İstanbul Barosu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tutukluların avukatlarıyla görüşmesine ve not iletmesine ilişkin “mevzuat boşluğu” bulunduğu yönündeki açıklamasına sert tepki gösterdi. Baro, savunma hakkının kısıtlanamayacağını vurgulayarak, sorunun mevzuattan değil cezaevlerindeki uygulamalardan ve kapasite aşımından kaynaklandığını bildirdi.
Baro tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Dün akşam Adalet Bakanı tarafından savunma hakkını kısıtlamaya yönelik yetkiyi aşan bir açıklama yapılmıştır” denilerek, mevcut yasal düzenlemelerin açık olduğu ifade edildi.
Açıklamada, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 154. maddesine atıf yapılarak, şüpheli veya sanığın vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebileceği, bu görüşmelerin ve yazışmaların denetime tabi tutulamayacağı hatırlatıldı.
Baro, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi gereği, tutuklu ile müdafi arasındaki ilişkinin gizliliği ve sürekliliğinin zorunlu olduğunu belirtti. Açıklamada, “Avukatla görüşme hakkı, avukata tanınmış bir imtiyaz değil; yurttaşın savunma hakkının asli unsurudur. Savunma hakkı her zaman, her yerde ve herkes için geçerlidir” ifadelerine yer verildi.
Baro, tartışmanın odağındaki sorunun yasal boşluk değil, cezaevlerindeki fiili uygulamalar olduğunu savundu. Özellikle Silivri başta olmak üzere birçok ceza infaz kurumunda kapasitenin üzerinde mahpus barındırıldığı, yeterli sayıda görüş kabini bulunmadığı ve bu nedenle avukatların gün boyu süren bekleyişlere maruz kaldığı belirtildi.
Açıklamada, “Özetle sorun ‘boşluk’ değil, kısıtlama pratiğidir. Sorun mevzuatta değil, uygulamadadır” denildi.
Baro, Birleşmiş Milletler’in Mandela Kuralları ve Havana Kuralları olarak bilinen “Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler”ine atıf yaparak, devletlerin avukat-müvekkil iletişiminin gizliliğini ve etkinliğini güvence altına almakla yükümlü olduğunu belirtti. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, savunma hakkının etkin kullanımını engelleyen uygulamaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında ihlal olarak değerlendirdiği hatırlatıldı.
Baro açıklamasında, Anayasa’nın 13. maddesine de dikkat çekilerek, hak ve özgürlüklere ilişkin sınırlamaların ancak Anayasa’da açıkça öngörülmesi ve Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun olması halinde mümkün olabileceği vurgulandı.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
“Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. TBMM dahi adil yargılanma hakkına içkin savunma hakkını kısıtlayamaz” denilen açıklamada, savunma hakkını daraltmaya yönelik her türlü girişimin karşısında olunacağı ifade edildi.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
