Bahçeli için ‘itibar süreci’: Sözünün bir kıymeti kaldı mı?

Somut adımlar atılmadığı sürece Devlet Bahçeli'nin sözleri, Meclis'in yüksek tavanlarına çarpıp havaya karışan süslü sözler olarak kalacaktır. Bahçeli'nin sözünün bir kıymeti kalmışsa, "Bundan sonrası hükümetin bileceği iştir" diyerek kenara çekilemez. O sözün gereğini yaptırmak zorundadır. Aksi halde giden, Bahçeli'nin itibarından gider...

Devlet Bahçeli (Fotoğraf: Adem Altan / AFP)

Suriye’de yaşananlar sonrası Kürtlerde oluşan derin hayal kırıklığı, Kürtlerin kendi kentlerine çekilmeleri ve Şam’la varılan anlaşma gereği aldıkları Haseke Valiliği ile nispeten değişmiş görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki bir “Kürt-Arap savaşı”nın kıyısından dönmüşüz. Bu konuda Ankara’nın sonsuz desteğini arkasına alan Colani‘nin pek hevesli olduğu da görülmüştü. Kendi medyasını adeta bir “iletişim başkanlığı” gibi domine etmesi, sosyal medya başta olmak üzere “algı operasyonları” ile neredeyse tüm süreci agresifçe etkilemesi, herhangi bir can kaybını da pek önemsememesi, “göze aldıkları” konusunda fikir veriyor.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yerleştiği Arap kentlerinden hiçbir savunma hattı oluşturmadan doğruca geri çekilmesi, sadece çekilirken savaşmayı tercih etmesi, bu durumun “öngörüldüğünü” gösteriyor. Demek ki Suriye Kürtleri, bir Kürt-Arap savaşı çıkarmak isteyen bir gücün -elbette Türkiye- bölgeye “Arapların kurtarıcısı olarak” döneceğini anladı. Hem Barzani cephesinden gelen açıklamalardan hem de Öcalan’la yapılan son görüşmede işaret edilen “Arap-Kürt savaşı” ihtimalinden anlıyoruz ki iç savaş, Kürtlerin büyük kazanımlarını geride bırakarak kendi doğan sınırlarına çekilmesi ile önlenmiş.

Barzani demişken, Suriye Kürtlerine yönelen silahlı nefretin ilk kez “seküler” PKK çizgisindeki Kürtler ile daha “muhafazakâr” ve milliyetçi Barzani çizgisindeki Kürtleri yakınlaştırdığını ve neredeyse bir “ulusal bilinç” kıvamına gelindiğini ayrıca not düşelim…

TÜRKİYE’DEKİ “BARIŞ SÜRECİ” NE OLACAK?

Suriye’de olan bitenlerden sonra Türkiye’deki “barış sürecinin” ne olacağı en çok merak edilen konuydu. Öyle ya, sınırın birkaç yüz metre ilerisinde Suriye Kürtleri katledilirken bu tarafta “kardeşlik” türküleri söylemenin ne anlamı vardı ki? Ancak Kürtlerin sağ salim kendi bölgelerine çekilmesi, silahlı güçlerini olduğu gibi korurken Haseke Valiliği’ni de alması sonrası sular duruldu. Bir süreliğine rafa kaldırılan ve sert mesajlarla “bittiği” düşünülen barış süreci de kaldığı yerden devam ediyor. TBMM’de Öcalan’ın umut hakkı dâhil pek çok “ileri adım” konuşuluyor, tartışılıyor. Öyle anlaşılıyor ki komisyon raporuna da eklenecek.

Ancak sürecin devam ettiğini asıl gösteren adım, süreci başlatan isimden, Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, haftalık TBMM grup toplantısındaki konuşmasının sonuna eklediği bölümle sürece olan desteğini yinelemekle kalmadı, sürecin bittiğine dair “endişeleri” de giderdi. Böylece PKK’nın sembolik silah yakma töreni sonrası oluşan olumlu havanın sürdüğü de anlaşılmış oldu. Bahçeli, “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” diyerek yine oldukça şaşırtıcı bir çıkış yaptı.

Bahçeli’nin sözleri önemli; ancak ortada şöyle bir handikap da var artık: Bugüne kadar Bahçeli pek çok şey söyledi, çağrı yaptı, olabilecekleri işaret etti. Ama hiçbirisi olmadı. O yüzden Bahçeli’nin sözleri önemli olsa da DEM Parti’li siyasetçiler hariç, Kürtler nezdinde çok da etkili olmadı, olmuyor. Çünkü Devlet Bahçeli’nin artık koskocaman bir güvenirlik sorunu var. Sürece yönelik hiçbir olumlu adım atılmazken, AİHM kararına rağmen Demirtaş hâlâ demir parmaklıklar ardındayken, kayyım uygulamaları devam ediyorken, hasta tutuklular konusu olduğu yerde dururken; Kürt basınına yönelik sansür, baskı ve yıldırma politikaları olağanca hızıyla sürerken Anadolu’nun “huzura” filan ereceği yok. Bahçeli’nin söylemlerinin somut olarak hayata geçmemesi, Kürtlerin kendisine süreci başlatan kişi olarak gösterdiği ilgiyi aynı hızda düşürüyor.

Barış süreci, MHP ve Devlet Bahçeli açısından artık aynı zamanda bir “itibar süreci”. Yargı bağımsızlığı için sabah akşam çağrı yapıp hiçbir olumlu yanıt alamayan Feti Yıldız için de, Demirtaş için çağrı yapan Bahçeli için de, diğer MHP’li yöneticiler için de durum aynı. İnandırıcılık sorununu aşmak ve sürecin daha sağlıklı ilerlemesini istiyorlarsa, yapmaları gereken şey “gereğini yapmak” ve dediklerini iktidara yaptırmaktır. Cumhur İttifakı için neredeyse gövdelerini taşın altına koyan Bahçeli ve MHP’si, o ittifaktan somut adım atmasını sağlamakla yükümlüdür.

Somut adımlar atılmadığı sürece Devlet Bahçeli’nin sözleri, Meclis’in yüksek tavanlarına çarpıp havaya karışan süslü sözler olarak kalacaktır. Bahçeli’nin sözünün bir kıymeti kalmışsa, “Bundan sonrası hükümetin bileceği iştir” diyerek kenara çekilemez. O sözün gereğini yaptırmak zorundadır. Aksi halde giden, Bahçeli’nin itibarından gider…

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER