2016 yılında Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde PKK ile çıkan çatışmada hayatını kaybeden Piyade Üsteğmen Murat Ataş, ölümünden yıllar sonra akıl almaz bir olayla gündemde. Ataş’ın ismi, terör soruşturması kapsamında “yurtdışı çıkış yasağı” listesine eklendi.
Murat Ataş’ın eşi Sezen Ataş, 2019 yılında Gülen cemaati bağlantısı iddiasıyla gözaltına alındı ve 4 gün sonra serbest bırakıldı. Ancak daha sonra yapılan sorgulamalarda, Murat Ataş’ın da aynı soruşturma dosyasında yer aldığı, adının “terör örgütüyle irtibatlı” kişiler arasında geçtiği ortaya çıktı.
Eşi tarafından yapılan başvurulara rağmen, sistemde şehidin isminin “şüpheli” olarak yer alması düzeltilmedi. Müyesser Yıldız’ın haberinde bu absürd durum şöyle anlatıldı:
“Sezen Ataş, geçtiğimiz günlerde şimdi 9.5 yaşında olan kızı Başak Aslı’ya okuduğu okulun bir yurtdışı kursu nedeniyle babası üzerinden yeşil pasaport almak için müracaatta bulundu.
Dün Nüfus Müdürlüğü’nden verilen randevuya gittiğinde ise Sezen Ataş’a aynen şu söylendi:
“Pasaport veremeyiz, çünkü Murat Bey’in yurtdışı yasağı var.”
Şok geçiren Sezen Ataş, “Bir yanlışlık olmalı. Eşim şehit. Benim yurtdışı yasağım var.” dedi. Kayıtlara bir kez daha bakıldı; hayır, yanlışlık yoktu. Şehit Murat Ataş’a 1 Ekim 2025’te, yani şehadetinin 9’uncu yılında İstanbul’daki bir Sulh Ceza Hakimliği tarafından yurtdışına çıkış yasağı konmuştu.
Devreye avukatı Pelin Emenir Abazoğlu girdi ve ne olduğunu araştırdı. Şehit Murat Ataş’ın T.C. numarası üzerinden yaptığı sorgu sonucunda iki soruşturma kaydına ulaştı.
Kayıtlardan birisine göre; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nca şehidimiz hakkında 25 Temmuz 2023’te bir soruşturma açılmış, ancak bu soruşturmada 30 Ekim’de soruşturmaya yer yok kararı verilmiş.
Diğer kayda göre de; 22 Temmuz 2025’te açılan soruşturma 1 Ekim 2025’te bir başka dosyayla birleştirilmiş ve bu birleştirmeyle birlikte şehidimize yurtdışı çıkış yasağı konmuş.
Liyakatsizlik, beceriksizlik, kraldan çok kralcılık; her neyse ne, ama ipin ucunun enikonu kaçtığının resmidir!..”
Yıldız, şehit üsteğmenin esinin terör örgütü mensubu olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası aldığını belirterekt, şu ifadeleri kullandı: “3 Şubat’taki duruşmada Sezen Ataş 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı… 8 ay sonra 14 Ekim’de Bursa İstinaf, kararı yerinde gördü, ancak “örgütsel konumu ve örgütsel faaliyetlerinin kapsamının alt sınırdan uzaklaştırmayı gerektirecek nitelikte olmadığını” belirterek, bu kararı kaldırdı ve cezayı 6 yıl 3 aya düşürdü!..
Halen Yargıtay’da bekleyen dosyada son durum şu; Cumhuriyet Başsavcılığı, eksik soruşturmadan bu cezanın bozulmasını istedi.
O vakitler, yani 5 yıl önce ise şöyle dedik:
“Yargıtay da onarsa, bu şehit eşi ‘terör örgütü üyeliğinden’ cezaevine girecek… Bu durumda da 5 yaşındaki Başak Aslı ne yazık ki, hem şehit hem de ‘terörist’ çocuğu olacak… Ne acı!..”
Yıldız, konunun yalnızca bürokratik bir hata değil, şehit yakınlarının onurunu zedeleyen ciddi bir devlet ihmali olduğunu belirtti.
Toplumdan yükselen tepkiler
Sosyal medyada da konu gündem olurken, pek çok kullanıcı “bir şehidin bile itibarının korunamadığı” bir sistemin, adaleti ve güveni nasıl sağlayabileceğini sorguladı. Eleştiriler, özellikle şehit ailelerinin yaşadığı travmanın böylesi bürokratik hatalarla daha da derinleştiğine dikkat çekti.
Yetkililerden açıklama bekleniyor
Şu ana kadar İçişleri Bakanlığı veya Adalet Bakanlığı cephesinden konuyla ilgili resmî bir açıklama yapılmadı. Şehidin ailesi ise hâlâ “Murat Ataş şehittir, terörist değil!” diyerek hukuki mücadelesini sürdürüyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
