Cezaevinde ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein soruşturması kapsamında ABD Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı milyonlarca sayfalık yeni belge insanı ürküten pek çok iddia, teori ve yorumla dünyanın dört bir yanında dalgalanarak yankılanmaya devam ediyor. Belgeler, finans dünyasından teknoloji devlerine ve kraliyet ailesine uzanan ilişkiler ağını bir kez daha gündeme taşıdı.
Belgelerde Epstein’in ünlü isimlerle yazışmaları ve milyarder hakkında FBI ya da diğer kurumlara yapılan ihbarlar yer alıyor.
Özellikle bazı ihbarlar, sosyal medyada yankı uyandıran bir dizi tartışmanın fitilini ateşledi. Bunlar arasında elitlerin yamyamlık ritüelleri gerçekleştirdiği ve COVID-19 salgınını Epstein ile Bill Gates’in planladığı, New York’un Müslüman solcu belediye başkanı Zohran Mamdani’nin de Epstein’le ilişkili olduğu, ya da Hitler’e kadar uzanan pek çok teori de var.
Dünyadaki saygın medya kuruluşlarının söz konusu iddialar hakkında daha itidalli davranıp teyit mekanizmaları için belgeleri ‘sindirmeye’ çalıştığı dönemde sosyal medyada her türlü iddia başını alıp gitmiş durumda. Epstein belgelerindeki “suç” konusunda hassas olan, sorumluların yargılanmasını isteyen ancak bazı iddialara da mesafeli olan pek çok kişi ise komplo severler tarafından “dünyayı saran küresel ağın parçası/elemanı” olmakla suçlanıyor.
İşte böyle bir ortamda Euronews Türkçe’den Çağla Üren, en çok tartışılan iddialardan bazılarını teyit etmeye ve belgelerde yer alan bazı yazışmaların tam olarak ne anlama geldiğini aktarmaya çalışan bir haber imza attı.
İşte o iddialar ve gerçekler…
Sosyal medyada hızla yayılan bazı belgelerin, Epstein ve çevresinin çocukları öldürdüğünü ve hatta yamyamlık yaparak yediğini gösterdiği iddia edildi.
O belgelerden biri de bir yazışmanın ekran görüntüsüydü. Gerçekte ise belge, New York Güney Bölgesi ABD Başsavcılığı’na Bryan Miller adlı bir kullanıcı tarafından 2 Ekim 2020’de gönderilmiş bir e-postanın görüntüsü.
Mesajda Epstein’in yardımcısı ve suç ortağı Ghislaine Maxwell’in 1990’lı yıllarda modellik vaadiyle bir kızı kandırdığı ancak kızın seks köleliği ve işkenceye maruz kaldığı yazıyor. E-postayı yazan kişi, Prens Andrew’un bu kızın işkence görmesine ve öldürülmesine yardım ettiğini, hatta kendisinin (yazanın) de bu cinayete zorlandığını iddia ediyor. Gönderici, bu kızı teşhis etmek için bir pasaporta ihtiyacı olduğunu ve acil pasaport çıkartılması için yardım istediğini belirtiyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Öte yandan bu belge, FBI veya savcılık tarafından ortaya çıkarılmış bir bulgu değil, dışarıdan bir şahsın savcılığa gönderdiği doğrulanmamış bir ihbar. ABD yasalarına göre, bu tür büyük davalarda savcılığa gelen her türlü e-posta, mektup ve ihbar dosyaya eklenmek ve “delil toplama” sürecinde saklanmak zorunda. Bu e-postanın dosyada olması, savcılığın bu iddiayı doğru kabul ettiği anlamına gelmiyor, sadece bu ihbarın ulaştığını kayıt altına alıyor.
Bu e-postadaki iddialar (özellikle pasaport talebi gibi kısımlar) uzmanların ihbara temkinli yaklaşmasına neden oluyor. Sosyal medyadaki bazı kullanıcılar, bu belgeyi “Resmi makamlar cinayeti doğruladı” şeklinde sunsa da şu ana kadar bu cinayet iddiasını destekleyen herhangi bir adli tıp raporu veya ikincil kanıt bulunmadı. Epstein’in 18 yaşından küçük kız çocuklarını seks ticaretine zorladığı ise kanıtlı bir gerçek.
Özellikle X platformunda (eski adıyla Twitter) yayılan bir ekran görüntüsünün Epstein, Adolf Hitler ve finans işleriyle tanınan Alman Yahudi ailesi Rothschildlerin karmaşık ilişkilerine ışık tuttuğu söyleniyor.
Adalet Bakanlığı arşivinde belgeyi arattığımızda daha geniş bir bağlam içinde görebiliyoruz. Belgenin “EFTA02608241” kodlu orijinali, Epstein ile Ariane de Rothschild arasındaki 31 Aralık 2018 tarihli e-posta zincirinin diğer ayrıntılarını içeriyor.
Yazışmada ikili, Hitler’in gençliğinde Yahudiler tarafından finanse edilen bir sığınakta kaldığı yönündeki bir anektodu tartışıyor. Epstein şu ifadeleri kullanıyor: “Harvard’daki bir Hitler dersinde bir hikaye anlatılıyormuş. Buna göre o bir zamanlar o kadar fakirmiş ki evsizler ve yoksullar için yapılmış, üç zengin aile tarafından finanse edilen bir sığınakta yaşıyormuş. Bunun senin hoşuna gideceğini/ilgini çekeceğini düşündüm. Bu aileler Gutmann’lar, Epstein’lar ve Rothschild’ler. Bunun doğru olduğu ortaya çıktı.”
Epstein bu e-postada kendi ailesinin Viyanalı bankerler olduğunu ve Viyana’daki meşhur Palais Epstein binasının kendi kökenlerine dayandığını savunarak aslında prestij devşirmeye çalışıyormuş gibi görünüyor.
Ariane de Rothschild ise buna cevaben, Rothschild ailesinin güç kazanmak için Hitler’i (ve politikalarını) desteklediğine dair komplo teorilerinin “düzenli olarak” dile getirildiğinden bahsederek bu durumdan rahatsız olduğunu ima ediyor.
Yazışmanın, Epstein’in Temmuz 2019’daki son tutuklanmasından sadece 6 ay önce gerçekleştiği görülüyor. Bu da ikili arasındaki ilişkinin Epstein’in suç geçmişinin bilinmesine rağmen son ana kadar devam ettiği anlamına geliyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Diğer yandan Epstein ile Rothschild ailesinin maddi ilişkileri doğrulanmış durumda. 5 Ekim 2015 tarihli bir belgeye göre, Epstein, şirketi Southern Trust Company Inc. aracılığıyla, risk analizi ve algoritma ile ilgili hizmetler sağlamak üzere Rothschild Grubu ile 25 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamış. Belge şirket ile Ariane de Rothschild tarafından temsil edilen Edmond de Rothschild Holding arasında yapılan “Anlaşma Mektubu”nu özetliyor. Anlaşmada, yapılan iş karşılığında Rothschild Grubu’nun Southern Trust Company’ye 25 milyon dolar ödeyeceği belirtiliyor.
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin ünlü bir yönetmen olan annesi Mira Nair’in de Epstein Adası’na gittiği iddia ediliyor.
Sosyal medyada paylaşılan bir gönderide ise annesi, henüz bebek olan Mamdani’yi eski ABD başkanı Bill Clinton ve Epstein’in yanındayken kucağında tuttuğu görülüyor. Ancak bu görüntünün fotomontaj olduğu anlaşıldı. Yani gerçek bir fotoğraf değil.
Gerçek belgelerde Mira Nair’i ilgilendiren kısımlar ise şunlar: 2009’da halkla ilişkiler uzmanı Peggy Siegal, Epstein’in ortağı Maxwell’in New York’taki malikanesinde düzenlenen bir “film sonrası partiden” (afterparty) yeni ayrıldığını belirtiyor. Bu partinin, Mira Nair’in yönettiği ve başrollerinde Hilary Swank ile Richard Gere’in oynadığı “Amelia” filmi şerefine düzenlendiği ifade ediliyor. E-postada, partide Mira Nair’in yanı sıra Bill Clinton, Jeff Bezos ve ünlü koleksiyoner Jean Pigozzi gibi isimlerin de bulunduğu kaydediliyor.
Adalet Bakanlığı verilerinde Mira Nair’in isminin en az 12 kez geçtiği belirtiliyor. Bunların tamamı 2009 yılındaki bu sosyal çevrenin ve etkinliklerin bahsinin geçtiği e-postalarda yer alıyor.
Yankı uyandıran bir diğer iddia ise Epstein ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates ile yazışmalarını konu alıyor. Kimisi bu yazışmalardan yola çıkarak COVID-19 pandemisini bu ikilinin planladığını öne sürüyor.
İlgili belgenin orijinaline bakıldığında ise şu anlaşılıyor: Bill Gates’in özel ofisinden (bgc3) bir yetkili, Gates’e gönderdiği “iş planı ve kapsamı” e-postasını, aynı akşam Epstein’e de göndermiş. E-postada bilgi (CC) kısmında Larry Cohen de yer alıyor. Cohen, Gates’in uzun yıllar boyunca özel kalem müdürlüğünü yapmış bir isim.
E-postada, Gates’in düşünce kuruluşu bgc3 bünyesinde yürütülen ve Epstein’e de iletilen 5 proje yer alıyor:
Kişisel sağlık verileri: Sağlık verilerine güvenli erişim için “sıfır bilgi kanıtı” tabanlı dijital bir sistem önerisi.
Sağlık ekonomisi: ABD’deki tüketici sağlık harcamaları üzerine bir beyaz bülten (whitepaper) önerisi.
Nöroteknoloji ve hastalıklar: Kronik ve dejeneratif hastalıklarla ilgili nöroteknolojik çalışmalar.
Olası nöroteknolojik silahlar: Ulusal istihbarat ve savunmada nöroteknolojilerin silah olarak kullanımı üzerine bir beyaz bülten.
Pandemi simülasyonu: “Varyant pandemisi simülasyonu” için takip önerileri ve teknik şartnameler.
Bu belge, Epstein’in Gates ile ilişkisinin sadece hayırseverlik veya bağış amaçlı olmadığını; aynı zamanda Gates’in en mahrem projelerinden, özellikle de biyolojik savunma ve nöroteknoloji gibi alanlardan Epstein’in haberdar edildiğini kanıtlıyor.
2017 yılı, Epstein’ın ilk mahkumiyetinden yıllar sonra, ancak ikinci tutuklanmasından önce. Ancak bu tarihte Epstein’in suçlarına dair ipuçları ortadaydı. Buna rağmen Gates’in, son derece gizlilik içinde yürüttüğü araştırma planlarını (buna olası biyolojik silahlara yönelik araştırmalar da dahil) Epstein ile paylaştığı görülüyor.
Öte yandan, belgede bahsi geçen “pandemi simülasyonu”nun, küresel salgın durumunda dünyada sistemlerin nasıl davranacağını incelemek üzere yapılmış bir simülasyon projesi olma ihtimali yüksek. Bu tür simülasyonlar genellikle bir salgın anında sağlık sisteminin kapasitesi, lojistik tedarik zinciri yönetimi ve kriz anındaki karar alma mekanizmalarını test etmek amacıyla hazırlanıyor. Söz konusu projenin de bir patojenin (virüs veya bakteri türü) yayılımını, mutasyonlarını ve bu varyantların toplumsal etkilerini simüle etmek üzerine kurulu olduğu anlaşılıyor.
Yani bu belgeler, COVID-19 pandemisini Epstein ve Gates’in kanıtladığına dair hiçbir kanıt sunmuyor. Ancak Epstein’in, Gates’in sağlıktan savunmaya ve kişisel verilere uzanan geniş bir yelpazede yürüttüğü, üstelik kamuoyunu da yakından ilgilendiren bir dizi gizli projeye vakıf olduğunu düşündürüyor.
Sosyal medyada yayılan bir diğer görselde ise bir mesajlaşma uygulamasından alındığı görülen gayrıresmi yazışmalar yer alıyor. Bazı kullanıcılar bu yazışmalardan hareketle Epstein’in Alzheimer ve diyabeti biyolojik silaha dönüştürecek bir mikrop üzerinde çalıştığını iddia ediyor.
Örneğin bir gönderide, “Görünüşe göre Epstein, Alzheimer ve tip 3 diyabeti milyonlarca insanı öldürmek üzere silah haline getiren bir mikrop üretmek için çalışıyordu. Beyne erişebilen vargus sinirine odaklandılar ve bunu başarmış olabilirler. ABD’deki büyük tıp okulları bunu biliyordu ve onu destekliyordu,” ifadeleri yer alıyor.
Yazışmaları arşivden kontrol ettiğimizde gerçek olduklarını tespit ediyoruz. Epstein olduğu değerlendirilen “turuncu” kullanıcı ile Bill Gates’in eski danışmanı Melanie Walker (MW) arasındaki iMessage yazışmalarını içeriyor. Walker, bgc3 ve Gates Vakfı’nda görev yapmış, sinirbilim konusunda uzman bir isim.
2017 tarihli yazışmalarda Walker, Epstein’e Alzheimer hastalığının kökenine dair o dönem ana akım tıpta çok az kişinin üzerinde durduğu “yeni bir patoloji yolu” keşfettiğini iddia ediyor; hastalığın kan dolaşımı yoluyla değil, tamamen farklı bir yol (sinir yolları) üzerinden ilerlediğini savunuyor. Walker, hastalıkların ve patojenlerin vücuda girmek için Glossofaringeal sinir ve Vagus siniri gibi yolları kullandığını öne sürüyor. Bu teoriyi bitkilerdeki bağlantıları inceleyerek ve Darwin’in çalışmalarını insan anatomisine uyarlayarak geliştirdiğini belirtiyor.
Epstein ise Walker’ın detaylı ve bilimsel açıklamalarına karşı oldukça kısa, sorgulayıcı ve doğrudan bilgi almaya yönelik yanıtlar veriyor. Örneğin, Walker’ın bilimsel teorilerini anlattığı sırada Epstein araya girerek doğrudan Gates’in özel ofisindeki (bgc3) görevini ve orada tam olarak neyle meşgul olduğunu soruyor.
Walker, Gates ile çalışmaları hakkında ise şu ifadeleri kullanıyor: “Bir yol belirledi, ben de onu inşa etmeye yardımcı oluyorum. Ekip tarafından sıkça engelleniyor ama yine de bir miktar ilerleme var. Tahminim şu: Babası Alzheimer’dan hayatını kaybettiğinde ve bir şeyler yapmak zorunda hissettiğinde işler asıl hızlanacak. Ben de birkaç burs vb. için başvurdum, ne olacağını göreceğim. Güvenebileceğim bir yol üzerinden -bilim üzerinden- ilerlemeye çalışıyorum. BG (Bill Gates) destekleyici ama onun yakınında, onunla birlikte ya da onun için çalışmak çok zor. Ama Alzheimer’a neyin sebep olduğunu bildiğimi ve bu patolojiye nasıl erişilip yeniden üretilebileceğini düşündüğümü söyleyebilirim. Hastalık, kan dolaşımındaki herhangi bir şeyden kaynaklanmıyor. Bambaşka bir yolak söz konusu. Bu yüzden ona erişemiyoruz ve bu yüzden tedavi edemiyor ya da anlayamıyoruz. (…) Bu arada BG, klinik kayıtlar, veriler ve biyobelirteçlerle ilgileniyor. Sadece Alzheimer için.”
Yazışmanın geçtiği tarihte (Haziran 2017), Gates’in Alzheimer hastası babasının yaşam destek ünitesine bağlı olduğu bilgisi de belgelerde yer alıyor.
Epstein’in insan sinir sistemini kontrol edecek biyolojik bir silah üretmenin peşinde olduğu yönündeki iddialar da sosyal medyada yankı uyandırdı. Bu iddialar da Alzheimer ile ilgili gönderide görülen diğer ekran görüntülerine dayanıyor. Bu ekran görüntülerinde Epstein’in sıklıkla “vargus” adlı bir sinirden bahsettiği görülüyor.
Söz konusu görüntülerdeki anahtar kelimeler bakanlık arşivlerinde arşivlerinde aratıldığında belgelerin orijinallerine ulaşmak mümkün.
Bu yazışmalarda gönderen kişinin ismi karartılmış olsa da, mesajın tonu ve içeriği bir bilim insanı ve Epstein arasındaki bir tartışmaya işaret ediyor. Gönderen kişi büyük olasılıkla bir uzman ve alıcı da Epstein olabilir.
Gönderen kişi, “Vücut elektriksel bir sistemdir ve bu yüzyıl, teşhis ve tedavi yöntemi olarak (kimyaya karşı) fizik yüzyılı olacaktır!” diyerek tıpta devrimsel bir değişimden bahsediyor. Yazışmanın konusu New York Times’ta 2014’te yayınlanan bir bilim yazısı. Yazı “Can the Nervous System Be Hacked?” (Sinir Sistemi Hacklenebilir mi?) başlığını taşıyor.
Yazışmaların 14 sayfasında bu bilim yazısı yer alıyor, içerik kopyalanıp e-posta olarak gönderilmiş. Makalede öne çıkan ve Epstein’in ilgisini çeken noktalar şunlar:
– Makalede beyinden organlara uzanan ana hat olan Vagus sinirine elektrik verilerek vücudun bağışıklık sisteminin ve inflamasyonun (iltihaplanma) kontrol edilebileceği anlatılıyor.
– Kevin Tracey gibi araştırmacıların, geleneksel ilaç endüstrisini (eczacılık) tamamen ortadan kaldıracak, vücuda yerleştirilen “implatlarla” hastalıkları tedavi etme projesi detaylandırılıyor.
– Biyo-elektronik cihazların bir “uzaktan kumanda” gibi kullanılarak vücuda komut gönderebileceği belirtiliyor.
– Bu cihazların kablosuz ağlara bağlı olacağı ve “kötü niyetli kişilerin birinin vücudunu uzaktan kontrol etmek için bu sistemleri hackleyebileceği” uyarısı da makalede yer alıyor.
Bu yazışmaların kanıtladığı şey ise şu: Epstein, 2014 yılından itibaren insan sinir sistemine müdahale etme ve bunu dijital sistemlerle (implatlarla) kontrol etme teknolojilerini basından takip etmiş ve bilim insanlarıyla tartışmış. Bu yazışma, Bill Gates’in nöroteknoloji üzerine projelerini Epstein ile paylaştığı yazışmadan 4 yıl önce yapılmış. Arada bir bağlantı olup olmadığı bilinmiyor ama bir bütün olarak bakıldığında Epstein’in “insan vücudunun kontrolü” gibi konularla yıllar boyunca sistematik biçimde ilgilendiğini düşündürüyor.
Epstein’ın 2013’te kendi kendine gönderdiği e-postalarında Gates’in Rus kadınlarla cinsel ilişki yaşadığı, cinsel yolla bulaşan bir hastalık geçirdiği ve bu durum için antibiyotik temin edilmesini istediği öne sürülüyor.
Söz konusu e-postalarda, Gates’in o dönemki eşi Melinda Gates’ten bu durumu gizlemek için yardım talep ettiği de öne sürülüyor.
E-postalardan biri, Bill ve Melinda Gates Vakfı’ndan gelen bir istifa mektubu şeklinde yazılmış. Bu mesajda Gates’in “Rus kızlarla yaşadığı cinsel ilişkinin sonuçlarıyla başa çıkmak için” ilaç temin etmek zorunda kalmasından şikayet ediliyor.
Belgelerde Bill Gates ve Epstein’ın aynı karede olduğu bir fotoğraf da göze çarpıyor. ABD Adalet Bakanlığı
Bu iddialar doğrulanmış değil. Zira 18 Temmuz 2013 tarihli iki e-postanın Epstein tarafından kaleme alındığı anlaşılıyor ama bunların Gates’e gönderilip gönderilmediği belirsiz.
Gates ise bu iddiaları sert bir dille reddetti. Daily Mail’e açıklama yapan sözcüsü, belgelerin Epstein’ın Gates’le ilişkisinin sona ermesine duyduğu öfkeyi yansıttığını ve “tuzak kurma ve karalama” çabasından ibaret olduğunu söyledi. Gates, Epstein ile ilişkisinden pişmanlık duyduğunu daha önce kabul etmişti ancak herhangi bir uygunsuz davranışta bulunmadığını savunmuştu.
Buna karşın New York Times ve Wall Street Journal gibi yayınlar, Gates’in Epstein ile 2011’den itibaren defalarca görüştüğünü, hatta Epstein’ın özel jetiyle uçtuğunu belgelemişti. 2017 tarihli mesajlar, Gates’in eşi Melinda’nın bu ilişkiye açıkça karşı çıktığını da ortaya koyuyor.
Belgelere göre, Microsoft kurucusunun danışmanlarından biri, Epstein’e şöyle yazmış: “Sizinle konuşmak istiyor ama karısı izin vermiyor. (…) Sizi seviyor, selamını iletiyor.”
Belgelerden yola çıkan ve bilim dünyasını ilgilendiren bir diğer iddia ise ünlü bilim yazarı Richard Dawkins’in Epstein partilerinde boy gösterdiği yönünde.
Belgelerde Dawkins’in ismi, Epstein’in düzenlediği iddia edilen “fuhuş amaçlı partiler” ile veya yasa dışı faaliyetlerin döndüğü ortamlarla doğrudan ilişkili olarak geçmiyor. Ancak kendisinin Epstein ile bilimsel bir çevrede yolu kesişmiş.
Dawkins’in, 2002’de Epstein’ın özel jetiyle bir TED Konferansı’na gitmek üzere uçtuğu görülüyor. Bu uçuşta Dawkins’e ünlü bilim insanları Steven Pinker ve Daniel Dennett eşlik etmiş. Bu seyahatin, hem Dawkins’in hem de diğer bilim insanlarının yayıncısı olan John Brockman tarafından organize edildiği belirtiliyor.
Bunun yanı sıra Epstein’in bağış yaptığı ve fikir alışverişinde bulunduğu Edge.org adlı platformun en önemli yazarlarından biri Dawkins. Epstein’in, o dönemde kendini Dawkins’in de dahil olduğu pek çok prestijli bilim insanının araştırmalarına veya yayın projelerine fon sağlayan bir “bilim hamisi” olarak konumlandırmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Belgelere göre Epstein, 2006’da St Thomas’ta (Virgin Adaları) bir fizik konferansı finanse etmiş ve Lawrence Krauss gibi yaklaşık 20 bilim insanını kendi özel adası olan Little St. James’e akşam yemeğine davet etmiş. Öte yandan Dawkins, bu konferansa katılan veya adadaki akşam yemeğine giden isimler arasında yer almıyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
