Oscar ödüllü oyuncu ve yönetmen Angelina Jolie, moda dünyasını merkeze alan yeni filmi Couture ile sinema gündeminde yer alıyor. Harper’s Bazaar’ın aktardığına göre film, Paris Moda Haftası olayını üç ana karakter üzerinden anlatacak ve bu yılki vizyon tarihinin açıklanması bekleniyor.
Yapımda Jolie’ye eşlik eden isimler arasında Louis Garrel, Vincent Lindon ve Ella Rumpf gibi uluslararası profilli oyuncular bulunuyor. Filmde moda endüstrisinin kulisindeki rekabet, yaratıcı süreçler ve beden politikasına dair anlatılar işlenecek.
Couture’un yönetmen koltuğunda Alice Winocour var; Winocour daha önce Disorder ve Paris Memories gibi karakter odaklı çalışmalarıyla tanınıyor. Projenin Paris çekimleri, şehrin ikonik moda mekânlarında gerçekleşiyor ve Chanel gibi tasarım evleri projeye üretim desteği sağlıyor. Bu bağlam, sinema ile moda arasındaki ilişkiyi daha doğrudan görünür kılıyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Moda haftasını merkezine alan film, 2026 yapımı uluslararası sinema takviminde ilgi çekici bir konumlandırma sunuyor; Paris’in kültürel ağırlığı ve görsel zenginlik, sinema eleştirmenleri tarafından “moda ile anlatısal sinemanın buluşması” olarak yorumlanıyor. Henüz vizyon tarihi net açıklanmasa da Couture’un 2026 festivallerinden biriyle şimdiden tanıtılacağı öngörülüyor.

Moda, sinemada uzun süredir yalnızca arka plan değil, başlı başına bir anlatı unsuru olarak kullanılıyor. The Neon Demon moda endüstrisini güzellik, şiddet ve tüketim üzerinden ele alırken; Phantom Thread, haute couture dünyasını takıntı, iktidar ve yaratıcılık ilişkisi üzerinden okudu. A Single Man ise modayı estetik bir bütünlük aracı olarak sinema dilinin merkezine yerleştirdi.
Couture bu geleneğe, Paris Moda Haftası’nı sahnenin tam ortasına alarak katılıyor. Film, defileleri yalnızca görsel bir şölen olarak değil, rekabet, bedensel normlar ve yaratıcılık baskısının üretildiği mekânlar olarak ele alıyor. Bu yönüyle Couture, modayı süsleyici bir unsurdan çıkarıp, dramatik çatışmanın kaynağına dönüştürmeyi amaçlıyor.
Alice Winocour’un sineması, büyük olaylardan çok bireyin içsel kırılmalarına odaklanır. Disorder’da savaş sonrası travmayı, Proxima’da annelik ile meslek arasındaki gerilimi, Paris Memories’de ise toplumsal travmanın kişisel hafızadaki izlerini ele aldı.
Winocour’un karakterleri çoğunlukla baskı altındadır; sistemler içinde hareket ederken bedensel ve duygusal sınırları zorlanır. Couture’da da bu yaklaşım sürüyor: Moda dünyası, estetikten çok disiplin, rekabet ve görünürlük zorunluluğu üzerinden okunuyor. Bu nedenle film, bir “moda filmi”nden ziyade, Winocour sinemasının tanıdık temalarını yeni bir endüstriyel bağlamda tartışmaya açan bir çalışma olarak değerlendiriliyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
