Saldırıyı kutsamaz; çaresizliği tanır. Meşru müdafaa, hukukun şiddeti tamamen reddedemediği yerde çizdiği en dar meşruiyet çemberidir.
Meşru müdafaa (İng. self-defense; Alm. Notwehr; Fra. légitime défense), bir kimsenin kendisine veya başkasına yönelmiş haksız ve devam eden ya da derhâl gerçekleşmesi muhakkak bir saldırıyı, başka türlü bertaraf etme imkânı yokken orantılı biçimde defetmesi hâlinde hukuka aykırılığın ortadan kalkmasını ifade eder.
Ceza hukukunda meşru müdafaa, bir “mazeret” değil; fiilin hukuka uygun sayılmasını sağlayan bir neden olarak kabul edilir. Yani savunma, suç olmaktan çıkar.
Meşru müdafaa fikri, Antik Çağ’dan itibaren “kendini koruma hakkı” çerçevesinde tartışılagelmiştir. Roma hukukunda ve doğal hukuk öğretisinde, kişinin hayatını savunması en temel hak olarak görülür. Modern ceza hukukunda ise bu hak, keyfîliğe yol açmaması için sıkı şartlara bağlanır.
Uluslararası hukukta meşru müdafaa, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi ile düzenlenmiştir. Buna göre bir devlet, silahlı saldırıya uğraması hâlinde, Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alana kadar bireysel ya da kolektif meşru müdafaa hakkını kullanabilir. Ancak bu hak, sınırsız ve süresiz değildir; zorunluluk ve orantılılık ilkelerine tabidir.
Günümüzde meşru müdafaa, hem bireysel ceza davalarında hem de devletlerarası çatışmalarda en çok suistimal edilen hukuk kavramlarından biri hâline gelmiştir.
► Her saldırıya karşılık meşru müdafaa olur mu?
Hayır. Saldırı haksız, gerçek ve devam eden olmalıdır.
► Kaçan saldırgana karşı güç kullanmak meşru mudur?
Genellikle hayır. Tehlike sona ermişse meşru müdafaa da sona erer.
► Orantı ne demektir?
Savunmanın, saldırıyı defetmek için zorunlu ölçüyü aşmaması demektir.
► Hata hâlinde meşru müdafaa olur mu?
Kaçınılmaz hatalarda, kusurluluk azalabilir; ancak her durumda kabul edilmez.
► Devletler meşru müdafaayı kötüye kullanabilir mi?
Evet. “Önleyici savunma” söylemi bu tartışmanın merkezindedir.
Meşru müdafaa, popüler kültürde çoğu zaman etik ikilem olarak temsil edilir.
Sinemada: Kahramanın “vurmak zorunda kalması” sahneleri bu kavram etrafında kurulur.
Dizilerde: Hukuk ve polisiyelerde, sınırın aşılıp aşılmadığı ana çatışmadır.
Romanlarda: Meşru müdafaa, vicdan ile hukuk arasındaki çatlağı görünür kılar.
Medyada: “Meşru müdafaa mı, linç mi?” sorusu sıkça gündeme gelir.
Bu temsillerde kavram, hukuki olmaktan çok ahlaki bir sorguya dönüşür.
Meşru müdafaa, hukukun şiddeti onayladığı bir alan değil; şiddeti tamamen engelleyemediğini kabul ettiği istisnadır. Bu istisna genişledikçe hukuk zayıflar; daraldıkça adalet duygusu yaralanır. Bu yüzden meşru müdafaa, her zaman dikkatle çizilmiş bir sınır olarak kalmak zorundadır.
► SUÇ VE CEZA
► DOĞAL HAKLAR
► HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
► ULUSLARARASI İLİŞKİLER
► BASMACI HAREKETİ