Türkiye çok kötü yönetiliyor: Yalova örneği

Erdoğan ve AKP, AB ile müzakere süreci koşullarını gerektiği gibi yerine getirip devam edebilseydi bugün "idari kapasite" konusunda çok farklı bir yerde olabilir, arşivde çalışan polislerle IŞİD evine baskına gidilmezdi.

Maalesef gerilerde kalan AB tam üyelik müzakere günlerinde Türkiye’nin gündemine, herkesin çok da dikkatini çekmeyen bir kavram girmişti: idari kapasite (administrative capacity) açığı.

İdari kapasite, bir kamu yönetim biriminin ürettiği kamu hizmetini nasıl ve hangi düzeyde bir etkinlikle ürettiği anlamına gelen bir ifadedir.

Avrupa Birliği tam üyelik müzakerelerinin açılması ile birlikte Türkiye’den, Kopenhag siyasi kriterlerine ilaveten kamu hizmeti üretim birimlerinde idari kapasitenin artırılması da istendi. Poliste, jandarmada kötü muamelenin geride kalması çok gerekli ve önemliydi ama yeterli değildi; hukuk içinde kalarak hizmeti düzeyli ve etkin üretmek (idari kapasite) de şarttı.

Bu şartın ne kadar önemli olduğunu, geçtiğimiz hafta üç polisin şehit olduğu Yalova’da, IŞİD evine yapılan baskında çok acı bir biçimde gördük.

IŞİD, Yalova’da bir karakola intihar saldırısı şeklinde bir baskın yapmış olsa ve üç polisimiz şehit olmuş olsaydı yine çok üzülürdük mutlaka ama mesela ben bu yazıyı muhtemelen böyle yazmazdım.

Evet, baskını IŞİD değil, gece sabaha karşı 02.00’de polis bir IŞİD evine yaptı ve bu baskında üç polisimizi kaybettik. Bu, normal bir durum olmasa gerek. Erdoğan’ın bu durumlarda, yani idari kapasite yetersizlikleri hâlinde dediği gibi, işin tabiatında, fıtratında mutlaka ölüm, şehadet yok; çok vahim bir idari kapasite yetersizliği var.

Ve bu vahim idari kapasite eksikliğinin de sorumluları var. Sorumluluk almamak için de “işin fıtratında var” diye bir saçmalık icat etmişler. Soma faciasında da Erdoğan, 19. yüzyılda İngiltere’de yaşanan bir maden faciasını örnek gösterip “bu işin fıtratında ölümler var” diyebilmişti.

Yalova’da yaşanan IŞİD evi baskınında dikkat etmişsinizdir, bazı temel bilgiler vatandaşla paylaşılmadı. Basın da sanki bu fıtrat meselesinde birileriyle paydaşlık yaptı.

Gelelim Yalova faciasındaki fıtrat (!!!) meselesinin içinde şeytanın saklandığı ayrıntılara. Pek girilemedi bu ayrıntılara.

Şehit olan polis memurlarının meslekteki yetişme tarzı bu tür baskınlara uygun muydu? Bu polislerin son olarak arşivde çalıştıklarına ilişkin bir bilgi var bazı köşelerde.

Eğer bu söylenti doğru ise arşivde görevli polislerle IŞİD evine baskın düzenlemek nasıl bir devlet anlayışıdır, ben anlayamıyorum.

Daha da vahim bir iddia, şehit olan polislerde çelik yelek olmadığı yönünde. Bu bilgi de doğru ise idari kapasite yetersizliğinin ne demek olduğu çok netleşiyor.

Bu operasyonun bir yerinde ve galiba üç polis şehit olduktan sonra PÖH (Polis Özel Harekât) çağrılıyor. Neden bu operasyona doğrudan özel harekât ile başlanmadı? Birilerinin bu sorunun cevabını vatandaşa vermek mecburiyeti yok mu?

Şayet sabaha karşı 02.00’de gidilen yerin bir IŞİD evi olduğu konusunda bilgi yoksa bu durum da çok vahim bir istihbarat ve idari kapasite sorunu değilse nedir?

Evde bulunan IŞİD’liler de polisin çok iyi tanıdığı kişiler.

Baskından sonra bir, iki gün içinde 21 şehirde IŞİD evlerine baskınlar yapılıyor, çok sayıda IŞİD’li gözaltına alınıyor. Bu adresler Yalova baskınında ele geçirilmedi ise —ki hiç muhtemel değil— neden bu kadar beklendi?

Türkiye’de çok büyük bir idari kapasite açığı var; beraberinde de bu ülke çok kötü yönetiliyor.

Kötü yönetim ve idari kapasite açığı birleşince de ortaya çok büyük sorunlar çıkıyor. Son Yalova faciası bunun en önemli örneği.

Yazıyı yine ülkem Türkiye’nin AB macerasındaki başarısızlığı ile bitireyim: Türkiye siyaset sınıfı ve Erdoğan-AKP, müzakere sürecini koşulları gerektiği gibi yerine getirip devam edebilseydi bugün idari kapasite açığında çok farklı bir yerde olabilir, arşivde çalışan polislerle IŞİD evine baskına gidilmezdi.

Demokraside ve hukukta mesafe alabilmiş olsaydık bu baskın ve verilen üç şehit sonrası İçişleri Bakanı bir açıklama yapar, vatandaşı bu kötü yönetim hakkında bilgilendirir ve muhtemelen istifasını verirdi; pardon, affını isterdi.

Ama bizde işler nedense (!) böyle olmuyor.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER