Sınır güvenliği ile iç denetim arasında konumlanan, göç meselesini hukuk, güvenlik ve siyaset ekseninde sert biçimde kesen federal bir yapı.
ICE (Immigration and Customs Enforcement; Alm. US-Einwanderungs- und Zollbehörde; Fra. Service de l’immigration et des douanes des États-Unis), Amerika Birleşik Devletleri İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı federal bir kolluk kurumudur. 2003’te, 11 Eylül saldırıları sonrasında yapılan kurumsal yeniden yapılanma kapsamında kurulmuştur. Temel görevi; göç yasalarının uygulanması, sınır aşan suçlarla mücadele ve gümrük ihlallerinin soruşturulmasıdır.
ICE iki ana birim üzerinden çalışır:
Enforcement and Removal Operations (ERO): Gözaltı, sınır dışı ve denetim süreçleri.
Homeland Security Investigations (HSI): İnsan kaçakçılığı, uyuşturucu, silah, siber suçlar ve finansal suçlar gibi geniş bir soruşturma alanı.
ICE, 2003’te Göçmenlik ve Vatandaşlık Dairesi’nin (INS) lağvedilmesinin ardından kurulur. Kurumun ağırlık merkezi zamanla sınır dışı uygulamaları ve iç denetimler olur. 2010’lu yıllarda, özellikle Obama ve Trump dönemlerinde izlenen farklı göç politikaları, ICE’nin görünürlüğünü ve tartışmalı konumunu artırır.
Trump döneminde “sıfır tolerans” yaklaşımı, aile ayrılıkları ve geniş çaplı gözaltılarla birlikte ICE’yi kamuoyunun merkezine taşır. Biden döneminde söylem yumuşasa da, kurumun yapısal rolü ve yetkileri büyük ölçüde korunur. Böylece ICE, politik tercihler değişse bile varlığını sürdüren bir icra aygıtı olarak kalır.
ICE (Immigration and Customs Enforcement), Amerika Birleşik Devletleri’nin göç ve gümrük uygulamalarından sorumlu icra kurumu olarak 2003 yılında faaliyete geçer. Kuruluşu, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından hayata geçirilen kapsamlı güvenlik reformlarının parçasıdır. Bu reformlar kapsamında oluşturulan İç Güvenlik Bakanlığı (Department of Homeland Security), daha önce farklı kurumlara dağılmış olan yetkileri tek bir çatı altında toplar; ICE de bu yeniden yapılanmanın ürünüdür.
ICE, yapısal olarak dört ana birimden oluşur. Homeland Security Investigations (HSI) ve Enforcement and Removal Operations (ERO), kurumun sahada en görünür iki operasyonel gücüdür. Office of the Principal Legal Advisor (OPLA), yürütülen işlemlerin hukuki boyutunu üstlenirken; Management and Administration (M&A) birimi, idari ve lojistik destek sağlar.
ERO’nun temel görevi, Amerika Birleşik Devletleri göç yasalarının ülke içinde ve dışında uygulanmasını sağlamaktır. Bu kapsamda; belgesiz göç, vize ihlalleri ve sınır dışı kararları ERO’nun yetki alanına girer. ICE’nin resmî söylemine göre ERO operasyonları özellikle ulusal güvenlik ve kamu düzeni açısından risk teşkil ettiği değerlendirilen kişilere yöneliktir.
HSI ise ICE’nin daha geniş ve karmaşık soruşturma ayağını oluşturur. Bu birim; uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yasadışı silah ticareti, finansal suçlar, siber suçlar ve uluslararası terör ağları gibi sınır aşan suçlarla mücadele eder. HSI, klasik göç denetiminin ötesinde, ICE’yi bir federal soruşturma kurumu konumuna taşıyan temel unsurdur.
Bu yapı, ICE’yi yalnızca bir “göç polisi” olmaktan çıkarır; onu güvenlik, hukuk ve göç politikalarının kesişim noktasında konumlanan çok katmanlı bir icra aygıtına dönüştürür. Kurumun tartışmalı niteliği de büyük ölçüde bu geniş yetki alanı ve yüksek takdir gücünden kaynaklanır.
