Şahin Alpay, cezaevi arkadaşı Ahmet Turan Alkan’ı anlattı: “Topluma ve devlete derin bir kırgınlığı vardı”

Şahin Alpay, eskiden beri tanıdığı ancak cezaevinde dostluğu derinleşen Ahmet Turan Alkan için, “Tam bir özgürlük yanlısı olduğu hâlde darbeci ve cemaatçi olduğu iddiasıyla yargılanmasının, yakasının bir türlü bırakılmayışının onu çok rencide ettiğini biliyorum; bunun belki de ani ve erken ölümüne yol açtığını düşünüyorum” dedi. Alpay, Alkan’ın “topluma ve devlete derin bir kırgınlığı” olduğunu söyledi.

  • ü
  • 07 Şubat 2026
  • ü
  • Gündem

Kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatılan Zaman gazetesinin eski yazarı Ahmet Turan Alkan, 21 Ocak 2026’da Bursa’da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından yalnızca yazıları gerekçe gösterilerek tutuklanan Alkan’la birlikte Şahin Alpay, Ali Bulaç ve Mümtaz’er Türköne gibi Türkiye matbuat hayatına damga vurmuş isimler de yargılandı ve hapis yattı. Cezaevinde birlikte kalan, mahkemelere birlikte çıkan bu isimler, Türkiye’de rejimin “aydınlara reva gördüğü muamelenin örnekleri” olarak kayıtlara geçti.

Şahin Alpay, cezaevi arkadaşı Ahmet Turan Alkan’ın ani vefatı sonrası düşüncelerini KHK TV’ye anlattı. Zaman gazetesinde köşe komşusu olan Alkan ile Alpay’ın dostluğu cezaevi sürecinde daha da ilerledi. Alpay, eskiden de tanıdığı Alkan için “Ahmet çok sevip saydığım bir meslektaşım, arkadaşım ve kader ortağımdı” dedi.

“Mahiyeti hâlâ karanlıkta olan darbe girişimiyle ilgimiz olmadığı hâlde tutuklandık”

“Onunla arkadaşlığımız Zaman gazetesinde yazmaya başladığımız 2000’lerin başına uzanıyor” diyen Şahin Alpay, şöyle konuştu:

“İlk tanıştığımız yıllarda Alkan, doktorasını yaptığı Sivas’taki Cumhuriyet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyordu. Oğlumun askerlik yaptığı Sivas’a gittiğim 2008 yılında onu evinde ziyaret etmiştim. O yıl İstanbul’a taşınacaktı. Alkan, Ali Bulaç, Mümtaz’er Türköne ve ben, Zaman Gazetesi’nde köşe yazdığımız için 15 Temmuz 2016’daki, mahiyeti hâlâ karanlıkta olan darbe girişimiyle hiçbir ilişkimiz olmadığı hâlde tutuklandık. Türköne dört yılı aşkın, diğerlerimiz ise iki yıla yakın bir süre Silivri Cezaevi’nde yattık. Yargılanmamız hâlâ sonuçlanmış değil.

Bulaç, İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji okudu; Alkan ve Türköne ise benden yaklaşık on yıl sonra Mülkiye, yani Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu oldu. Dördümüz de farklı fikrî ve siyasî geleneklerden geliyorduk. Buna rağmen güçlü bir ortaklığımız vardı: Başka fikrî ve dinî tercihlerimiz olsa da hepimiz düşünce ve ifade özgürlüğüne inanıyorduk. İfade özgürlüğünü savunduğumuz sürece öteki fikirlerimizin ve inançlarımızın ancak ikinci derecede önemi vardı.”

“Türkiye aydınlarına iyi davranmıyor”

Türkiye’de aydına verilen öneme değinen Alpay, “Ne yazık ki yalnız devletimizde değil, sivil toplumda ve okumuş kesimler arasında da farklı düşünceye saygı geleneği hâlâ çok zayıf. Türkiye Cumhuriyeti devleti ifade özgürlüğüne yeterince saygı göstermiyor. Bu nedenle aydınlarına iyi davranmıyor. Hemen hepsi bir süreyi cezaevinde, hapis ya da yurt dışında sürgün olarak geçirmek zorunda kalıyor” dedi.

“Devlete ve topluma derin bir kırgınlık duyuyordu”

Alpay sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ahmet Turan Alkan’la arkadaşlığımız esas olarak Silivri’de, mahkemelerde geçirdiğimiz yıllarda yakınlaştı. Silivri’de birbirimize sevgi, saygı ve şefkat gösterdik; bu da bize tutsaklığa dayanma gücü verdi. Mümtaz’er’in altını çizdiği gibi, Ahmet bir siyaset ya da fikir kavgası adamı değil, esas olarak bir edebiyat insanıydı.

Tam bir özgürlük yanlısı olduğu hâlde darbeci ve cemaatçi olduğu iddiasıyla yargılanmasının, yakasının bir türlü bırakılmayışının onu çok rencide ettiğini biliyorum; bunun belki de ani ve vakitsiz ölümüne yol açtığını düşünüyorum. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamamızın sona ermesinden sonra ne yazık ki Ahmet’le bir daha bir araya gelemedim. Ancak WhatsApp üzerinden mesajlaşmamız Ekim 2025’e kadar sürdü.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Anılarımın yayımlanması üzerine verdiğim bir mülakatı izledikten sonra gönderdiği mesaj şöyleydi:

“Abi, sohbetini az önce zevkle ve istifade ederek seyrettim. Samimiyetin ve açık sözlülüğün beni çok etkiledi. Anladım ki hatıralarını yayımlamakla gayet isabetli bir iş çıkarmışsın. Tebrik ediyorum. Hayırlı, güzel ömürler diliyor, hürmetlerimi tazeliyorum.”

Anılarım üzerine sonraki söyleşileri gönderdiğimde de benzer mesajlar yazmıştı. Ben Bursa’ya gidebilseydim ya da o İstanbul’a gelebilseydi, eminim bunları uzun uzun konuşacaktık. Ne yazık ki kısmet değilmiş. Ahmet topluma ve devlete derin bir kırgınlık duyuyordu. Bu kırgınlığı ben de paylaşıyorum.”

• Yayını izlemek için tıklayınız

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER