ÜÇ TARZ-I SİYASET – İmparatorluğun Dağılma Eşiğinde Üç Yol Ayrımı

Osmanlı’nın son döneminde “nasıl ayakta kalınır?” sorusuna verilen üç farklı ve çelişkili cevabın soğukkanlı muhasebesi.


Üç Tarz-ı Siyaset Nedir?

Üç Tarz-ı Siyaset, Yusuf Akçura tarafından 1904’te kaleme alınan ve Osmanlı Devleti’nin geleceği için önerilen üç siyasal stratejiyi karşılaştırmalı biçimde tartışan metindir. Akçura, bu metinde Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük başlıkları altında üç ayrı siyaset tarzını ele alır; her birinin imkânlarını, sınırlarını ve muhtemel sonuçlarını açık biçimde ortaya koyar.

Metnin ayırt edici yönü, propaganda yapmaktan çok analitik tartışma yürütmesidir. Akçura, hiçbir seçeneği romantize etmez; her birinin tarihsel ve toplumsal gerçeklik karşısındaki dayanıklılığını sınar.


Yusuf Akçura Kimdir?

Yusuf Akçura (1876–1935), Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan süreçte etkili olmuş Türk siyasal düşünürü, tarihçi ve ideologdur. Türkçülük akımının teorik temellerini atan isimler arasında yer alır; özellikle devlet, millet ve kimlik ilişkisine dair geliştirdiği analitik çerçeveyle öne çıkar.

1876 yılında Simbirsk (bugünkü Ulyanovsk)’ta, Volga Tatarı bir ailede doğar. Babasının erken ölümü üzerine annesiyle birlikte İstanbul’a gelir. Harbiye Mektebi’nde eğitim görür; ancak siyasal faaliyetleri nedeniyle Trablusgarp’a sürgün edilir. Buradan kaçarak Paris’e gider ve École Libre des Sciences Politiques’te siyasal bilimler eğitimi alır. Bu dönem, Akçura’nın Batı siyasal düşüncesiyle sistematik biçimde temas kurduğu ve milliyetçilik kuramlarını yakından izlediği bir evredir.

1904 yılında kaleme aldığı Üç Tarz-ı Siyaset, Akçura’nın adını Osmanlı aydın çevrelerinde geniş biçimde duyurur. Bu metinle Akçura, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük arasında karşılaştırmalı ve rasyonel bir değerlendirme yaparak, Türkçülüğü tarihsel koşullar açısından daha uygulanabilir bir siyaset tarzı olarak öne çıkarır. Metnin etkisi, yalnızca dönemiyle sınırlı kalmaz; Cumhuriyet ideolojisinin şekillenmesinde de dolaylı bir referans noktası hâline gelir.

Akçura, II. Meşrutiyet sonrasında İstanbul’a döner; Türk Yurdu dergisi çevresinde toplanan Türkçü aydınlar arasında yer alır. Ziya Gökalp ile aynı düşünsel hatta bulunsa da, Akçura’nın yaklaşımı Gökalp’ten daha devlet merkezli ve tarihselcidir. Gökalp sosyoloji ve kültür üzerinden ilerlerken, Akçura daha çok siyasal realizm ve uluslararası dengelerle ilgilenir.

Cumhuriyet döneminde Akçura, akademik ve kurumsal alanda etkin olur. Türk Tarih Kurumunun kurucuları arasında yer alır ve ilk başkanlığını yapar. Tarih yazımında Türklerin Orta Asya’dan başlayan uzun süreli siyasal varlığını vurgulayan bir perspektif geliştirir. Aynı zamanda milletvekilliği yaparak düşünce ile devlet pratiği arasındaki ilişkiyi doğrudan deneyimleyen nadir aydınlardan biri olur.

1935 yılında Ankara’da hayatını kaybeden Yusuf Akçura, ardında çok sayıda makale, deneme ve tarihsel inceleme bırakır. Onun önemi, yalnızca Türkçülüğü savunmuş olmasında değil; siyasal tercihleri romantizmden arındırarak maliyetleriyle birlikte düşünmeye zorlamasında yatar. Bu yönüyle Akçura, Türk siyasal düşüncesinde ideologdan çok stratejik akıl temsilcisi olarak ayrıksı bir yerde durur.


Dünden Bugüne Üç Tarz-ı Siyaset

Akçura’nın metni, Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu yapısının çözülmeye başladığı, Balkanlar ve Kafkasya’da kopuşların hızlandığı bir dönemde ortaya çıkar. Osmanlıcılık, tüm tebaanın eşit vatandaşlık temelinde bir arada tutulmasını hedefler; ancak yükselen milliyetçilikler karşısında zayıflamıştır.

İslamcılık, Müslüman unsurlar arasında din temelli bir birlik kurmayı amaçlar; fakat gayrimüslim unsurların kopuşunu durduramaz, ayrıca modern devlet yapısı ile din merkezli siyaset arasındaki gerilim büyüktür.

Türkçülük ise imparatorluk sınırları içindeki Türk unsurunu merkeze alarak daha dar ama daha tutarlı bir siyasal zemin önerir. Akçura, metnin genel seyri içinde Türkçülüğün tarihsel olarak daha uygulanabilir bir seçenek olduğunu ima eder; ancak bunun da yeni dışlanmalar ve çatışmalar üretebileceğini gizlemez.

Metin, yayımlandıktan sonra hem İttihat ve Terakki çevrelerinde hem de aydınlar arasında yoğun tartışmalara yol açar. Cumhuriyet döneminde ise Üç Tarz-ı Siyaset, Türk siyasal düşüncesinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilir.


Bu metin bir ideoloji bildirgesi mi?
Hayır. Bir tercih dayatmaz; seçenekleri karşılaştırır ve sonuçlarını tartışır.


Akçura açıkça Türkçülüğü mü savunur?
Dolaylı olarak evet; fakat eleştirel mesafeyi korur ve riskleri de belirtir.


Osmanlıcılık neden başarısız görülür?
Çünkü eşit vatandaşlık fikri, imparatorluğun son döneminde toplumsal karşılık bulamaz.


İslamcılık neden yeterli bulunmaz?
Çünkü dinî birlik, siyasal ve etnik kopuşları durdurmaya yetmez.


Bugün neden hâlâ okunuyor?
Çünkü siyasal tercihlerin maliyetlerini gösteren nadir metinlerdendir.


Popüler Kültürde Üç Tarz-ı Siyaset

Üç Tarz-ı Siyaset, popüler kültürde doğrudan görünür bir unsur değildir; ancak akademik ve entelektüel kamuda sürekli referans verilen bir metindir.

Akademide: Türk siyasal düşüncesi ve milliyetçilik tartışmalarının temel okuma metinleri arasındadır.

Denemelerde: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişi anlatan denemelerde sıkça atıf yapılır.

Siyasal dilde: “Üç tarz” ifadesi, farklı siyasal yönelimleri karşılaştırmanın kısa yolu hâline gelmiştir.

Bu temsillerde metin, tarihsel bir belge olmaktan çok düşünme biçimi olarak yaşar.


Genel Değerlendirme

Üç Tarz-ı Siyaset, Osmanlı’nın neden çöktüğünü değil, neden başka türlü kurtarılamadığını anlamaya çalışan bir metindir. Akçura’nın asıl katkısı, ideolojik sloganlar üretmekten ziyade, siyasal seçeneklerin bedelini göstermesidir. Bu nedenle metin, yalnızca geçmişi değil, bugünün siyasal tercihlerini de düşünmek için hâlâ işlevseldir.


Velev’den İlgili Maddeler

SİYASAL İSLAM
ULUS DEVLET
TÜRK SOLU
DEMOKRASİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ
SEKÜLERİZM