Trump’ın Vahşi Batı’sı: Amerikan rüyasının sonu mu?

Donald Trump, sadece bir yılda Amerika’yı tekrar ‘Vahşi Batı’ günlerine geri döndürmeyi başarmış görünüyor. Amerikan rüyası, artık pek çok Amerikalı için bile gerçek değil!

Donald Trump, 2024 kasım ayında, bir dönem aradan sonra seçimi ikinci kez kazanıp, Ocak 2025’te başkanlık koltuğuna oturduğunda, bu gelişmenin bütün dünya açısından zor bir dönemin başlangıcı olduğu tahmin ediliyordu. Bütün siyasi analizler bu yöndeydi. Bu çılgın ve ırkçı milyarderin, önceki döneminden yarım kalmış hedefleri vardı ve bunların gerçekleşmesi dünya için kaotik bir durum demekti.

Nitekim Trump siyasi analizleri haklı çıkardı ve bir yıla onlarca çılgınlık sığdırmayı başardı. Gümrük tarifeleriyle piyasaları alt üst etti, küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırdı. Uluslararası kurumları (Başta BM olmak üzere) yaptığı bütçe kesintileriyle adeta felç etti. Amerika’nın en önemli müttefiki Avrupa Birliği liderleriyle ağız dalaşlarına girdi, onları Rus tehlikesi karşısında yalnız bırakmakla tehdit etti. Son olarak gözünü Grönland’a dikti ve Danimarka’ya bağlı bu yarı buzul bölgeyi zorla Amerikan toprağı yapmaya kalktı.

Nobel komitesine kendine barış ödülü vermesi için baskı yaptı. Bir yandan dünyadaki savaşları durdurmakla övünürken, diğer yandan hem para hem de güç kullanarak ülkeleri dizayn etmeye kalktı. Bir gecede Venezuella lideri Maduro’yu yatak odasından alıp, Amerika’ya getirdi. Şimdi Trump yönetiminin yeni hedefi İran. Bir sıcak savaş ihtimali masada. Bu gerginlik piyasaları alt üst ediyor. Yatırımcıların ve Merkez Bankaları’nın, başta altın olmak üzere, güvenilir liman talepleri artıyor ve emtia fiyatları yükseliyor. Tarife baskısı pek çok küresel şirketi zor durumda bırakıyor. Sonuç elbette her gün binlerce işsiz.

YÜKSEK MAHKEME ‘ARTIK YETER’ DEDİ AMA

Dokuz üyesinin 6’sı Cumhuriyetçi başkanlar tarafından seçilen ABD Yüksek Mahkemesi bile (üyelerin 3’nü bizzat Trump atadı) artık bu çılgın başkana yeter dedi ve önceki gün, “Tarife koyma yetkisinin başkanda değil, senatoda olduğuna” hükmetti. Bu karar Trump’ı daha da çıldırttı ve bütün ülkelere yüzde 10 ek gümrük vergisi koyduğunu ilan etti.

Donald Trump’ın bu ‘vahşi batı’ yöntemleri elbette dünyayı, hem ekonomik hem siyasi olarak sarsıyor, ancak madalyonun diğer yüzünde kendi ülkesi var.

Hitler dönemi kitaplarıyla tanınan Alman Gazeteci Sebastian Haffner, “Hitler Üzerine Notlar” isimli anı kitabında şöyle bir cümle kullanır: “Hitler’in ilk işgal ettiği ülke Avusturya değil; Almanya’dır.”

Trump örneği de buna çok benziyor. Donald Trump’ın ilk zarar verdiği ülke Amerika.

Bir nevi Amerikan rüyasını tersine çeviren bir başkanlık modeli ile karşı karşıyayız.

Neden mi?

Hadi somut verilerle bu iddianın altını dolduralım.

İngiliz Independet Gazetesi, geçenlerde Amerikan Göçmenlik Dairesi’nin emektar bir çalışanının hikayesini yazdı. Trump’ın ilk başkanlık döneminde çalıştığı kurumun aniden değişen politikaları karşısından umutsuzluğa kapılmış ve işini bırakmış. 2024’te ise Trump yeniden seçilir seçilmez ailesini alarak ülkeyi terk etmiş. Şöyle diyor Amerika hükümetinin eski memuru bu kadın: “Amerikan vatandaşı olmamıza rağmen, sırf İspanyolca konuştuğumuz için gözaltına alabileceğimiz bir yerde çocuklarımızı büyütmekten çok korktuk.”

Son yapılan araştırmalara göre artık her 10 Amerikalıdan 4’ü daha iyi bir yaşam için yurtdışına taşınmayı düşünüyor. Bu oran Y kuşağında yüzde 5, Z kuşağında ise yüzde 6’yı aşıyor. Yani Amerikan rüyası, bizzat Amerikalılar için tersine dönmeye başlamış. Trump’ın ilk zarar verdiği yer kendi ülkesi derken bunu anlatmak istedim.

‘ÖĞRENCİ ÜLKESİ’ DÖNEMİ KAPANIYOR!

Son yıllarda iyice katılaştırılan ve keyfileştirilen vize uygulamalarında dolayı, Amerika’ya okumak için gelen öğrencilerin sayısında yüzde 40 civarında düşüş var. Araştırmalara göre daha şimdiden Amerikan üniversitelerindeki kayıtlı öğrenci sayısı yüzde 15 azalmış. Bu da 7 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp anlamına geliyor. Yabancı öğrencilerin normal şartlarda Amerikan ekonomisine yıllık 44 milyar dolarlık katkısı var.

Son dönemde basına yansıyan ünlü göçüne ise hiç girmiyorum bile. Trump’a tepki olarak pek çok ünlü sanatçı, aktivist, film ve TV yıldızı da ülkeyi terk etti.

Tabi bütün bunların üstüne bir de ICE gücü çıktı ortaya. Amerikan şehirlerinde göçmen avlayan federal polisler. Amerika’da federaller, yerel polis kavgaları Hollywood filmlerinin gözde konularındandır. Federallerle, şerifler hiç anlaşamaz ve birbirlerini hiç sevmezler. Trump’ın şehirlere göçmen avlamaları için saldığı ICE polisleri, yaptıklarıyla daha şimdiden Hollywood ve Netflix senaristlerine bolca malzeme sağladı. Amerikan vatandaşlarını bile gözlerini kırpmadan öldüren bu güçlere eyalet yönetimi ve halkın büyük tepkisi var. Tepkiler de protestolar da giderek artıyor.

Donald Trump sonuçta sadece bir yılda Amerika’yı tekrar ‘Vahşi Batı’ günlerine geri döndürmeyi başardı. Amerikan rüyasının köküne kibrit suyu döktü.

Aslında onun en çok zarar verdiği yer, göz diktiği memleketlerden daha fazla kendi ülkesi.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER