Kürk Mantolu Madonna: Yanlış zamanda yazılmış, doğru zamanda okunmuş bir roman

Bir roman yıllar sonra nasıl milyonlara ulaşır? 'Kürk Mantolu Madonna' gerçekten Avrupa’da 'Gurur ve Önyargı’dan daha mı çok satıldı? Bir Türk romanı Penguin Classics etiketiyle nasıl küresel bir fenomene dönüştü? Okur bu kitapta ne bulduğu için hâlâ vazgeçemiyor?

Hani ağızlarda sakız olmuş bir soru kalıbı vardır ya: Marx yaşasa idi, Marksist olur muydu? Biraz hazin, ama fazlasıyla düşündürücü bir sorudur bu.

Benzer bir soruyu Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı için de kurmak mümkün: Yaşasaydı, bu romanın gördüğü ilgiden hoşnut kalır mıydı?

Bu soru, ister istemez romanın yazılış koşullarına bakmayı gerektirir. Çünkü Kürk Mantolu Madonna, bugün etrafında bir edebiyat mitolojisi oluşmuş olsa da, ortaya çıktığı sırada ne konforlu bir yazı masasının ne de güvenli bir edebî iklimin ürünüdür. Roman, ilk kez Hakikat gazetesinde, 18 Aralık 1940 ile 8 Şubat 1941 tarihleri arasında, Büyük Hikâye başlığı altında, tam 48 bölüm hâlinde tefrika edilir. Metin, bugünden bakıldığında şaşırtıcı bir disiplinle, günü gününe gazeteye yetiştirilerek yazılır.

Bu acele, edebî bir tercihten çok, maddi ve hayatî bir zorunluluğun sonucudur. Sabahattin Ali, romanı ikinci askerliği sırasında, Büyükdere’de, bir çadırın içinde kaleme alır. Yazmak, burada romantize edilecek bir inziva hâli değildir; soğuk, geçicilik ve belirsizlikle iç içe geçmiş bir uğraştır. Metnin temposunda hissedilen kesintili ilerleyiş, biraz da bu koşulların izini taşır.

Bu döneme dair anlatılanlar, romanın bugün kazandığı “kült” statüyle yan yana konulduğunda neredeyse ironik bir nitelik kazanır. Anlatılanlara göre, Sabahattin Ali yazım sürecinde attan düşer ve sağ kol bileği çatlar. Buna rağmen yazmayı bırakmaz. Kolunu tenekede ısıtılan suya sokarak ağrıyı hafifletir ve metni sürdürür. Bu ayrıntı, çoğu zaman bir efsane gibi aktarılır; fakat aslında yazarın yazıyla kurduğu ilişkiye dair fazlasıyla çıplak bir gerçeği işaret eder: Kürk Mantolu Madonna, ilhamla değil, dirençle tamamlanır.

Romanın başlığı bile, yazım sürecindeki arayışın bir parçasıdır. Yedi Meşaleciler topluluğundan Cevdet Kudret Solok, Sabahattin Ali’nin roman için önce Lüzumsuz Adam başlığını düşündüğünü, ancak “z” ve “s” seslerinin yarattığı kakofoniden hoşlanmadığı için bu isimden vazgeçtiğini aktarır. Bu küçük gibi görünen ayrıntı, yazarın dile ve ritme gösterdiği hassasiyeti ele verir.

Pertev Naili Boratav’ın aktardığı bilgi ise metnin biçimsel serüvenini aydınlatır. Boratav’a göre Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ilkin bir öykü olarak tasarlar; hatta bu taslağın başlığı Yirmi Sekiz’dir. Yazar, öykünün ilk sayfasını Boratav’a da gösterir. Bu bilgi, romanın neden iki parçalı bir yapı izlenimi verdiğini anlamak açısından önemlidir. Metin, baştan sona planlanmış yekpare bir roman olmaktan çok, yazıldıkça genişleyen bir anlatıdır zira.

Kürk Mantolu Madonna, kitap olarak ilk kez 1943’te Remzi Kitabevi tarafından yayımlandığında, edebiyat çevrelerinde büyük bir dalga da yaratmaz. İlk ciddi eleştiri, Nâzım Hikmet’ten gelir. Nâzım Hikmet, Bursa Hapishanesi’nden gönderdiği Mayıs 1943 tarihli mektubunda romanı dikkatle okuduğunu açıkça gösteren, iki yönlü bir değerlendirme yapar. Metni hem sevdiğini hem de ona kızdığını söyler.

Bu mektup, bugün geriye dönüp bakıldığında, romanın alımlanma tarihine düşülmüş erken bir not gibidir. Nâzım Hikmet, romanın Berlin’e kadar uzanan ilk bölümünü “senin benim anladığımız manadaki realizm” açısından hayranlıkla karşılarken, bu bölümün sunduğu imkânların ikinci kısımda yeterince genişletilmediğini düşünür. Hatta bu başlangıçtan ayrı bir roman çıkabileceğini söyler. Buna karşılık, Maria Puder anlatısını “başlı başına bir büyük hikâye” olarak nitelendirir ve bu tecrübenin Türk edebiyatı için gerekli olduğunu vurgular.

Bu değerlendirme, Kürk Mantolu Madonna’nın daha yazıldığı anda bile tek bir kategoriye sığmadığını gösterir. Roman, hem realist bir toplumsal anlatının eşiğinde durur hem de içe kapanık, kırılgan bir aşk hikâyesine yönelir. Belki de tam bu yüzden, ilk karşılaşmalarda tereddütle okunur. Ne tam olarak “toplumcu”dur ne de alışıldık anlamda romantik. Belki de bu mesafe, romanın geç keşfedilmesinin de anahtarıdır.

HAYAL Mİ, HATIRA MI: MARİA PUDER KİM?

Romanın etrafında yıllar içinde dolaşıma giren en güçlü sorulardan biri, Kürk Mantolu Madonna’nın merkezindeki Maria Puder’in kim olduğudur. Bu soru, metnin duygusal yoğunluğunu gerçek hayata bağlama arzusundan doğar. Öte yandan Sabahattin Ali’nin yakın çevresinden gelen tanıklıklar, bu arzuyu besleyen parçalar sunar. Yazarın arkadaşlarından Muvaffak Şeref, Maria Puder’in, Taksim’deki Camlı Köşk Gazinosu’nda kadın orkestrasında çalan müzisyenlerden biri olduğunu söyler. Sevgi Sanlı ise Madonna figürünü, Sabahattin Ali’nin gençlik yıllarında âşık olduğu bir kadınla ilişkilendirir. Bu anlatılar, romanı doğrudan bir “anahtar metin”e indirgemez; fakat karakterin hayalden ibaret olmadığı fikrini de güçlendirir.

Bu ihtimali en açık biçimde dile getiren ise yazarın kızı Filiz Ali olur. Filiz Ali, BBC’ye verdiği bir söyleşide, Maria Puder’in gerçek bir kişi olduğunu sonradan öğrendiklerini aktarır. Babasının 1920’lerde Berlin’de yaşadığı dönemde Maria ile tanıştığını; geride kalan mektuplardan, birlikte uzun yürüyüşlere çıktıklarını, zaman zaman el ele dolaştıklarını öğrendiklerini söyler.

Bu noktada Kürk Mantolu Madonna’nın meselesi, “gerçek mi, değil mi” sorusunun ötesine taşar. Maria Puder’in varlığı, romanı belgesel bir anlatıya dönüştürmez; fakat metnin taşıdığı kırılganlığın kaynağını aydınlatır.

YANLIŞ RAF, GEÇ OKUR: BİR ROMANIN KENDİ ZAMANINI BEKLEMESİ

Kürk Mantolu Madonna’nın Türkiye’de geniş okurla geç buluşması, edebî niteliklerinden çok, yerleştirildiği bağlamla ilgili olsa gerek. Roman, uzun süre yanlış rafta durur. Kimi için yanlış raf “yeterince toplumcu” olmamasıdır, kimi için “hikâye mi, roman mı belli değil” oluşudur.

Sabahattin Ali, edebiyat kamuoyunda çoğu zaman politik kimliğiyle, toplumsal eleştirileriyle anılır. Bu güçlü imaj, Kürk Mantolu Madonna’nın sessiz tonunu uzun süre gölgede bırakır. Roman, yazıldığı dönemde de sonrasında da “istisna” gibi okunur; yazarın ana hattından bir sapma sayılır. Bu bakış, metni merkezden uzaklaştırır.

Bir başka etken, romanın “aşk hikâyesi” etiketiyle daraltılmasıdır. Kürk Mantolu Madonna, sıklıkla hüzünlü bir aşk anlatısı olarak sunulur. Oysa metnin asıl meselesi aşkın kendisinden çok, aşkın ifade edilemeyişidir. Raif Efendi’nin suskunluğu, Maria Puder’in mesafesi, duyguların yüksek sesle dile gelmeyişi… Bunlar, hızlı tüketilen romantik anlatılara alışkın okur için sabır isteyen unsurlardır.

Bu sabır talebi, metnin zamanla yeniden okunmasını zorunlu kılar. 1990’lardan itibaren, bireysel kırılganlığın ve içe dönüklüğün daha görünür hâle gelmesiyle birlikte, roman başka bir kulakla dinlenir. Yeni kuşak okur, Kürk Mantolu Madonna’yı “büyük olaylar” aramak için değil, sessiz boşlukları duymak için okur. Bu değişen okuma biçimi, romanın kaderini de değiştirir.

Tuhaftır, tam bu noktada, metnin etrafında dolaşan “esin” tartışmaları hortlar. Romanın başlığından ve merkezindeki figürden hareketle, Kürklü Venüs (Venus in Furs) ile bağlar kurulur; Leopold von Sacher-Masoch’un metniyle benzerlikler ileri sürülür. Bu iddialar, çoğu zaman romanın bağlamını daraltır. Oysa bu benzerlikler, metni mahkûm etmekten çok, onun Avrupa edebiyatıyla kurduğu dolaylı diyaloğu işaret eder.

ESİN Mİ, YANKI MI: KÜRKLÜ VENÜS TARTIŞMASININ EŞİĞİ

Peki, Kürk Mantolu Madonna sahiden Leopold von Sacher-Masoch’un ünlü metni Kürklü Venüs ile mübalağa ederek söylersek flört etmiş midir? Bu bir esinlenme mi söz konusudur, yoksa fazlasıyla ileri gitmiş bir benzerlik mi?

Sorunun bu şekilde kurulması, meseleyi baştan daraltır. Çünkü edebiyatta metinlerarası ilişki, çoğu zaman bire bir örtüşmelerden değil, dolaşan imgelerden, temalardan ve arketiplerden doğar. “Kürklü kadın” figürü, Masoch’la başlamaz; ama onun metniyle modern edebiyatın merkezine yerleşir. Güçlü, mesafeli, erkeğin bakışıyla tanımlanmayı reddeden bir kadın imgesi… Bu figür, 19. yüzyıl sonu Avrupa edebiyatının ruh hâliyle yakından ilişkilidir.

Masoch’un Kürklü Venüs’ündeki Wanda ile Sabahattin Ali’nin Maria Puder’i, yüzeysel bir benzerlik taşır: ikisi de kürk giyer, ikisi de erkek anlatıcının hayatında sarsıcı bir karşılaşmaya yol açar. Fakat metinlerin derin yapısına inildiğinde, bu benzerlik hızla çözülür. Masoch’un anlatısı, iktidar ve arzu arasındaki hiyerarşiyi erotik bir sözleşme hâline getirir. Güç, bilinçli olarak devredilir; acı, talep edilir; teslimiyet bir oyuna dönüşür.

Kürk Mantolu Madonna’da ise böyle bir iktidar pazarlığı yoktur. Maria Puder, Raif Efendi üzerinde tahakküm kurmaz; ona bir rol biçmez. Aksine, iki karakter arasındaki ilişki, eşitsizliğin askıya alındığı kırılgan bir alanda ilerler. Raif Efendi’nin edilgenliği, varoluşsal bir çekingenliğin sonucudur. Maria’nın mesafesi ise erotik bir soğukluk değil, kendini koruma biçimidir.

Bu fark, iki metnin beslendiği kültürel iklimi de açığa çıkarır. Masoch’un dünyası, arzunun teatralleştiği bir Avrupa burjuvazisine aittir. Sabahattin Ali’nin romanı ise, savaşlar arası dönemde savrulmuş, yerini bulamamış bireyin hikâyesini anlatır. Berlin, burada bir fantezi sahnesi değil; yabancılığın mekânıdır. Sanat galerisi, arzunun vitrini değil; sığınılacak bir boşluktur.

“Esin” tartışmasının asıl sorunu, Kürk Mantolu Madonna’yı savunma ihtiyacı üzerinden yürümesidir. Oysa romanın değeri, başka bir metinden ne kadar uzak durduğuyla ölçülmez. Edebiyat tarihi, yankılarla ilerler. Metinler birbirine çarpar, birbirinden izler taşır, ama her biri kendi sesini üretir. Burada önemli olan, yankının neye dönüştüğüdür.

Sabahattin Ali, Masoch’tan bir figür almış olsa bile —ki bu kesinlik taşımaz— onu bambaşka bir yere taşır. Erotik bir güç oyununu, içe dönük bir varoluş anlatısına çevirir. Kürk, Masoch’ta bir fetiş nesnesiyken, Ali’de bir mesafe işaretidir. Madonna imgesi, ulaşılmazlıkla ilişkilidir.

Belki de bu tartışmaların asıl nedeni, Kürk Mantolu Madonna’nın Türkiye edebiyatında alışılmadık bir yerde durmasıdır. Roman, ne Doğu’ya ait klişeleri tekrarlar ne de Batı’yı egzotik bir arzu nesnesi olarak sunar. İki dünya arasında kalır; ama bu kalış, bilinçli bir tercihtir. Masoch bağlantısı, bu aradalığın kolaycı bir açıklamasına dönüşür.

Bugün romanın Avrupa’da gördüğü ilgiye bakıldığında, bu tartışmaların anlamı daha da değişir. Kürk Mantolu Madonna, Batı okuru için “tanıdık”, ama “başka türlü” bir metindir.

ÇEVİRİ HAMLESİ, YAYINEVİ HARİTASI, SATIŞ GRAFİĞİ

Romanın Avrupa’daki dolaşımı, soyut bir “keşif” anlatısı olarak görülmemeli; arkada çok somut bir yayıncılık hattı var zira. Kürk Mantolu Madonna, İngilizceye Maureen Freely ve Alexander Dawe çevirisiyle Madonna in a Fur Coat olarak taşınır; Birleşik Krallık’ta Penguin Classics etiketiyle okura ulaşır.

ABD’de ise romanın İngilizce baskısı Other Press tarafından yayımlanır.

Bu iki hamle, metni “Türkiye’de çok sevilen bir roman” olmaktan çıkarıp, küresel okur dolaşımına sokan kritik eşiği oluşturur.

Türkiye’deki “geç keşif” dalgası konusunda da elimizde sayı var. Örneğin Washington Post, doğru mudur bilmem, ama romanın Türkiye’deki yeni yükseliş döneminde üç yıl içinde bir milyonun üzerinde sattığını yazar.

Ünlüler ve “popüler dolaşım” başlığında da elimizde güncel bir örnek var: Kendall Jenner’ın Instagram’da romanın İngilizce baskısını paylaşması, kitabı yeniden gündeme taşımış, kültürel bir tetikleyici işlevi görmüştür.

Avrupa’da romanın son yıllardaki görünürlüğünü artıran bir başka hat da “okur influencer”larıdır; The Guardian, klasiklerdeki yeni satış dalgalarını anlatırken Madonna in a Fur Coat’u da bu yeni okuma iştahının örneklerinden biri olarak anar ve bu dalgada kitap içerik üreticilerinin etkisine işaret eder.

Bu somut çerçeve, romanın Avrupa’daki ilgisini açıklarken işimizi kolaylaştırır: Metin, birdenbire keşfedilmiş bir “gizli hazine” gibi parlamaz; çeviri, yayınevi seçimi, tanıtım dili ve yeni okur ağlarıyla birlikte, adım adım yerini bulur.

BUGÜNÜN OKURU KÜRK MANTOLU MADONNA’DA NE BULUYOR?

Kürk Mantolu Madonna, Avrupa okuruyla Türkiye’deki büyük patlamasından sonra tanışır. Ancak gürültülü bir dünyada yavaşça açılır.

Avrupa’da romanın ilgi görmesinin ilk nedeni, tanıdık bir yalnızlık anlatısını başka bir coğrafyadan sunmasıdır. Raif Efendi, Batılı okur için egzotik bir figür sayılmaz. İçe kapanık, kırılgan, kendini hayata ait hissedemeyen bir karakterdir. Bu hâl, modern Avrupa edebiyatının uzun süredir aşina olduğu bir ruh durumuna denk düşer. Roman, yabancı bir ülkeyi anlatmaz; yabancılık duygusunu anlatır.

Bir başka neden, romanın aşkı temsil ediş biçimidir. Kürk Mantolu Madonna, aşkı fetih, tutku ya da dramatik çatışma üzerinden kurmaz. Aşk, burada dikkatli bir karşılaşma hâlidir. İki insanın birbirini incitmeden tanımaya çalışmasıdır. Bugünün Avrupa okuru için bu yaklaşım şaşırtıcı bir sadelik taşır. Aşkın aşırı gösteriye dönüştüğü bir kültürel iklimde, romanın suskunluğu güçlü bir etki yaratır.

Maria Puder figürü de bu ilginin merkezinde yer alır. Maria, güçlü olduğu kadar kırılgandır; mesafeli olduğu kadar sahicidir. Kendini erkek bakışının merkezine yerleştirmez. Kendi sınırlarını korur. Bu temsil, çağdaş okurun kadın karakterlerden beklediği etik hassasiyetle örtüşür. Maria Puder, ne idealize edilmiş bir arzu nesnesidir ne de simgesel bir figür. Yaşayan, düşünen, geri çekilebilen bir karakterdir.

Romanın bugüne değen bir başka yönü, duyguların ifade edilemeyişiyle kurduğu ilişki biçimidir. Raif Efendi’nin suskunluğu, bugünün dünyasında yeniden tanınır hâle gelmiştir. İnsanlar konuşur, yazar, paylaşır; ama çoğu zaman asıl meseleye dokunmaz. Kürk Mantolu Madonna, bu dolaylılığı erken bir sezgiyle anlatır. Metin, duyguların bastırılmasını dramatize etmez; onu gündelik bir gerçeklik olarak sunar, kendi içine kapanık evreniyle ayakta durur.

Başta sorulan soruya geri dönmek mümkün: Sabahattin Ali yaşasaydı, bu ilgiden hoşnut kalır mıydı? Buna kesin bir yanıt vermek imkânsız. Fakat şunu söylemek mümkün: Kürk Mantolu Madonna, yazarının yaşadığı zamandan daha sabırlı bir okurla karşılaşmıştır. Belki de roman, en sonunda, kendisini anlayacak zamanı bulmuştur.

Öyle ya… Bazı kitaplar, yazıldıkları çağda olmasa da bekle(n)dikleri çağda konuşur.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER