Hukuk’ vurgusuyla geldi, ’emoji bakan’ etiketiyle gitti: Bir Ali Yerlikaya hikâyesi…

Ali Yerlikaya, yüzündeki donuk ifadeyle göreve geldiğinde toplumun muhalif kesimleri dahi ona kredi açmıştı. Öyle ya "giden", bir Yeşilçam kötü karakteri ile yarışacak düzeyde performans sergileyen Süleyman Soylu idi. Ancak Yerlikaya bu krediyi kısa sürede tüketip, rejimin itaatkâr bir elemanı olarak sivrilmeye başladı. Hukuk vurgusuyla oturduğu koltuktan rejim destekçisi yazarın "emoji bakan" etiketiyle gidiyor şimdi. "İyi" bilinmeyecek...

Aslında “giden” bakanlar pek konuşulmaz böyle durumlarda. Sahne yeni yıldızların olur. Geçmişleri, neler yaptıkları, özel zevkleri, tartışmalı uygulama ve açıklamaları, varsa siyasetçilerle ilişkileri…

O yüzden ben bugün gelenlerden çok gideni anlatacağım. Bir gece yarısı görevden alındığını hepimiz gibi Resmi Gazete’den öğrenen Ali Yerlikaya’nın gidişinden bahsetmek istiyorum.

Görevi devraldığı Süleyman Soylu, tam bir Yeşilçam “kötü karakteri” gibi esip gürlediği için Ali Yerlikaya’nın gelişi birçok “mahallede” sevinçle karşılandı. Soylu’ya duyulan öfke o kadar büyüktü ki Ali Yerlikaya’nın sakin ve sessiz duruşu herkeste “Acaba İçişleri Bakanlığı hukuk içinde mi hareket edecek?” beklentisi oluşturdu. Ancak bu beklentinin boşa düşmesini görmek için çok da beklemeye gerek kalmadı. Yerlikaya da tıpkı Soylu gibi önüne gelene “terörist” etiketini yapıştırdı, hiçbir mahkeme kararı olmadan insanları “yakaladık” diye ifşa etti, her türlü hak arayışını kriminalize etti, asgari ücreti protesto eden öğrencileri dahi darp ettirip gözaltına aldırdı, ayrıca sosyal medyanın seline kapıldı gitti.

Öyle bir kapıldı ki sosyal medyanın cazibesine, rejimin en önemli destekçisi Yeni Şafak’ın en itibarsız yazarlarından İsmail Kılıçarslan tarafından arkasına adeta teneke bağlanmış gibi “emoji bakan” lakabına bile layık görüldü. “Ali Yerlikaya nedir ya?” sorusu ile karakteri olan bir kişiden kişiliksiz bir “ne”ye dönüştürülen Yerlikaya, hafızalara İçişleri tarihinin en fazla krediyle başlayan ama en kısa sürede tüketen bakanı olarak kazındı. Öyle ya en muhalif kesimler bile Yerlikaya’ya kredi açabilmişti ilk zamanlarında…

Peki Ali Yerlikaya nasıl bir performans sergiledi bakanlığı boyunca?

Cevap “berbat” olur doğrudan. O kadar berbattı ki kendisini koltuğa oturtan Erdoğan’ı bile kızdırmayı başardı. Nasıl sinirine dokunduysa artık Saray’ın… Sırf İstanbul Başsavcısı’nı Adalet Bakanlığı koltuğuna oturtmak için kurulan “bakanlık sehpasında” ipi çekildi. Hazır bir iş yapılırken onu da aradan çıkarmışlar gibi oldu bu görevden alma. Onur kırıcı olsa gerek, düşünen için.

Onun döneminde tıpkı Soylu’da olduğu gibi “terör” en önemli koz oldu elinde. Ülkede neredeyse bu damgayı yemeyen kalmadı. Araya sıkıştırdığı uyuşturucu, çete ya da bahis operasyonları da işin çerez kısmıydı. Ne kadar çok “terörist”, “hain” dediyse o kadar çok alkış alacağını zannetti.

Polisini sokakta beş kişiden fazla yürüyen herkesin üzerine sürmekten hiç geri durmadı. En demokratik hakların bile kullanımını engelledi. Ülkede çeteler cirit atarken Saraçhane’de İmamoğlu destekçisi kovaladı. Katar katar uyuşturucu ülkeye sokulurken yakalanamayan “baronların” yerine, sosyal medyada günlerce konuşulacak ünlüleri bulup peşinen suçlu ilan edip, toplumun önüne fırlatıyordu. Kara para aklama mı konuşuluyor, Çek bir sosyal medya ünlüsünün görüntüsünü ver medyaya, günlerce bu sakızı çiğnesin toplum. Arabası, lüks yaşamı, garip garip açıklaması, kavgası, görmemişlik alameti zenginliği…

Arada göstermelik çete operasyonları yaptırırken asla ihmal etmediği şey ise sosyal medyada bin bir türlü kurgu ile imal edilmiş edit videolar oluyordu. Aldığı beğeni ve RT sayısına bakıp bir sonraki paylaşımı için daha da cancanlı görüntüler arıyordu. Bu edit videolar uğruna evinde gözaltına alınan insanları “yakalıyor”, haklarındaki mahkeme kararı kesinleşip polisin gidip evden aldığı kişileri “kıskıvrak yakalıyor”, aynı soruşturmanın gözaltı, tutuklama ve diğer adli işlemler kısımlarını ayrı ayrı defalarca paylaşarak ama her seferinde “yakalayarak”, emoji bakan rolünü oynuyordu.

Bürokrasiden gelen bir isim olarak siyasetçilerle girdiği tartışmalarda öyle çok bağırıp çağıran biri olmasa da Saray rejiminin kullanım amaçlarına uygun olarak görevini ifa etti ve sonunda süresi dolunca da normal seçim dönemi kabine değişikliğini bile beklemeden görevden alındı. Artık kendisini bakanlığı döneminde yaptıkları ve yapmadıkları ile hatırlayacağız.

Ali Yerlikaya, kendi yardımcısına dahi söz geçiremeyen, şikayet edildiği Saray nezdinde yediği fırçalarla itibarı yerle bir edilen bir bakan olarak hafızalara kazındı. Dönemindeki polis şiddetini, polis intiharlarını ve polislerin karıştığı “suç” oranlarını düşünürsek, polis teşkilatını da çok kötü yönettiğini söylemek herhalde kendisine haksızlık olmaz. Arkasından teneke bağlama seviyesine gelecek kadar kendi destekçilerini dahi kendinden soğutan Yerlikaya, bu yanıyla “kötü karakter” Süleyman Soylu ile bile yarışacak bir şöhret kazandı. Soylu bağırıp çağıran bir kötüyken, Yerlikaya sakin ve sessiz tavrı, o yüzünde hep asılı duran dönük ifadesi ile “kötü” olarak koltuğunda oturdu.

Ali Yerlikaya hikâyesi, başarısız bir dönem olarak uzun yıllar unutulmayacak. Hukuk dışına çıkmayı marifet sanan sakin ve donuk kötülüğü herkese gösterdiği için belki ona teşekkür bile edilmeli. Rejimin sessiz “yüzüne” de kanmamak gerektiğini öğrettiği için…

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER