Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, “Halk desteğini kaybeden iktidarlar ayakta duramaz. AK Parti moral üstünlüğünü kaybetti. Tekrar elde etmesi imkânsız. Boykotun başarısı bize açık bir fikir veriyor. Tutuklamalarla bir netice alınmayacağını, direniş hattının genişlemesi dışında bir işe yaramayacağını kitlelerin söz sahibi olduğu toplumsal-siyasal tarih tane tane anlatıyor” dedi.
Türköne, Turkish Post internet sitesinde yer alan yazısında, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasında başlatılan eylem ve boykotu değerlendirdi. İktidarın halk desteğini kaybettiğini ifade eden Türköne, AKP’nin moral üstünlüğünü kaybettiğini ve bunu tekrar kazanmasının imkansız olduğunu söyledi.
Türköne’nin yazısı şöyle:
“Siyasî akıl, bir elinde viskisi koltuğuna yaslanıp, karşısındaki televizyon ekranında, biber gazı dumanları arasında ellerindeki taşları karşılarında dizili beyaz kasklı Çevik Kuvvet polislerine gülle atan sporcular gibi gerilerek atan yüzleri maskeli eylemcileri keyifle seyretmeyi herhalde çok isterdi. Onun yerine, tarihin en etkili pasif direniş yöntemlerinden biri olan boykot haberlerini çaresizlik duygusu ve hafakanlar içinde izlemek zorunda kalıyor.
Sıkıntı burada.
Ghandi başarmış. Dünyanın tilki akıllı en acımasız zorbaları olan İngiliz sömürge yönetimini tek mermi, hatta tek taş atmadan devirmiş. Ghandi’yi küçük el tezgahının başında kumaş dokurken gösteren resimler meşhurdur. Bu resim, İngiliz tekstil ürünlerine karşı boykotu sembolize eder. “Herkes kendi kumaşını kendisi dokusun” diyor Ghandi, boykotun sloganı olarak.
Mandela aynı yolu izlemiş, ırkçı apartheid yönetimini dize getirmiş.
İzledikleri yöntem çok basit. Şiddeti dışarıda bırakmak üzere bir şeyi yapmak yerine yapmamayı tercih etmek. Eylemsizlik hali. Buna pasif direniş deniyor. Pasif direniş yöntemleri arasında en yaygın ve etkili olanı, adını Amerikalı bir şair olan H.D. Thoreau’nun (1817-1862) koyduğu Sivil İtaatsizlik (civil disobedience) eylemi. Bu eylem tarzı haksız bulunan kanunlara ve kurallara uymamak şeklinde kendini gösteriyor. Thoreau bu eylemi, o zamanlar geçerli olan kelle vergisine karşı, vergi borcunu ödemeyerek yapıyor, sonra hapse atılıyor.
Gözünüzde çok abartmayın, bu eylem topu topu bir gecelik hapis hayatı ile amacına ulaşıyor. Bu yol daha sonra meşhur Rus yazarı Tolstoy üzerinden Ghandi’ye aktarılıyor.
68 başkaldırısı, bu yöntemle yayıldı. Üniversitelerdeki boykot ve oturma eylemi akımı, şiddeti dışarıda bırakarak Avrupa’yı sardı. Prag’da Sovyet tankları altında ezilse de pasif direniş yöntemi olarak tarihin aktığı mecrayı değiştirdi.
Boykota karşı ceza?
Medenî dünyadan neyimiz eksik. Biz de şiddete başvurmadan barışçıl yöntemlerle, etkilili protestolarla meramımızı anlatamaz mıyız?
Soruşturmalar ve tutuklamalar hiç alakasız TCK 216/1’e dayandırılıyor.
Şöyle diyor kanun: Madde 216- (1) “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Hukukçu olmanız gerekmez, kanun maddesini çok açık. Tehlike suçları arasına “halkın bir kesimini” hedef alarak “kin ve düşmanlığa alenen tahrik” fiili konu ediliyor. Boykot’u bu kanunun neresine koyacaksınız? Hani nerede karşı karşıya gelen halk kesimleri? Nitekim kanunun gerekçesi suçu tanımlarken “şiddet içeren ve şiddeti tavsiye eden tahrikler” şartını koyuyor. 216. Madde bir şiddet suçu, şiddet çağrısı yoksa zaten suç keenlemyekün, yani yok hükmünde.
Kanun maddeleri okunmadan, gerekçelerine bakılmadan soruşturma açıp adam tutuklamak, muhalefeti susturmak için kılıf uydurmak yargı düzeni için çok ağır bir yük.
Boykot dışında çare var mı?
Boykot, şiddetsizlik şartına bağlı pasif direniş yöntemlerinden biri. Durumdan rahatsız olanların bu yöntem dışında başka çaresi var mı?
İktidar medya düzenini elindeki siyasî gücü kullanarak bir çıkar çarkına bağlamış. Hiç seyredilmeyen haberler, hiç dinlenmeyen yorumlar için, düşük reytingli iktidar yanlısı kanallara reklâm pastasının aslan payı ayrılıyor. İktidarın halkla ilişkiler görevlisi gibi siyasete müdahale eden, sağa sola tehditler savuran gazeteciler bu payla ödüllendiriliyor. Habercilik pahalı bir iş. Muhalif kanallar ve gazeteler reklamdan gelir elde edemedikleri için zor ayakta duruyor, üstelik RTÜK marifetiyle cezalandırılıyor. Ortaya baskıcı bir medya hegemonyası çıkıyor.
Haksızlıktan, hukuksuzluktan, adaletsizlikten şikâyet eden, iktidara mesafeli kesimler sadece tüketici sıfatıyla reklâmı verilen ürünleri almayı reddediyor. Hepsi bu kadar.
Ne yapsınlar?
Sivil İtaatsizliğin önü açık:
Soğuk Savaş döneminden kalma alışkanlıklarla devletler, şiddet yüklü protestolara karşı “terörle mücadele” adı altında tedbirler aldılar, kurumsal donanımlarını geliştirdiler. Öfkelisiniz, kızgınsınız. Kendinizi ifade etmek istiyorsunuz. Elinize bir taşı alıp attığınız zaman yığınla kanun ve yaptırım sizi cezalandırmak için sıraya giriyor. Hayatınız kararıyor. Bu kanunların sağladığı zırhla kendilerini korumaya alan iktidarlar ise, oturdukları yerden türbelere çaput bağlayıp, dualar edip şiddet eylemlerini sabırsızlıkla bekliyorlar.
Muhalefet, şiddetin girilmez sokak olduğunu bildiği için pasif direniş yöntemi olarak boykota müracaat ediyor. Çıkardığı sese, iktidarın çaresizlik içinde bocalamasına bakılırsa çok etkili oluyor.
Sonuç başarılı.
Halk desteğini kaybeden iktidarlar ayakta duramaz. AK Parti moral üstünlüğünü kaybetti. Tekrar elde etmesi imkânsız.
Boykotun başarısı bize açık bir fikir veriyor. Tutuklamalarla bir netice alınmayacağını, direniş hattının genişlemesi dışında bir işe yaramayacağını kitlelerin söz sahibi olduğu toplumsal-siyasal tarih tane tane anlatıyor.
Kanunların ve icraatların haksızlığını ve adaletsizliğini göstermek üzere başvurulacak sivil itaatsizlik eylemlerinin hududu yok. Boykotu icat eden gençler, bu konuda da Türkiye’ye çağ atlatabilir.
Şiddet dışarıda kaldığı sürece her şey mümkün.”