Berlinale, İlker Çatak’ın ‘Sarı Zarflar’ı ve politik sinemanın yeni dili

Türk sineması Berlinale’den nadir görülecek bir manzara ile ayrılıyor. Sarı Zarflar, Altın Ayı’ya, Kurtuluş ise Gümüş Ayı’ya uzanıyor. Peki, bir film Berlin’de alkışlandığında, o alkışın içinde milli gurur ne kadar var? Bir hikâye başka bir ülkede anlatıldığında, kendi ülkesine daha mı yakından bakar?

Türk kökenli Alman yönetmen İlker Çatak, 21 Şubat 2026'da Berlin'de düzenlenen Avrupa'nın yılın ilk büyük film festivali olan 76. Berlinale'de “Gelbe Briefe” (Sarı Zarflar) filmiyle En İyi Film dalında Altın Ayı ödülüne layık görüldü. (Fotoğraf: Ronny HARTMANN / POOL / AFP)

Sinemanın politik söylemi son dönemde genellikle yüksek sesle savrulan ideolojik tezlerle ilişkilendirilir: Savaş karşıtı filmler, otoriter rejimler eleştirisi, protesto görüntüleri… Oysa Berlinale’de Altın Ayı’ya layık görülen Sarı Zarflar (Gelbe Briefe), bu türden doğrudan politik anlatının dışında bir yerde duruyor. İlker Çatak’ın filminde politik olana yaklaşım, bir manifesto düzeyinde değil; dürtüsel, kişisel ve aynı zamanda sisteme nüfuz eden sinemasal bir sezgiyle kurulan bir dil.

Film, büyük kırmızı harflerle yazılmış “Berlin Ankara gibi”yle açılıyor. Yani Çatak, hikâyenin gerçek bir mekânda geçmediğini gizlemiyor. Zaman dilimi de belirsiz. Mekân ve dekor öyle seçilmiş ki, öyle nazik ki, sevgi ve şefkat dolu bir retro havası taşıyor; ancak dünya sosyal medyanın egemenliğinde. Hükümetin sanatsal özgürlüğü kısıtlaması ve bastırması doğal kabul ediliyor.

Tiyatro yönetmeni Aziz ve oyuncu eşi Derya, sözü edilen baskıyı bizzat tecrübe ediyorlar. Drama dersleri verdiği üniversitedeki tüm meslektaşları gibi Aziz de yönetimden bir mektup alıyor. Görevden uzaklaştırılıyor ve dersleri iptal ediliyor. Delil olmasa da iddia şu: Yönetmeliklere uymamış ve kişisel hakları ihlal etmişler. Çalışma yasağından etkilenen bir arkadaşı, “Muhtemelen savaşa karşı duruşumuz yüzündendir” diye tahmin yürütüyor. Yani bir anlamda KHK vakası…

Sarı Zarflar, Berlin’de Altın Ayı için yarıştı.

Devlet Tiyatrosu’nun yıldız oyuncularından Derya için de işler yolunda gitmiyor. Repertuar değiştiriliyor, odak noktası zararsız oyunlara kayılıyor. Oyuncu buna itiraz edince, yönetmen onu tehdit edercesine “nerede durduğunu” iyice düşünmesini tembihliyor. Derya altında kalmıyor bu tehdidin, öfkeyle karşılık veriyor. Ancak devlet yetkililerinin emirlerine karşı gösterdiği tüm şiddetli direnişe rağmen hiçbir şey yapamıyor. Durum çift için günden güne tehlikeli bir hal alıyor. Kendilerini ve her şeyden önce 13 yaşındaki kızları Ezgi’yi korumak için aile geçici olarak İstanbul’a taşınıyor.

POLİTİK OLAN NEDİR?

Filmin Alman-Türk ortak yapımı olması, onun dünyasal politik dilini derinleştiren en önemli özelliklerden biri. Özgü Namal’ın festival söyleşisinde işaret ettiği gibi, film Türkiye’de “anlatılamadığı için değil,” uluslararası bağlamda kurulmuş bir hassasiyetle çekilmiştir. Namal, bu kararın performansı değiştirmeyeceğini söylese de — performans ile hikâye anlatımı arasındaki o izleksel mesele — filmin politik meselesinin en sarsıcı noktalarından birini oluşturur: Bir hikâye yalnızca mekânında anlatıldığında güçlü olmaz çünkü.

Doğrudur; politik sinema, çoğu zaman kendi memleketinden çıkmak zorunda bırakılanlara kulak verir. Çatak’ın önceki filmi de Berlinale’de yer almıştı; bu onun sinemasının hem yerel hem evrensel hafızayla kurduğu sürekli diyalogu gösterir. Sarı Zarflar da öyle bir film ki, Alman sinemasının yürüyen hafızası ile Türk sinemasının konuşulmamış çatlakları arasında bir yerde yankı buluyor. Siyasetin dışavurumu doğrudan bir slogana dönüşmüyor; onun yerine bireysel hikâyelerle, küçük ama derin izleklerle veriliyor.

“Politik sinema” dendiğinde akla gelen biraz da bireyin gündelik yaşamdaki kaygıları, korkuları ve umutlarıdır. Çatak’ın filminde politik olan, devlet ve ideoloji düzeyinden bireysel psikolojiye uzanır. Film aslında politik yapıları doğrudan eleştirmez; izleyiciyi politikanın kişisel alanını sorgulama noktasına getirir. Ne zaman bir karakterin iç dünyası sistemle ilişkiye girerse, politika sinema içinde bir varoluş meselesine dönüşür.

Ve film, bu dönüşümü yaparken çarpıcı bir soruyla yüzleşir: Politik olan nedir? Bir insanın dünyayla kurduğu ilişki mi? Yoksa o insanın kendi iç çatışmasındaki izlekler mi? İlker Çatak, bu sorunun cevabını yüksek sesle söylemek yerine, görsel olarak uzatılmış bir çağrışımda arıyor; görünmeyen, ama hissedilen politik alanı izleyiciye teslim ediyor.

ELEŞTİRMENLER NE DİYOR, FİLM NEREDE DURUYOR?

İlker Çatak’ın Sarı Zarflar, üç yıl önce Oscar’a aday gösterilen Öğretmenler Odasından daha az incelikli ya da daha az hassas bir film değil. Hatta Alman eleştirmenlerin bir kısmı, bu yeni filmde yönetmenin daha öfkeli, daha kelimeye yaslanan bir anlatı kurduğunu vurguluyor. Özellikle Tip Berlin’de yayımlanan eleştiri, filmin diyalog yoğunluğuna dikkat çekiyor: Zekice, yer yer sert, kimi zaman incitici, ama çoğu zaman şiirsel bir dil… Çatak’ın kamerası bu kez sınıf içi mikro gerilimlerden değil; kamusal alanın çatlaklarından besleniyor.

Yönetmen İlker Çatak (solda), 21 Şubat 2026’da Berlin’de düzenlenen Avrupa’nın yılın ilk büyük film festivali olan 76. Berlinale Ödül Töreni’nin kırmızı halısında, Özgü Namal ve Tansu Biçer ile birlikte “Gelbe Briefe” (Zarflar) filmiyle En İyi Film dalında Altın Ayı ödülünü kazandıktan sonra poz veriyor. (Fotoğraf: John MACDOUGALL / AFP)

Deadline için yazan Damon Wise da benzer bir noktaya temas ediyor. Wise’a göre film, politik olanı bireyin gündelik hayatına sızan baskı ve güvensizlik duygusu üzerinden kuruyor. Ona göre Sarı Zarflar, “Trump’ın Amerika’sı üzerine yapılmış en önemli filmlerden biri”… Şu vurgusu da yerli yerinde: “Elbette Türkiye’nin otoriter Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile daha spesifik bağları olsa da”…

Bu, Çatak’ın Öğretmenler Odası’nda da başvurduğu bir yöntem: Sistem doğrudan görünmüyor; fakat sistemin yarattığı atmosfer karakterlerin davranışlarını belirliyor. Temel fark: Yeni filmde bu atmosfer daha geniş bir kamusal zemine yayılıyor.

Burada Altın Ayı’nın anlamı da devreye giriyor. Berlinale, her zaman politik sinemaya açık bir festival oldu (Wenders’in söylediği yahut söylemek zorunda hissettiği zırvalığı lütfen kaale almayın); ancak doğrudan ajitatif filmleri değil, politik atmosferi dramatik yapı içinde eriten işleri ödüllendirmeye eğilimlidir. Sarı Zarflar’ın başarısı, tam da bu çizgide durmasından kaynaklanıyor. Film, devlet-toplum gerilimini yüksek sesle haykırmıyor; fakat karakterlerin karar anlarında sistemin gölgesini hissettiriyor.

Özgü Namal’a yöneltilen “Türkiye’de çekilseydi performansınız değişir miydi?” sorusu da bu bağlamda önemli. Namal’ın verdiği yanıt (“Bu Türkiye’de anlatılamayacak bir hikâye değil”) filmi bir mağduriyet söylemine yaslamaktan bilinçli bir şekilde uzak tutuyor. Çatak’ın Almanya’daki hâkimiyeti ve iki sinema kültürünü bir araya getirmesi ise filmi sürgün anlatısından çıkarıp bilinçli bir estetik tercih alanına yerleştiriyor.

Sarı Zarflar filminin yönetmeni ve oyuncuları Berlin’de… (Fotoğraf: John MACDOUGALL / AFP)

Demem o ki, Sarı Zarflar’ın politikliği içerikten çok yapıda: Diyaloglarda, suskunluklarda, karakterlerin ahlaki sıkışmışlığında. Film, kelimelere yaslanan ama o kelimelerin arkasındaki baskıyı da görünür kılan bir sinematik tercih ortaya koyuyor.

SINIF KAPISINDAN KAMUSAL ALANA: SÜREKLİLİK VE RİSK

İlker Çatak’ın Öğretmenler Odası ile Sarı Zarflar arasında belirgin bir damar var: Kapalı bir mekânda başlayan ahlaki gerilim, giderek sistemsel bir atmosfere dönüşüyor. Öğretmenler Odası’nda sınıf içi bir kriz üzerinden kurulan yapı (küçük bir suçlama, büyüyen bir güvensizlik, görünmeyen bir baskı…), Sarı Zarflar’da daha geniş bir kamusal zemine yayılıyor. İlk filmde okul, toplumun minyatürüydü. Yeni filmde ise minyatür genişliyor; karakterler politik bir iklimin içinde hareket ediyor.

Bu noktada Alman ve Türk sinema geleneklerinin kesişimi belirginleşiyor. Alman sinemasının soğukkanlı dramaturjisi, uzun bakışlara ve ölçülü tempoya yaslanır. Türk sinemasının güçlü yanı ise diyaloğa, çatışmaya ve oyunculuk yoğunluğuna dayanır. Sarı Zarflar, bu iki damarı bilinçli biçimde bir araya getiriyor. Film, görsel olarak kontrollü ve mesafeli; fakat diyaloglar sert, hızlı ve çoğu zaman şiirsel bir ağırlık taşıyor. Bu yüzden eleştirmenlerin “kelime ağırlıklı, ama içten içe öfkeli” tanımı yerinde.

Politik sinemada diyalog merkezli yapı risklidir. Çünkü fazla konuşan film, seyirciyi didaktik bir alana sürükleyebilir. Çatak bu riski, tartışmayı karakterlerin kişisel açmazları üzerinden kurarak dengeliyor. Konuşmalar bir ideoloji bildirisi gibi ilerlemiyor; aksine, bireyin kendi korkusunu, kendi konforunu ve kendi ahlaki sınırını ele veriyor. Film, slogan üretmiyor; tereddüt üretiyor.

Öğretmenler Odası’nda kamera nasıl bir sınıfın içinde dolaşıp görünmeyen baskıyı hissettirdiyse, Sarı Zarflar’da da benzer bir yöntemle karakterlerin bakışlarında, suskunluklarında ve kırılma anlarında politik atmosfer yoğunlaşıyor. Bu süreklilik, Çatak’ın sinemasının tesadüfi değil, bilinçli bir estetik tercih olduğunu gösteriyor.

Bir başka önemli nokta da şu: Çatak, politikliği “kriz anı”nda kuruyor. Karakterler bir karar vermek zorunda kaldığında film sertleşiyor. O anlarda seyirci, devletin ya da sistemin adını duymasa bile, o baskının ağırlığını hissediyor. İşte politik sinema tam da burada başlıyor: Açık bir sloganla değil, görünmez bir basınçla.

ALTIN AYI’NIN HAFIZASI VE YÜKSEK GERİLİM SİNEMASI

Berlinale’nin Altın Ayı’sı, Türkiye sineması söz konusu olduğunda salt bir festival kupası gibi durmaz; iki ülke arasındaki bakışın, temsil rejiminin ve “kim kimin hikâyesini nerede anlatabiliyor” sorusunun da nabzını tutar. Bu yüzden hatırlatmayı 1964’e kadar geri almak gerekir: Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ı, Türkiye’den çıkan bir filmin Berlin’de nasıl “evrensel dil”e çevrilebildiğini göstermişti. 2004’te Fatih Akın’ın Duvara Karşı (Gegen die Wand / Head-On) ile aldığı ödül ise, Almanya’daki Türkiyeli deneyiminin artık “konu” olmanın ötesine geçip Avrupa sinema hafızasında merkez bir anlatı gibi yer edinebildiğini hatırlatır. Bugün İlker Çatak’ın Sarı Zarflar ile gelen Altın Ayı’sı konuşulurken, arka planda bu iki eşik hep durmalı sanki: Biri Türkiye’den Berlin’e uzanan bir yol, diğeri Berlin’den Türkiye’ye bakan bir ayna. Üretim hanesinde Almanya–Fransa–Türkiye yazması, bu hattı üçgenleştirir; dolaşımı büyütür.

“Altın Ayı’yı en çok kazanan ülkelerden biri Çin mi?” sorusunun cevabı da bağlamı genişletir: Ana yarışma listesinde Çin üretim ülkesi olarak dört kez görünür (Red Sorghum, 1988; Woman Sesame Oil Maker, 1993; Tuya’s Marriage, 2007; Black Coal, Thin Ice, 2014). Bu tablo, Berlinale’nin yalnızca Avrupa içi bir prestij mekanizması olarak çalışmadığını; dönem dönem “dışarıdaki” sinemaları içeri alarak merkezini yerinden oynattığını gösterir. Türkiye–Almanya hattındaki Altın Ayı’lar da bu yüzden tekil başarılar değildir; Berlin’in dünyaya açılan penceresinde Türkiye sinemasının hangi dille ve hangi politik yükle göründüğünü tartışmaya açan işaret fişekleridir.

Berlin’de yaşayan Türk kökenli Alman yönetmen İlker Çatakın “Sarı Zarflar” adlı filmi Altın Ayı kazandı. Başrollerini Özgü Namal ile Tansu Biçerin oynadığı “Sarı Zarflar,” Türkiyedeki siyasi baskılar nedeniyle işlerini, evlerini, dostlarını ve hatta aralarındaki sevgiyi kaybeden bir tiyatro oyuncusu Derya ile tiyatro yazarı Azizin hikayesini anlatıyor. (Sebastian Christoph Gollnow/dpa/Sipa USA – Depo Photos)

Çatak’ın katkısı tam burada belirginleşir. O, politik sinemayı “yüksek ses” yerine “yüksek gerilim” üzerinden kurar. Slogan atmaz; basınç üretir. Karakterlerin karar anlarında sıkışan nefes, görünmeyen bir sistemin ağırlığını hissettirir. Uluslararası eleştirilerin filme karşılık vermesinin nedeni de budur: Evrensel bir baskı atmosferini yerel ayrıntılarla inşa ederken didaktikleşmez; seyirciyi ahlaki bir pozisyona davet eder.

Sarı Zarflar, politik gerilimi dramatik yapının içinde yoğuran bir film. Altın Ayı’nın sembolik yüküyle birleştiğinde, Türkiye sinemasının Berlin’deki görünürlüğünü bir kez daha hatırlandığı için ne kadar hoşnut olsak az. Üstelik bu kez yüksek sesle değil, yüksek tansiyonla taçlandırıldığı için hoşnutluğumuz katlanmalı.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER