Kapalıçarşı’dan gram altın alacağım, iki tane. Beş gram altın borcumun en azından ikisini alayım diye geldim. Ama bir gün önce adeta kıyamet kopmuş, altın piyasasında.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik tehditleri, donanma gönderdiğine dair açıklamaları, yanı başımızdaki ülkede savaş tehlikesini bir anda gündemin ilk sırasına yerleştirdi. Hatta öyle ki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, savaş uçaklarının İran’ı bombalayacağı bile söylendi.
Tabii o arada “güvenli liman” altın da aldı başını gitti. İki ay önce 6 bin liranın altında olan gram altın, bir anda 8 bin liraya kadar fırladı. Televizyonlarda, haber sitelerinde, gazetelerde “Altının gramı 10.000 TL olur mu?” başlıkları, haberleri bile dolanmaya başladı. Televizyonlarda her şeyin uzmanı isimler, İran uzmanı oluverirken altının durumunu tartışmayı da ihmal etmedi tabii.
Neyse ki o gecenin ateşi sabaha doğru söndü. Hem ABD ile İran arasındaki arabuluculardan gelen olumlu mesajlar hem de “İran’ın o gece vurulmamış olması”, altın piyasasını sakinleştirdi. Gram altın önce kademeli olarak 7.500 liraya kadar geriledi.
Ben de artık kaçınılmaz hâle gelen borcu ödemek için mecburen gram altın alacaktım. Eminönü’nde işim var diye Kapalıçarşı’ya gittim. Öyle ya, merkez orası. Kıpır kıpır yer. Herkes altın konuşuyor. “Altın ne olacak?” sorusu, devasa çarşının yankı yapan caddelerinde ağızdan ağıza dolaşıyor. Neredeyse her kuyumcunun önünde birikmiş bir grup insan; gözleri her an ekranlarda. “Düşüyor mu abi?” sorusu, bir uğultu gibi dalga dalga yayılıyor.
Bavullarla altın taşıyanlar, kuyumculardan içeri girip “düşükten aldıkları altını bozdurup” para dolu bavullarla çıkıyorlar. Nakit para dolu çantalarla, bavullarla gelenler ise “Şimdi düştü, alım fırsatı.” diye altın topluyor.
Benim iki gram altının kıymeti harbiyesi, o dev altın ve para dolu bavulların yanında o kadar cılız kalıyor ki bir dükkâna girip “İki gram altın alabilir miyim?” diye sormak bile tuhaf kaçacak. Epey tereddütten sonra bir kuyumcuya soruyorum: Gram altın yok. İkincide de yok. Üçüncü, dördüncü, beşinci derken piyasada gram altın bulunmadığını o an anlıyorum.
Sonunda birisi, hacmi küçücük bir dükkâna yönlendiriyor: “Onlarda vardı sabah, bir sor istersen.” diyor. Gidiyorum. Kuyruk var. Sıraya girip bekliyorum. O sırada önümde bekleyen beyefendiyle ayaküstü sohbet ediyoruz. “Alım fırsatı tam.” deyip çantasına şöyle bir şaplak atıyor. İçeri her giren kişi, çantasından veya poşetinden tomar tomar para çıkarıp bırakıyor; şekil şekil altınları alıp çıkıyor. Önümdeki beyefendi parasını bırakırken “3 milyon.” diyor. Nutkum tutuluyor. Gerçi o devasa bavullardaki paraları düşününce az sanki gibi geliyor ama “3 milyon da ne ya?” diyorum içimden. Beyefendi, parası miktarınca altını alıp çıkıyor; dönerken başıyla selam verip “Memnun oldum.” diyor.
Vezneye gelince “İki gram altın alabilir miyim?” diye soruyorum. Başını kaldırıp bakma tenezzülünde bile bulunmayan veznedeki genç, 7.400 TL’den sattıklarını söylüyor. Az önce, ben sıradayken 7.430’du. 60 lira kârda olduğumu düşünüp seviniyorum. Gram altını alıp çıkıyorum.
Kapalıçarşı’nın altın gündeminden ve gürültülü ortamından çıkıp Eminönü’ne doğru inmeye başlıyorum. Yol boyunca esnafın da tek gündemi altın. Yolda yürüyen kadınların da öyle. Telefonda hızlı hızlı konuşup Kapalıçarşı’ya doğru son sürat tırmanan erkeklerin de gündemi altın.
Ben beş gram borçtan iki gram azalttım diye sevinip akşamı ederken altın daha da düştü. Bir akrabam, kuyumcu olan akrabasından 6.990’a satış olduğunu haber veriyor. Sabahki iki gramda 60 TL kazanç sevincimin yerini 820 TL zarar alıyor şimdi. Aynı günde hem kâr ettiğimi düşünüp mutlu oldum hem de gerçekten zarar edip mutsuz oldum.
Velhasıl hayat pahalılığının alıp başını gittiği, enflasyonun çok yüksek olduğu, hiçbir maaşın hiçbir şeye yaramadığı, borçlu olanın ise nefes alamadığı bir ortamda ülkede herkes altınla yatıp altınla kalkıyor adeta. Borcu olanlar her artışta dizlerini dövüyor, altını olanlar servetlerinin artmasından memnun. Aile sohbetlerinde hal hatır faslından sonra altın gündemi geliyor; kaçırılan fırsatlara vah vah ediliyor, katlanan borçlar için üzülüyor insanlar.
Altın bundan sonra ne olur bilemiyorum ama gerçek şu: Altındaki her hareket kimisi için fırsat, kimisi için de hüsran. Çok kalitesiz bir hayatın çok pahalıya yaşandığı bir ülkede, altındaki küçücük kıpırdamaların dahi insanların hayatını alt üst ettiği bir Türkiye Yüzyılı.
Bu gündemin arasında bir soru orta yerde duruyor hep: Sahi, ne olacak altının durumu?
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
