Deprem bitmedi sürüyor: Aidiyet kaybı, belirsizlik, sıkışmışlık…

Aradan geçen 3 yıla rağmen deprem bölgesinin sorunları çözülmek bir yana giderek kronikleşmiş durumda. Çünkü barınma, beslenme, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimde halen ciddi ve temel sıkıntılar var. Tam da bu yüzden deprem, milyonlarca kişi için geçmişte kalmış bir olay olarak değil halen süren, her gün yeniden deneyimlenen bir süreç olarak yaşanıyor.

  • ü
  • 08 Şubat 2026
  • ü
  • Gündem

Türkiye'de 53.500'den fazla, Suriye'de ise yaklaşık 6.000 kişinin hayatını kaybettiği bu felaket, bölgenin yüzyıllardır gördüğü en ölümcül felaketti. (Fotoğraf: Ozan Köse / AFP)

6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. 11 ilde milyonlarca kişiyi etkileyen depremde resmi rakamlara göre 53 binden fazla insan hayatını kaybetti, yüzbinlerce insan yaralandı, milyonlarcasının hayatı bir daha geri dönülemez şekilde kökten değişti.

“3 yıl geçti” desek de depremin etkileri geçmiş gitmiş, tamir edilebilmiş değil.

Çünkü barınma, beslenme, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimde halen ciddi ve temel sorunlar var. Tam da bu yüzden deprem, milyonlarca kişi için geçmişte kalmış bir olay olarak değil halen süren, her gün yeniden deneyimlenen bir süreç olarak yaşanıyor.

GEÇİCİLİK KALICILIĞA DÖNÜŞTÜ: 360 BİN KİŞİ 3 YILDIR KONTEYNERLARDA

6 Şubat 2025’te yaklaşık 650 bin kişi konteynerlerde kalırken, bugün bu sayı bunun sadece yarısına inmiş durumda. Resmi rakamlara göre, en az 360 bin kişi 3 yıl önce sığındıkları 21 metrekarelik konteynerlerden halen kurtulabilmiş değil. ‘Geçici olarak tanımlanan bu sığınma hali çoktan kalıcı bir belirsizliğe dönüşmüş durumda.

Öte yandan hak sahibi olmasına rağmen karşılayamayacakları yüksek maliyetler nedeniyle konutlara erişemeyen depremzedeler de var.

Başlarını bir konuta sokabilmiş depremzedeler açısından da durum iç açıcı değil.

TESLİM EDİLEN KONUTLARDA YAŞAM MÜMKÜN DEĞİL

Teslim edildiği belirtilen 455 bin konutun önemli bölümünde altyapı eksiklikleri en başından beri var ve halen de giderilmiş değil. Elektrik, su, kanalizasyon sistemleri ya hiç yok ya da son derece yetersiz.

Aradan geçen onca zamana rağmen deprem bölgesi, çözüme kavuşmak şöyle dursun; belirsizliğe, geleceksizliğe, yoksulluğa ve çaresizliğe terk edilmiş haliyle öylece duruyor.

ERDOĞAN: SÖZÜMÜZÜ TUTTUK, ŞEHİRLERİ İHYA ETTİK

Hal böyleyken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medyadan dün yayınladığı deprem mesajında “Depremde yıkılan şehirlerimizi tekrar ayağa kaldıracağımıza dair milletimize söz verdik. Bugün Allah’ın izniyle bu işin altından kalktık, 3 yıl gibi kısa sürede şehirlerimizi yeniden imar ve ihya ettik. Sözümüzü tuttuk” diyebildi. Yayınlanan tanıtım videosunda ise konteynerlerde kalan depremzedeler elbette görmezden gelindi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), İstanbul Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) kamuoyuyla paylaştığı rapor ise bölgede süren deprem gerçeğini anlamak için önemli.

SORUNLAR ÇÖZÜLMEDİ, KRONİKLEŞTİ

Saha araştırmalarına dayanan raporda, depremin üçüncü yılında psikososyal etkilerin azalmadığını, aksine birçok alanda kronikleştiğini söylerken barınma, sağlık ve sosyal hizmetler alanında yaşanan sorunların kalıcılaştığına dikkat çekildi, ‘hızlı inşaat anlayışı toplumsal sağlığı yok sayıyor, sosyal cinayetler sürüyor’ uyarısı yapıldı.

Depremzedelerin deneyimlerinin ortak bir ‘ama’da düğümlendiği ifade edildi: Binalar çok hızlı yapılıyor ama depremzedelerin ödeyeceği fiyat belli değil. Toplu konutlar tamamlanıyor ama insanlara yuva olamıyor. Konteyner kentler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil. Sağlık kurumları inşa ediliyor ama çalışacak insan bulunamıyor.”

AİDİYET KAYBI, BELİRSİZLİK, SIKIŞMIŞTIK

Raporun öne çıkan tespitlerinden bazıları şöyle: “Konteyner yaşamı; aidiyet kaybı, sıkışmışlık ve belirsizlik hissini derinleştirirken, devam eden inşaatlar ve altyapı çalışmaları günlük yaşamı zorlaştırıyor. Bilgiye erişememe, sık değişen kurallar, karmaşık başvuru süreçleri ve uzun yargılamalar, bireylerde güvensizlik ve yıpranma yaratıyor. Engelliler, bakım verenler bu süreçlerde kendilerini daha görünmez hissediyor.

MÜLKSÜZLEŞME

Geçim sıkıntısı ve yoksullaşma da cabası. Artan kira ve gıda fiyatları nedeniyle ‘hayatın yeniden başa sardığı’ ifade edilirken, kamulaştırma ve istimlak süreçleri özellikle kırsal alanda mülksüzleşmeye yol açıyor.

ÖFKE VE GÜVEN KAYBI

Rapor diğer çarpıcı tespitler şöyle: Deprem sonrası ilk dönemdeki dayanışma ruhunun zamanla yerini bireyselleşmeye, öfkeye ve güven kaybına bıraktığı görülüyor. Dayanışmadan bireyselleşmeye geçiş, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, aile içi dinamiklerin değişimi ve toplumsal güvenin aşınması dikkat çekiyor.

Hatay ve Kahramanmaraş depremlerinde haatını kaybedenler anıldı. (Fotoğraf: Ozan Köse / AFP)

Kadınlar, çocuklar ve gençler daha kırılgan. Kadınlar, artan bakım yükü ve güvencesiz emek koşullarıyla çoklu sorumluluklar üstlenmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Çocuklar ve gençler açısından ise eğitimden kopma, erken yaşta çalışma, riskli davranışlar ve gelecek belirsizliği öne çıkıyor. Konteyner yaşamının çocuklar için yarattığı riskler özellikle vurgulanıyor.

ÇÜNKÜ İNSANLAR YAŞAMAYA UĞRAŞIYOR

Ülkeyi bu denli büyük bir yıkıma götüren yolun taşları, insan canı yerine rantı ön plana koyan yönetim anlayışı tarafından tek tek döşenmişken, denetimsizlik ve cezasızlık politikaları on binlerce insanın yaşamına mal olmuşken kamusal, bilimsel ve demokratik bir afet politikasının hayata geçirilmesi talebi ise elbette halen canlı. Çünkü hayat sürüyor, insanlar yaşamaya uğraşıyor.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER