Orhan Pamuk: Masumiyet Müzesi dizisindeki sevişme sahnelerinde utandım, ben Kemal değilim

Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi dizisinin ilk bölümlerindeki sevişme sahnelerini izlerken 'utandığını' söylerken kendi oyunculuğu için de 'başarısız' dedi. Diziye sadece senaryo aşamasında müdahale ettiğini anlatan Pamuk, yönetmen ve oyuncuları da öve öve bitiremedi. Masumiyet Müzesi'nin en iyi romanı olmadığını da vurgulayan Pamuk, Kar romanının filme çekilmesi hakkında, "Ben isterim ama onu çekmek isteyen babayiğit lazım" ifadesini kullandı.

  • ü
  • 17 Şubat 2026
  • ü
  • Kültür

Nobel ödüllü romancı Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi romanından uyarlanan ve Netflix’te yayınlandığı günden beri büyük bir sansasyon yaratan Masumiyet Müzesi dizisiyle ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

T24’ün YouTube kanalında gazeteci Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi romanı ve dizisi hakkında hem bilinmeyenleri anlattı hem de kendisinin diziyle ilgili yorumlarını detaylıca paylaştı.

Masumiyet Müzesi’nde sergilenen ve dizide de gösterilen eşyaların birkaç kaynağı olduğunu söyleyen Pamuk, “BİR: Aileme, anneme, dostlarıma ‘Böyle bir roman yazıyorum eski örgü şişleriniz ıvırlarınız ne varsa alırım’ dedim, onların dolaplarını karıştırdım. Herkes ‘ne yapacaksın ki bunları’ diyordu, ama iyi niyetlerle bunları verirdi. İKİ: Hazır verilmiş eşyalar. Satılan dükkanlarda olan tuzluklar kaşıklar. Dükkan dükkan, bit pazarlarından topladım. Üçüncü ise meltem gazozundadır. Dönem ürünü. Yerel gazozlar zor durumdaydı, hayali bir marka icat ettim, reklam kampanyasını yaptım, filmini çektim, kampanyasını yaptık. Meltem gazozu yarı gerçektir, kurgusal bir eşyadır. Bu üç kaynak var. Ailemden, hayattan gelen eşyalar. Dükkan dükkan gezerek topladıklarım ve sanatçılara giderek kurgusal olarak yarattığım gazoz. Ben icat ettim meltem gazozunu” ifadelerini kullandı.

Masumiyet Müzesi’nin, dizi aracılığıyla çok geniş kesimlere ulaştığını kaydeden Pamuk, “Kemal’e haklı bir öfke var. Meltem Gazozları’nın ‘Siz her şeye layıksınız’ sloganı egoist Kemal’in, güzel hoş bir kadınla evlenirken bir de başka bir kadının hayatını karartma hikayesini biraz da meşrulaştırıyor” dedi.

MASUMİYET MÜZESİ’NİN GERÇEKLEŞMEYEN ‘HOLLYWOOD’ SERÜVENİ…

Masumiyet Müzesi’nin dizi olarak çekilmesi için daha önce Amerikalı bir şirketle görüştüğünü ancak sonradan bu projenin iptal olduğunu anlatan Pamuk, şunları söyledi:

“Çok saygın bir şirketti, dizi yapmak da istiyordum ama burada buldukları şirket ve senaristler bulmuştu. Bana önerilen ilk senaryoyu kabul etmeme imkan yoktu. Çünkü Füsun gebe kalıyordu bu senaryoda ama benim romanım roman olmaktan çıkıyordu, yalnızca adı kalıyordu. Bunun neresini düzelteyim? Dehşete kapıldım. Bir çekerlerse ben kitabını satmış, romanına, okurlarına ihanet etmiş bir yazar olacaktım. Hollywood’daki bir avukatlık şirketi iki yıl uğraşarak, aldığım bir avansı geri vererek, yaptığımız kontratı iptal etti ve kurtuldum. Beni üzen bir süreç olmuştu. O sonuçlanınca da Ay Yapım’la yeni bir kontrat yaptım.

Ay Yapım şirketine ‘kendi kahramanıma ve romanıma ihanet etmek istemiyorum, para da istemiyorum. Siz bana en iyi senaristi bulun, ben onunla çalışayım.’ Böylece biz 1,5 yıl boyunca ders çalışan talebeler gibi, çalıştık. Çok tatlı çalıştık, hiçbir zaman tartışma olmadı. Bizim evde buluşurduk, metin üzerinde konuşurduk, ben fikirlerimi söyledim. Çalıştık çalıştık, 9 bölümün de senaryosu çıktı ortaya. O senaryonun her sayfası imzalandı, içine senaryo dışına çıkarlarsa Sibirya’ya sürgüne yollanırlar gibi maddeler de koydum ki içim rahat etsin.

Şunu da söylemek istiyorum; çok güzel bir dizi oldu. Çok gurur duyuyorum arkadaşlarla. Benim senaryoyu kontrol etmem bir yere kadar. Ondan sonrası yapımcıların, çevre düzenlemesinin, oyuncuların tabii ki Zeynep Günay’ın ve Ay Yapım’ın büyük başarısı.”

‘BENİM VIDI HASSASİYETLERİM YALNIZCA SENARYO KISMINDAYDI’

Romanı diziye uyarlanırken yalnızca senaryo kısmında müdahale ettiğini anlatan Pamuk, “Benim vıdı vıdı hassasiyetlerim yalnızca senaryo kısmındaydı. Nişantaşı’nı çok güzel yapmışlar, ona hiç karışmadım. Şahane bir çevre düzenlemesi yapmışlar. Daha önce bu denli ayrıntılara dikkat eden bir düzenleme görmedim. Film çekilirken sadece 3 kere gittim, Ömer Kavur’la ‘Gizli Yüz’ filmini çekerken ‘Orası öyle değil, burası şöyle’ derken Ömer Kavur beni azarlamıştı. ‘Onu başka zaman söyle, arkada söyle, herkesin için değil’ diye. Ben aynı duruma düşmemek için Zeynep hanımın çekimlerine gitmedim. Ama gittiğim zaman da Zeynep hanım çok tatlı bir şekilde karşılardı. Zeynep hanımla, Ömer Kavur’la olmayan tatlı bir arkadaşlığımız var. O benim üstümde otorite değil, ben onun üstünde otorite değilim, ikimiz arkadaşız” dedi.

YÖNETMENE ÖVGÜ: ONUN İÇİN ISRAR ETTİM

Dizinin yönetmeni Zeynep Günay’ı da öven Orhan Pamuk, diziye onu kendisinin önerdiğini de anlattı: “Zeynep hanımı çok övmek isterim. Çok başarılı buluyorum. Senaryo dışında Zeynep hanım kuvvetle ısrar ettim, ‘Ama siz bilirsiniz’ diyerek. Zeynep hanımın Kulüp dizisini çok beğenmiştim. ‘Demek ki Türkiye’de bunlar yapılabiliyor’ dedim. Dünyanın en harika senaryosunu yazsanız bile en sonunda bir film için senaryo değil, rejisör gerekiyor. Onun özellikle kahramanların suratlarına yoğunlaşarak, o sırada hissettiğimiz duyguları, kahramanların suratlarında, eşyalarda, pencereden gözükenlerde görebilmesi büyük bir yetenek. Orda gördüm, ne istediğini çok biliyordu, oyunculardan da o karakteri çıkarmayı iyi biliyordu.”

‘HİKAYEYİ BİR DE FÜSUN’UN GÖZÜNDEN GÖRDÜK’

Benim romanım Kemal’in kafasının içine gömülmüş panoramik bir romandır. Nişantaşı toplumu diyelim alaycı bir şekilde, orta yukarı burjuvazisinin bir tablosudur. Fatih’te geçen bölümlerde de bir İstanbul tablosuna dönüşür. Zeynep hanım Kemal’in dünyasına gömülü olan romanı, Füsun’un dünyasını da ortaya çıkararak aktardı. Romanda olmayan Füsun sahneleri de var, onlara hiçbir itirazım yok. Kadının da ne hissetmiş olabileceğini söyleyerek diziyi başka bir boyuta taşıdı. Yalnız Kemal’in duygularını değil, Füsun’un duygularını ve bütün çevreyi ve ayrıntıları Füsun’un gözünden de gördük.”

‘KEMAL’İN BABASIYLA OLAN KONUŞMASI, BENLE BABAM ARASINDA GEÇTİ’

Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi romanındaki (dizisindeki) babasının bir lokantada Kemal’e gözyaşı dökerek anlattığı, annesi dışında bir kadına duyduğu aşk; kendisi ile babası arasında yaşanmış gerçek bir hikayenin aktarımı olduğunu da söyledi: “Burada itiraf edelim madem, son derece otobiyografik bir bölüm. Babam da aynen roman olduğu gibi bir itiraf yaptı bana, hayatının sonuna doğru. Gözlerinden de yaşlar gelerek. Bi baktım dizide aynen babam gibi. Gözlerim sulandı izlerken. Çok iyi bir oyunculuk.”

‘1970’LERDE BEKARET KONUSU TABUYDU’

Pamuk, romanın geçtiği 1970’lerde cinselliğin önemli bir tabu olduğunu da söyleyerek, diziye gelene ‘bekâret’ eleştirilerine de yanıt verdi: “Herkese açıkça söylemek gerekir. Olaylar 1970’te geçer ve o zamanlar bekaret, bir kızın yatmış olması, şimdi olduğundan çok çok daha önemli bir konudur. Dizinin belki de sorunu da burada ortaya çıkıyor. Ben romanda bekaret konusunu, bunun o dönemde bir erkek için ne ifade ettiğini Kemal’in sesi olarak uzun uzun anlatıyorum. Ama bu, bir dizinin akışı içerisinde ne kadar anlatılır tartışılır. Romanda açıkça söylüyorum da dizi de o kadar da söylenmiyor. Çünkü romandaki kadar derinlemesine ve açıklayıcı olmayabilir. Diziyi izleyenlerin 1970’leri düşünerek izlemesi daha iyi olur.”

‘BEN KEMAL DEĞİLİM AMA KEMAL’LE PAYLAŞTIĞIM İKİ ŞEY VAR’

Dizinin yayınlanmasından sonra baş karakter Kemal’in kendisi olduğu yönündeki yorumların arttığına dikkat çeken Orhan Pamuk, “Kemal son derece sevimsiz bir kahraman. Ama diziyi izleyenler şunu da bilsin Kemal romanda daha kötü bir karakter. Kötü kahraman. Hele romanın başında bireyci, zevk peşinde bir birey. Şunu da söyleyeyim ben Kemal değilim. Benim hayatım Kemal gibileri tanımakla geçti. Benim Kemal’le paylaştığım iki şey var. Bir Nişantaşı’nda büyüdüm. İkincisi o aşkı yüzünden sınıf düşerken, ben de edebiyat merakım yüzünden o sınıftan düştüm, dışlandım. Ben yazar olduğum için benden beklenen şeyleri yapmadım. Ben de romancılığımın ilk dönemlerinde Kemal gibi hissettim. Nasıl yavaş yavaş dışlarlar Kemal üzerinden kendi yaşadıklarımı biraz anlattım. Ama altını yeniden çizmek istiyorum: Kemal benden uzak bir karakter. Kemal’in değerleri ile benim değerlerim aynı değil. Bunun ayrımını da naif ve saf bir şekilde yapıyorum. Okur ne zaman bana ‘Sen bunu yaşamış da yazmışsın’ dese, bunu büyük bir iltifat olarak kabul ederim. Demek ki o kadar iyi yazmışım diye düşünürüm” yorumunda bulundu.

‘OYUNCULUĞUM BAŞARISIZDI’

Dizideki kendi oyunculuğu hakkında da konuşan Pamuk, “İki kere seyrettim kendi oyunculuğumu. Çok net söyleyeyim, başarısız olduğumu düşünüyorum. Ama senaryo yazılırken Ertan bey benden rica ettiler, ben de heveslendim açıkçası. Keşke yapmasaydım demiyorum ama yaptım da iyi oldu da demiyorum. Orda bir çeşit Orhan Pamuk heykeli, mankeni gibi gezindim ayak altında. Kendimi önemsediğim için koymadım oraya, onlar istediği için koydum. Çok küçük bir rol ama ben oyuncu olamam” ifadelerini kullandı.

‘SEVİŞME SAHNELERİNİ İZLERKEN UTANDIM’

Dizideki cinsellik içeren sahneler de sorulan Pamuk, “Ben izlerken, açık söyleyeyim utanç duydum. Bu utancın rengi şöyle: 13-14 yaşlarında annemle babamla sinemaya giderdik. Bırakın sevişmeyi, bir öpüşme sahnesi oluyordu, ben çok utanırdım, ‘Allah’ım ne olur bu sahne bitsin’ derdim. Aynı duygulara kapıldım. Cinsel bir şeyler yaşanıyor ve bu sanki benim kabahatim, benim suçum, ben istemişim gibi. Dizide bir bütünlük içerisinde bu sahneler çekilmiş. Ama bana kalırsa sevişme sahneleri en önemli sahneler değil. Ama unutmayalım ki Kemal, Zaim’le konuşurken sonda, ‘Çok basit, çok güzel sevişiyorduk’ diyor. Ne kadar estetik gösterilirse gösterilsin ben izlerken bir çeşit utanma hissine kapıldım. Ama dizinin bütünlüğü içinde o denge kurulmuş” değerlendirmesinde bulundu.

‘KAR’I ÇEKMEYE BABAYİĞİT LAZIM’

Orhan Pamuk, ‘en siyasi’ romanı olarak kabul edilen Kar’ın dizi ya da film olarak çekilmesini isteyip istemeyeceği şeklindeki soruya ise “Kar’ın çekilmesi mümkündür, isterim de. Bu tehlikeleri ve riskleri de göze alırım. Kar’ın filme çekilmesini çok isterim ancak onu çekmek isteyen babayiğit lazım” yanıtını verdi.

‘MASUMİYET MÜZESİ EN İYİ ROMANIM DEĞİL’

Orhan Pamuk, yayında en iyi romanlarını da açıkladı. Pamuk, “Ben itiraf edeyim Masumiyet Müzesi benim en iyi romanım değildir. En iyi romanlarım Kara Kitap, Veba Geceleri, Kar, Benim Adım Kırmızı’dır” ifadesini kullandı.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER