İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturmada tutuklanan İPA Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökce, cezaevinden yazdığı mektupta, “Siyasi iktidarın karar vericilerinin hoşuna gitmeyen şeyleri söylemeyip, susmamız, sinmemiz, itaat etmemiz bekleniyor” dedi.
Gökce, BirGün gazetesinde yayımlanan mektubunda, emniyet ve savcılık soruşturmalarında 103’e yakın fotoğraf gösterilip tanıyıp tanımadığının sorulduğunu söyledi.
“Belediye Başkanımız ve çalışma arkadaşlarım dışında gösterilen fotoğraflardaki hemen hiç kimseyi tanımadığımı söyledim” diyen Gökce, şu ifadeleri kullandı:
“Yine herkese olduğu gibi bana da 20 civarı firma ismi soruldu ve tanıyıp tanımadığım, herhangi bir ticari ilişkim olup olmadığı soruldu. Bu ilk iki soruda ‘Ama iyi bak geriye dönüp düzeltme yapılamaz’ dendi. Hiçbir firmayı bilmediğimi ve hiç bir ticari ilişkim olmadığını ifade ettim.
Ardından bana 7 Eylem soruldu; bu sorulan 7 Eylemin 6’sı benim İzmir Büyükşehir Belediyesinde çalıştığım yıllarda olduğu için herhangi bir bilgim olmasının mümkün olmadığını belirttim. Görevim sırasında olan tek eylemdeyse 2023 yılında bir ‘açık ihaleye’ olur verdiğimi, bunun suç olmak bir yana teşekkür edilmesi gereken bir seçim olduğunu ifade ettim.
Kendimin Kasım 2023 itibariyle de ‘memuriyetten istifa ederek’ yerel seçimde aday olduğumu dolayısıyla uygulamada ne yetkim ne görevimin olmadığını net biçimde ortaya koydum.
Özetle sorulan 7 eylemin 6’sında başka bir şehirde, 1’inde ise açık ihaleye olur verme dışında bir sorumluluğum olmadığını Emniyet ifadesinde de Savcılık (İfademizi alan Terör Savcıları sadece ifade almakla görevli olduklarını kanaat belirtmeden dosya savcısına ileteceklerini ifade etmişlerdir) ifademde de açıkça belirttim. Bunun ardından HTS kayıtları gösterilip ‘Aşağıdaki isimlerle belirtilen yerlerde neden görüştüğünüzü anlatın’ dendi. Sorulan isimlerin tamamı Ekrem Başkan başta olmak üzere İBB’deki çalışma arkadaşlarımdı. Doğrusu, az bile görüşmüşüm. ‘Belediyeyi yönetmek için görüşmek zorundayız, bunun nesi soruluyor anlamadım’ dedim. Bu sorular arasında nezarette görüp İzmir’deki görevim sırasında tanıdığım, İstanbul’a geldiğimde arayan ama hiç görüşmediğim bir arkadaş vardı, onu da ifade ettim. Emniyete yanlışlıkla getirilmiş olduğumu düşündüğümü özetledim. Açıkçası ifadeyi alanlar da bir miktar şaşırdı.”
Gökce, “Bana ne mal varlığım, ne hesap hareketlerimle ilgili bir anomaliden bahsedilerek soru soruldu, ne bir MASAK raporunda bahsedildi, ne de bir gizli tanık ifadesiyle ‘şu konularda şunları yapmakla suçlanıyorsun’ ne de buna benzer tek bir soru yönetildi. Özetle, mali anlamda tek bir kusur ya da suiistimalim bulunamamış ki soru sorulmadı” dedi.
“Savcılık ifademizi alıp normalde oradan salabilecekken, dosya savcısına ilettiği dosyamız tüm diğer gözaltılar gibi tutuklama talebi ile iletildi. Hâkim karşısına uykusuz, aç, yorgun bir halde çıkarıldık” diyen Gökce, şöyle devam etti:
“92 ismi 7–8 kişilik gruplar halinde sanırım 12 ayrı hâkimliğe dağıtarak hâkim karşısına çıkacaktık. Duruşmadan tam 2 dakika önce mübaşir, avukatlarımıza neyle suçlandığımızı gösteren bir kağıt uzattı.
Öğrendim ki: “Suç örgütüne üye olmak ve rüşvet almak”la suçlanıyorum.
Beynimden vurulmuşa döndüm. Ne suç örgütü, ne rüşveti…
30 yıllık kamu görevim boyunca hiç bir leke olmaksızın kamu yararı ile çalışmış bir üst yönetici olarak, suç örgütü olarak kast edilenin İstanbul seçimini kazanan ve Türkiye seçimini kazanmak üzere hazırlanan arkadaşlarım olduğunu gördüm. Her biri birbirinden kıymetli çalışma arkadaşlarımız ile sadece İstanbul ve Türkiye Cumhuriyeti için çalışıyorduk. Kendimizden de yaptığımız işten de şüphemiz yoktu. Üstelik emniyet ve savcılıkta hiç sorulmayan, bahsedilmeyen 2 suçlama ile hâkim karsısına çıkıyorduk. Dahası bu iki iddia ile ilgili tek bir delil de dosyada yoktu. Hâkim Bey ‘Ne diyorsunuz’ diye başka hiçbir soru sormadan topu bize attı. Anlattık her şeyi…
‘Varsa delil, lütfen gösterin. Kıbrıs Gazisi babamın kemiklerini sızlatmayın, ne için suçlandığımızı bile bilmeden ifade verdik. İfadelerimiz dışında tutanaklar var. Savunma hakkı ihlal edildi, itibarımız ağır bir suikaste uğruyor’ dediysek de yüzümüze bakmaktan imtina eden Hakim bey, ‘Bunlar yazılsın lütfen’ dedi.
10 dakika sonra da tutuklanmamıza karar verildi. Tutuklama kararının 6 kişi için gerekçeleri şöyleydi:
‘Şüphelilerin, gizli tanık ifadeleri, MASAK raporları, HTS kayıtları incelendiğinde, kuvvetli kaçma şüphesi ve delilleri karartma tehlikesi bir arada değerlendirildiğinde tutuklanmalarına…’
Soruşturmanın hiçbir evresinde tarafımıza gösterilmeyen MASAK Raporları, gerçek kişi olduğu bile belli olmayan tanıklar ile benim ve en az benim kadar suçsuz olduğunu düşündüğüm insanlara verilen gerçekten dayanıksız bir tutuklama kararı olduğunu gördük.
Kaldı ki mal varlığımla ilgili tarafıma İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca bir suç duyurusu üzerine yapılan soruşturmada, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) olduğunu hakim karşısında da ifade etmiştim.”
HTS kayıtlarında da belediyedeki çalışma arkadaşları dışında bir görüşme olmadığına dikkat çeken Gökce, şunları kaydetti:
“Bu yüzden bu konuda da başka sorgulama yapılmamıştı. Bir başka ifadeyle tutuklama gerekçesi olarak incelendiği söylenen 3 temel başlık hakkında da benim tek bir eksiğim ya da suiistimal yoktu. Aynı hâkim karşısında konu dahi edilmeyen, Emniyet ve Savcılık sorgusunda tarafıma sorulan 7 eylemde hiçbir sorumluluğum, eksik veya suiistimalim olmadığı gibi…
Yani buraya kadar 10 ayrı teknik başlık ya da sorgu konusu için tek bir kusur, hata ya da suç unsuru yoktu.
Karar gerekçesinin kaçma şüphesi konusu benim için ayrı bir örnek olaydı. 19 Mart sabahı lojmanımda olduğum halde benim evime baskın yapılmadı. Sonra öğrendim ki, nişanlımın da kendisinin evde olmadığı bir zamanda evine baskın yapılmış. Çilingir marifetiyle boş eve girilip arama yapılmış. Hakkımızda bir gözaltı kararı varsa gelip çalıştığım yerden ya da lojmanımızdan alırlar diye bekledim. Ancak gelen giden olmayınca ikinci gün kendimiz gidip ‘Bizi arıyorsunuz, buradayız’ diyerek ‘teslim olma’ adı verilen süreci işlettik. Kaçma şüphesi olan kişi gelip kendi ayağı ile teslim olur muydu?
Yine karar gerekçesinin ‘delil karartma’ kısmında da ben tamamen edilgen bir pozisyondaydım. Yani eğer rüşvet aldıysam, benim ya da yakınlarımın malvarlığı artmış olmalı, bir banka hareketi ya da tespiti olmalıydı. Bunlar yoktu. ‘Benzer tapu vb.’ deliller ise dışarıda da olsak bu delilleri karartma şansı hiçbir insanın yoktur.
Yani 10 gerekçe gibi bu 2 şüphe de bize özgü koşullar içerisinde değerlendirilmek bir yana, genel bir karar içinde eritildi, karar yazılı verildi.
Ne kolay, insanların ve ailelerinin itibarı ve namusuna leke düşürmek, zedelemek… Kendi örneğimde hakkımda uydurulmuş rezil suçlamaları ve hukuki dayanaksızlıkları ifade ettim.
Ancak odama (Bu arada Suat Toktaş’ın odası bana verildi) televizyon bağlanıp, avukatlarım ve vekil görüşmelerim başladığında öğrendim ki bu davanın aparatlarından birisi hakkımdaki tutuklama gerekçesini söyle açıklıyormuş:
‘Siz Devletin veri ve istatistiklerinden ayrı bilgiler, veriler yayınlarsanız sizi böyle paketleyiverirler.’
Adı küçük ama kendisi mide bulandıran bu aparat yaptığımız paylaşımların, açıkladığımız raporların, söylediğimiz sözlerin birilerinin hoşuna gitmediği gibi canını acıttığını da zımnen ifade etmiş esasında…
Anlıyorum ki tüm bu sorulan soru ve gerekçelerin tümünün 12/0 lehime veya iddia edenler açısından boş ve dayanaksız olması yetmiyormuş.
Siyasi iktidarın karar vericilerinin hoşuna gitmeyen şeyleri söylemeyip, susmamız, sinmemiz, itaat etmemiz bekleniyor.
Anlıyorum ki suçum: bilgi paylaşmak, aydınlatmakmış. Elimden gelen ve bunca yıl öğrendiğim kadar.
Adım Bahtiyar değil ama vicdanen çok bahtiyarım, çok ahlaklı, çok doğru, tam Ata’mızdan miras bir vatan evladına yakışan gibi.
Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet!”