Cem Yılmaz’ı nasıl öldürsek?

Yeni gösterisi yılbaşında yayımlanan Cem Yılmaz, okumuş yazmış kesimin gündemine adeta bomba gibi düştü. Yerden yere vuranlar "zirve" deyip övmeye doyamayanlar, dünyadaki örneklerle karşılaştırıp gösterisinin "sıradan" olduğunu savunanlar... Bir de kadın ve hayvan düşmanı, halkı küçümseyen elit ilan edenler var. Cem Yılmaz bunların hepsi mi sahi?

Cem Yılmaz’ın son gösterisi “CMXXIV” yılbaşı gecesi Netflix’te yayınlandı. Böylece daha yılın ilk dakikalarından itibaren sosyal medyayı kasıp kavuran gösteri kesitleri de sel gibi aktı, bugün üçüncü gün hâlâ akmaya devam ediyor.

Cem Yılmaz’ı ve gösterisini yerden yere vuranlar, övmelere doyamayanlar; yaptığı esprileri sevmeyenler, çok sevenler ya da “yetersiz” bulanlar… Ülkede okumuş yazmış, Netflix’ten, gösteriden stand-up’tan az çok haberi olan herkes Cem Yılmaz’ın gösterisini konuşuyor.

Doğrusu Cem Yılmaz bu kadar konuşulmayı hak ediyor. Zekâsıyla, toplumu analiz etmesiyle, mizahın gücünü kullanarak en tartışmalı konuları bile gündem yapabilmesiyle dünyadaki önemli ve sayılı stand-up’cılardan eksik olmadığını gösteriyor. Özellikle son yıllarda artan kafe ve bar stand-up’çılığın da etkisiyle “Cem Yılmaz bitmiş ya” seviyesinde olaya bakanlar, Yılmaz’ın “bitmediğini” son gösterisine bakarak gayet net görebilirler.

HERKESİ KONUŞTURUYOR, BU KÖTÜ MÜ?

Cem Yılmaz bitmediği gibi, üç gündür yaşlısıyla genciyle, feministiyle kadınıyla erkeğiyle hayvan severiyle hatta milliyetçisiyle koca bir ülkeyi “konuşturmayı” başarıyor. Verdiği mesajlardan ve gündem ettiği konulardan bağımsız olarak Cem Yılmaz, hepimizi, herkesi kendisiyle ilgili konuşmak zorunda bırakmasıyla da çok başarılı.

Cem Yılmaz’ın gösterisi hem ele aldığı konular, hem bu konuları dile getirme biçimi hem de bulduğu yankıyla görmezden gelinemeyecek bir büyük tartışma zemini ortaya çıkardı. Hayvan severken aşırıya kaçanları da konuşabiliriz bu yeni tartışma ortamında, estetik ameliyatların doğallığı öldürmesini de konuşabiliriz. Çakarlı arabaları, Arap müşteri kovalayan İstanbul taksicilerini, son yıllarda başta parlak bir düşünce olarak ortaya çıkan ancak daha sonra düşünce özgürlüğü karşısında bir kale gibi duran woke’ciliği de yeniden tartılabiliriz misal. En olmadı futbol fanatizmini ya da Ali Koç’un statların gürültüsüne ortak olmasını. Herkesin kendi meşrebine göre bir “mevzu” bulabileceği kadar münbit gösteri yapmış Cem Yılmaz. Haklı ya da haksız demiyorum ama bunca şeyi tartışabilmenin zeminini yaratmasıyla Cem Yılmaz çok başarılı.

CEM YILMAZ POLİTİK ESPRİ YAPAMIYOR MU?

Siyaset bilimci ve sosyolog Besim F. Dellaloğlu da Cem Yılmaz’ın gösterisinin ve yarattığı etkiye kayıtsız kalamayanlardan. Cem Yılmaz için “Türkiye’den çıkmış en büyük komik” diyen Dellaloğlu, “Son performansını izledim. En iyisi değil ama yine de çok iyi” diyor. Cem Yılmaz’a yönelik eleştirileri gördüğü anlaşılan Delalloğlu, “Cem Yılmaz sahnede bir performans sergiliyor. Oynuyor yani. Siyasi demeç vermiyor. Amacı güldürmek, siyaseten münasip mesaj vermek değil” deme ihtiyacı duyuyor.

Evet Cem Yılmaz siyaseten bir kesimin veya birden fazla kesimin hoşuna gidecek siyasi mesaj vermiyor, vermek zorunda da değil. Ancak zaten verdiği mesajların neredeyse tamamının politik veya siyasi gönderme şeklinde okunması mümkün. Tek başına politik espri yapmama adına söylediği, “Yapıştıracağım birkaç politik espri de… Benim klasik Mercedesleri polis arabası yaparlar diye şey yapmıyorum” sözü bile politik espri konusunda çıtayı epey yukarılara çeken bir ifade.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ NEDİR, NASIL BOĞULUR?

Cem Yılmaz’ı güçlü olanla, otorite sahibiyle “dalga geçemediği” için daha zayıf kesimleri hedef aldığını iddia etmek de bana göre kötü niyetten başka bir şey değil. bir “38 yaş” esprisi üzerinden Cem Yılmaz’ı kadın düşmanı ilan etmek de yine aynı kötü niyetin bir sonucu. İnsan gerçekten merak ediyor, hakikatten bu kadar alıngan mısınız siz? Cem Yılmaz’ın erkeklerle, erkekliğin kendisiyle dalga geçtiği, hatta yerin dibine batırdığı sayısız esprisi var. Bu gösteri de kendi “erkeklik çirkinliğine” defalarca vurgu yapmasıyla, erkeklikle ilgili her “kötü” hali, zaten üstleniyor.

Bir 38 yaş esprisi yüzünden Yılmaz’ı kadın düşmanı ilan etmek, susmasını, bir daha konuşmamasını talep etmek; düşünce özgürlüğünden gram anlamamak anlamına geliyor. Cem Yılmaz’ın 38 yaş esprisini bu kadar tetikleyici bulanlar, misal Atatürk’le, Cumhuriyet’le, dinle, inançla, İslam’la, Peygamberle, Alevilikle, Kürtlükle, Türklükle ilgili bir esprisin de kendisine dar ağacı vaat etmiyorlar mı? Ne yapacağız yani Cem Yılmaz, yarın dönüp Recep Tayyip Erdoğan’ı bir erkek olarak yerin dibine batıracak bir espri yaptığında? Silivri zindanlarında kendisini ziyaret etmeyi mi hayal edeceğiz sahi? Tabularımıza dokunduğunda onu “yok ederek” mi kurtulacağız? Ya da bunları yaparak mı “ifade özgürlüğü” naraları atacağız?

Cem Yılmaz’ın “artık elit” olduğu eleştirisine ise “Biz gençliğimizde memleketin serserisiydik. Çıta düştü, düştü, düştü… Biz elit olduk. Kırmızıda duran, yeşilde geçen, günaydın diyen insan elit oldu. Ben Tophaneli Arif’in oğluyum ne eliti? Ama çıta düştü” yanıtı yeterli zaten.

Bir de Cem Yılmaz “artık” elit de olabilir, buna hakkı var. Hiçbirimize “halktan olma” borcu yok. Ama Cem Yılmaz, hala ve inatla en az 250 yıllık bir gelenek olan meddahlığı en üst seviyede icra ederek önce kendine, sonra bize, en sonunda da tüm topluma ayna tutmaya devam ediyor. İyi ki…

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER