Adalet Bakanlığı koltuğuna henüz oturan Akın Gürlek, acemiliğinin ilk saatlerinde kendisine “gollük paslar” veren A Haber yorumcularının karşısına çıkmayı tercih etti. Söz konusu grubun AKP içindeki “hangi tarafı” temsil ettiğini -şimdilik- görmezden gelirsek, yargı bürokrasi ile çok fazla içli dışlı olan “istihbarat elemanı Abdurrahman Şimşek” dahil, karşısına çıktığı gazetecilerin tek bir sorusunda, pardon yönlendirmesinde, zorlanmadı.
Zorlanacak ne vardı ki zaten. Henüz bakanlığının ikinci gününde yaptıkları operasyonlarla hakim ve savcıları baskı altına alan, il emniyet müdürlerini, valileri, üst düzey bürokratları dahi “şerlerinden emin olunamadığı için” tir tir titreten ekibin karşısında, tam da en çok hoşa gidecek cümleleri kurması yeterliydi. O da öyle yaptı. Yaptı ama artık kabinede yer alan AKP’li bir siyasetçi sıfatıyla değil, üzerinden henüz çıkaramadığı “Başsavcı” cübbesinin başına “Türkiye Başsavcısı” eklenmiş gibi davranarak.
Neydi o öyle, “kökünü kazıyacağım” demeler, “talimat verdim” pozları, “adalet arayan herkes bana gelsin” abilikleri! Daha dün bir bugün iki, oturduğu bakanlığın “sınırını” dahi bilmeden, bizzat yürütücüsü olduğu soruşturmaların kendisinden sonraki hakim ve savcılarına “talimat” verebiliyor. Kendisinin bıraktığı yerden dosyaları teslim alacak hangi hakim ya da savcı, “başına bir iş gelmeyeceğinden” emin olarak o dosyalara bakabilir artık? Kim cesaret eder? Var mı öyle bir “yargı” mensubu?
Yargının işine karışıyor Akın Gürlek. Hem de ağız dolusu konuşarak. Savcıların yerine “soruşturuyor”, hakimlerin yerine “yargılıyor”, yetmiyor avukatların yerine müvekkilleriyle “nasıl görüşeceklerine” karışıyor. İcracı bir bakanlık koltuğunda oturmadığını, yargıya talimat veremeyeceğini, vermemesi gerektiğini bilmiyor. Bilse de çok umurunda değil zaten. Siyasetten gelmeyip, bürokrasinin zirvesinden oturduğu bakanlık koltuğunun sokakta nelere tekabül edeceğini hesap etmeden konuşabilme özgürlüğü var çünkü. Öyle ya bedeli o ödeyecek değil ki. Öyle olsa başta İBB dosyası olmak üzere toplumun sinir uçlarına dokunan, iktidarı zorlayan, AKP’nin politikalarını tartışmaya açan uygulamalarda onca diretir miydi?
Gökçer Tahincioğlu’nun ifadesiyle “Çağlayan ruhunu” tüm ülkeye yaymak istediği anlaşılan Akın Gürlek’in bu heyecanlı günlerinde hesaba katması gereken önemli bir şey var: AKP’de kim çok öne çıksa, sonu hiç iyi olmuyor. Süleyman Soylu, Ali Yerlikaya, Fahrettin Koca örnekleri ortada. Her kim ki kendi başına hareket etmeye kalkar, kafasındaki “bakanlığı” uygulamaya koyar, kendi medyasını oluşturup öne çıkarsa, kısa süre sonra bizzat Erdoğan tarafından ekarte edilir. Yukarıdaki listeye Hakan Fidan’ın “motor” çıkışı sonrası “düşük ton” faaliyetlerini de ekleyebilirsiniz.
Bakanlık koltuğuna oturur oturmaz yanına Sulh Ceza Hakimi’ni alan, AKP’nin bir kanadı tarafından sert eleştirilen Furkan Torlak’ı danışmanı yapan, AKP’deki güç ilişkilerinin odağında yer alan A Haber ekranlarını özgürce “kullanabilen” bir bakanın, sosyal medyadaki görünürlüğü de hesaba katılınca, yakın zamanda “Sen orda bir dur” ikazını tatması sürpriz olmaz. Kafasına göre ceza infaz uygulamalarını değiştiremeyeceğini, yasa, anayasa gibi “ayak bağları” olduğunu hatırlatırlar kendisine.
AKP genel merkezi ve meclis grubu, kendilerini takmadan “talimat verdim”, “başını ezeceğim”, “açık var kapatacağız” diyen teknokrat bakana, siyasi olarak hesap vermek durumunda olduklarını hatırlatırlar. Ki Erdoğan’ın iş yapış tarzını az çok bilenler, fazla “kahramanlaştırdığı” kişilerin sonradan birer karikatür kahramana dönüştüğünü çok görmüştür…
Büyük büyük laflar etmeyi sevdiği anlaşılan -niyeyse- Akın Gürlek’i daha çok konuşacağız. “Türkiye Başsavcısı” hevesinin geçeceği yerin fazla göze battığı noktada başlayacağını biliyoruz…
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
