Mustafa Suphi Vakfı, 2 Şubat Pazartesi’yi 3 Şubat Salı’ya bağlayan gece yarısında vakıf lokalinin saldırıya uğradığını açıkladı. Vakıf tarafından yapılan açıklamada, binanın cümle kapısının camlarının kırıldığı, çelik kapı ile lokal daire kapısının koçbaşıyla parçalanarak kullanılamaz hale getirildiği belirtildi. İlk tespitlere göre binadaki kamera sisteminin büyük bölümünün ve bazı eşyaların da kaybolduğu ifade edildi.
Evrensel’in haberine göre; olayın ardından vakıf yönetimi avukatlarıyla görüşerek Koşuyolu Emniyet Amirliğine hırsızlık şüphesiyle başvuruda bulundu. Avukat Ömer Kavili ve vakıf yönetim kurulu üyeleri karakola giderek bilgi verdi. Ancak polislerin yaptığı incelemenin ardından olayın bir hırsızlık olmayabileceği, bir polis operasyonu olabileceği söylendi. Israrla ayrıntılı bilgi talep edilmesi üzerine, saldırının İstanbul Başsavcılığının talimatıyla ve arama görüntüsü eşliğinde yapıldığı ortaya çıktı.
Açıklamada, Mustafa Suphi Vakfının vakıf senedi onaylı, Vakıf Kütüğünde kayıtlı ve yöneticilerinin tüm iletişim bilgilerinin resmi kayıtlarda bulunan yasal bir kurum olduğu vurgulandı. Buna rağmen yöneticilere haber verilmeden, çilingir temin edilmeden ve kapılar ile eşyalar kullanılamaz hale getirilerek yapılan işlemin “arama” olarak adlandırılmasının kanunsuz olduğu ifade edildi.
Vakıf yönetimi, sınırlı imkânlarla çalışmalarını sürdüren kuruma ciddi maddi zarar verildiğini, ayrıca kapıların açık bırakılması nedeniyle güvenlik riski oluştuğunu belirtti. Açıklamada, bu durumun yalnızca maddi değil, aynı zamanda hukuki ve demokratik bir sorun olduğu vurgulandı.
Vakfa göre, saldırının zamanlaması tesadüf değil. Açıklamada, olaydan iki gün önce, 31 Ocak Cumartesi günü vakfın konferans salonunda “Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Anmak ve Anlamak” başlıklı bir panel düzenlendiği hatırlatıldı. Panel günü emniyet güçlerinin beyaz sivil bir araçla vakfa giden yolda beklediği, gelenleri izlediği, notlar aldığı, fotoğraf çektiği ve telsiz konuşmaları yaptığı aktarıldı.
Vakfın amaçları arasında Mustafa Suphi’nin politik, ekonomik ve felsefi görüşlerinin araştırılması, bu görüşlerin tarihsel ve toplumsal açıdan değerlendirilmesi, yayınlar yapılması ve paneller, sempozyumlar, konferanslar düzenlenmesi olduğu belirtildi. Ayrıca Mustafa Suphi ve yoldaşlarının 28-29 Ocak 1921 gecesi Karadeniz’de katledilmelerinin aydınlatılması için çalışmalar yürütüldüğü hatırlatıldı.
Açıklamada, vakfın ağustos ayında TBMM çatısı altında kurulan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na bir mektup göndererek Kürt halkının demokratik hakları ve Türkiye’nin demokratikleşmesiyle birlikte Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katlinin aydınlatılması talebini ilettiği de anımsatıldı.
Vakfın açıklamasında, “Bu tür baskı ve saldırılarla bizleri yıldıracaklarını zannedenler yanılıyorlar; 105 senedir yıldıramadılar, yıldıramayacaklar” denildi. Yaşananların Türkiye’de demokratikleşme ihtiyacını bir kez daha ortaya koyduğu belirtilerek, anti-demokratik uygulamalara son verilmesi çağrısı yapıldı. Vakıf, saldırının yasal takipçisi olacaklarını ve tüm hukuki haklarını kullanacaklarını duyurdu.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
