İran’da öldürülen, hapsedilen, özgürlükleri ellerinden alınan milyonların sesi değil mi Emin Alper’in sesi?

Gümüş Ayı ödüllü yönetmen Emin Alper ve oyuncular Berlinale’de. (© Rouzbeh Fouladi/ZUMA Press Wire)

Şu sözleri duyduğunda tüyleri diken diken olmayan bir ‘muhalif’ var mıdır Türkiye’de:

“Gazze’de en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Filistinliler, yalnız değilsiniz.

Zulmün altında acı çeken İran halkı, yalnız değilsiniz.

Rojava’da ve Orta Doğu’da neredeyse bir asırdır hakları için mücadele eden Kürtler, yalnız değilsiniz.

Dört yıldır cezaevinde olan sevgili arkadaşım Çiğdem, Tayfun, Can ve Mine, siz de yalnız değilsiniz.

Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, dokuz yıldır hapiste olan Selahattin Demirtaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve şu anda hapiste olan diğer tüm belediye başkanları. Yalnız değilsiniz.”

Berlin’deki ödül gecesinde ışıklar, kırmızı koltuklar ve alkışlar arasında öyle bir an geldi ki sahne genişledi genişledi, cezaevlerindeki hücrelerinde yatan sessiz kimselerin sesi oluverdi. Sinemanın perdenin sınırını aştığı bir an, Emin Alper’in konuştuğu an. Bu gece öyle bir geceydi. O ses perdeyi aştı Gazze’de, Rojava’da, İran’da, Türkiye cezaevlerinde yankılandı.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER