Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden, Türkçeye “Özgür Kadın Hareketi” olarak çevrilen Tevgera Jinên Azad (TJA) yöneticilerinden Sebahat Tuncel, Türkiye’de yürütülen barış süreci, Rojava’da Kürtlerin durumu, PKK’nın silah bırakma kararı, Münih Güvenlik Konferansı’nda YPG’nin iki lideri Mazlum Abdi ve ilham Ahmed’in gördüğü büyük ilgiye dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Rojava yönetimindeki Kürtlerin, “emperyalist” olarak değerlendirilen ABD, İsrail, Rusya ve birçok ülkeyle ittifak ve ilişki kurarken bunların bir kısmını “stratejik”, bir kısmını da “taktik ittifaklar” olarak gördüğünü kaydeden Tuncel, ” Kürtler esas olarak halklarla stratejik ittifaklar kuruyor. Sosyalist güçlerle, ezilen emekçilerle stratejik ittifaklar kuruyor. Emperyalist güçlerle ittifakları ise daha taktik. Yani onlara çok güvendikleri için kurmuyorlar bu ilişkileri ya da ittifakları. Ama en nihayetinde Orta Doğu’da bu güçlerle ilişki içerisinde girmeden yürümeniz zor. Diplomasinin gereğidir bu” yorumunu yaptı.
Suriye’de anlaşmaya varılan 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmamasından Şara yönetiminden çok Türkiye’nin sorumlu olduğunu savunan Sebahat Tuncel, “10 Mart Mutabakatı’nın uygulanamamasında Kürtlerden çok Şam yönetiminin sorumluluğu var. Türkiye de bunu aslında çözümsüzlük siyasetin bir parçası haline getirdi. Hakan Fidan’ın Türkiye’nin Dışişleri Bakanı’ndan çok, Suriye’nin İçişleri Bakanı gibi davranması boşuna değil. Türkiye, çok uzun süredir Suriye politikasını kendi iç meselesi olarak gördü. Dolayısıyla da Suriye’de esas itibarıyla Ahmed El Şara’nın değil Türkiye’nin çözümsüzlük siyaseti devreye girdi” dedi.
“Kürt kimliği Türkiye’de hâlâ anayasal olarak inkâr ediliyor” diyen Sebahat Tuncel, “Kürt kimliğinin eşit yurttaşlık temelinde tanınması ve Kürtlerin yurttaş olarak tüm haklarının verilmesi gerekiyor. Mesela o zaman Kürtler açısından anadili eğitim sorunu olmaktan çıkacak” ifadelerini kullandı. Türkiye’de bir anayasa değişikliğinin “zorunlu” olduğunu kaydeden Tuncel, “Sonuçta bir anayasal değişiklik olmak durumunda. Kürtler hukuken dışlandıkları için hakları yok sayılıyor. Bu devlet Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de olmak zorunda. Eğer Kürtlerin de devletiyse o zaman Türklere uygulanan hukuk, Kürtlere de uygulanmak zorunda” şeklinde konuştu.
Sebahat Tuncel, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Rojava’daki gelişmeler üzerine SDG ve Kandil2le görüşüp görüşmediğine ilişkin soruya ise “Şöyle; aslında Sayın Öcalan’ın Suriye’deki Rojava yönetimi ile görüşme talebi vardı. “Mazlum Abdi’yle İlham Ahmed’le görüşmek istiyoruz” diye ifade ediyorlardı. Bunun koşullarının olduğunu zannetmiyorum. Olsa yansırdı ama başka bir yöntemle görüşmüş olabilirler” yanıtını verdi.
Tuncel, Devlet Bahçeli’nin süreçteki rolü için de “Çok uzun zamandır ‘Bir muhatap arıyorum’ diyordu. Devlet Bahçeli, devlet nezdinde o muhataplığı üstlendi. Onun sayesinde açılan yolda ilk kez Meclis sorunun siyasal çözümü konusunda bir irade göstermiş oldu. Ben bunun önemli bir aşama olduğunu düşünüyorum çünkü şimdiye kadar Meclis aslında çözümsüzlüğün ve Kürt inkarının bir parçasıydı” dedi.
Rojava’daki gelişmeler üzerine Türkiye’deki sürecin kritik bir eşikten geçtiğini savunan Tuncel, “Bence hâlâ diyalog devam ediyor. Yani kesilmemiş olması önemli. Ama Rojava’yla birlikte kritik bir aşamadan geçti bana göre. Bence o ihtimali vardı evet. Kritik bir aşamaydı gerçekten. Eğer o saldırı durdurulamasaydı, başka bir durum ortaya çıkardı” dedi.
Tuncel, bir anayasa değişikliği karşılığında Kürtlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dördüncü kez seçilmesinin önünü açıp açmayacağı şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi: “Bence hem AKP hem CHP’nin ya da genel kamuoyunun Kürtlerin oyuna böyle pragmatist yaklaşması sorunlu. Kürtlerin oyunu kime vereceği tartışması da çok sorunlu. Bence artık Kürtler kendine oy vermeli. Yani birini iktidara taşımak zorunda değiliz. Tabii bu benim kendi kişisel görüşüm. Kürtler artık kendi öz gücüne dayanarak stratejik ittifaklarıyla iktidarı hedeflemelidir. AKP de CHP de mevcut kapitalist düzen içerisinde bir çözüm öneriyor. İkisinin de programlarına bakın, aşağı yukarı aynıdır. Birisi biraz daha muhafazakâr sağ, birisi de sosyal demokrasi sosuyla benzer şeyler sunuyor topluma. Ben sosyalist bir programın, radikal demokratik bir programın Türkiye halklarını kurtaracağına inanıyorum. O yüzden de artık Kürtlerin kime oy verecekleri tartışmasından çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde bence temel strateji bu olmalı. Biz birilerini taşımak zorunda değiliz.”
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