ICE’nin son yıllardaki en dikkat çekici özelliği, olağanüstü hızda büyüyen bütçesi ve personel yapısıdır. 2024 mali yılında kurumun bütçesi yaklaşık 9,8 milyar dolar düzeyindeyken, izleyen yıl için ayrılan kaynaklar neredeyse üç katına çıkarılarak 28 milyar dolara yükseltilir. Bu artışla birlikte ICE’ye, 2029 yılına kadar kullanılması öngörülen toplam 75 milyar dolarlık bir finansman alanı açılır. Bu rakamlar, ICE’yi Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en iyi finanse edilen kolluk ve icra kurumlarından biri hâline getirir.
Bütçedeki bu sıçrama, personel sayısına da doğrudan yansır. ICE’nin kendi verilerine göre kurumda çalışan sayısı 22 binin üzerine çıkmıştır. Bu, yalnızca bir yıl içinde personel sayısının iki kattan fazla artması anlamına gelir. Önceki dönemde ICE bünyesinde yaklaşık 10 bin kişi görev yapmaktaydı. Bu ölçekte bir genişleme, ABD federal kurumları açısından istisnai kabul edilir.
Personel artışı, agresif bir işe alım kampanyası ile desteklenir. Basına yansıyan bilgilere göre, kampanya özellikle “nitelikli ve vatansever Amerikalılar” ifadesiyle hedeflenmiş; tanıtım ve alım faaliyetleri için yaklaşık 100 milyon dolar harcanmıştır. Adaylara 50 bin dolara varan imza bonusları, öğrenci kredilerinin geri ödenmesi, ve yıllık 90 bin dolara yaklaşan maaşlar gibi teşvikler sunulur.
Bu hızlı büyüme, beraberinde ciddi eleştirileri de getirir. En çok dile getirilen sorun, eğitim ve hazırlık süreçlerinin kısaltılmasıdır. ICE personelinin eğitimi, önceki yıllarda aylar süren programlardan, haftalarla sınırlı bir takvime çekilmiştir. Basına yansıyan bilgiler arasında; beş haftalık zorunlu İspanyolca dil eğitiminin kaldırılması, yaş sınırlarının gevşetilmesi ve saha deneyimi gerekliliklerinin azaltılması da yer alır. Eleştirmenlere göre bu durum, ICE’nin yetki alanı genişlerken kurumsal yeterlilik ve insan hakları hassasiyetinin zayıflaması riskini beraberinde getirmektedir.
Bu tablo, ICE’yi yalnızca büyüyen bir kurum değil; ölçeği, hızı ve yöntemleriyle Amerikan iç güvenlik mimarisinde ayrıksı bir yere oturan bir yapı hâline getirir.
ICE personeli, ABD federal göç ve güvenlik mevzuatı çerçevesinde geniş yetkilere sahiptir. Bu yetkiler, göç kontrolü ile ulusal güvenliğe ilişkin federal yasaların uygulanmasını sağlar; ancak bu uygulamaların sınırları, hem yasal düzenlemeler hem de yargı denetimi tarafından çizilir.
Kurumun temel görevi, ücretsiz göçün denetimi ve yasadışı göçün önlenmesidir. Bu kapsamda ICE ajanları, ABD toprakları içinde silah taşıyabilir, razzialar düzenleyebilir, şüphelileri gözaltına alabilir ve yasal süreç sürerken bu kişileri geçici olarak tutuklayabilir. Federal göç kanunlarına aykırı davranıldığı değerlendirilen kişilerin sınır dışı işlemlerini yürütmek de kurumun yetkileri arasındadır.
Federal yargı denetimi, bu yetkilerin kullanılmasında önemli bir sınır işlevi görür. Örneğin, bir yargı kararıyla Kaliforniya’da ICE’nin yalnızca etnik özelliklere dayanarak kontrol ve gözaltı yapamayacağı yönündeki hüküm geçici olarak askıya alınmıştır. Bu, federal yetkilerin anti-ayrımcılık ilkesine tabi olduğunu gösterir.
ICE ajanları ayrıca, bir tutuklamayı engelleyen kişileri de gözaltına alma yetkisine sahiptir. Buna karşılık, federal bir mahkemenin Minnesota’daki kararına göre, ICE personeli barışçıl göstericileri tutuklayamaz veya bunlara karşı göz yaşartıcı gaz kullanamaz; bu tür uygulamalar, anayasal haklara müdahale sayılır. Gözaltı ve arama işlemleri, hakim kararı veya mülk sahibinin izni olmaksızın yalnızca kamuya açık alanlarda gerçekleştirilebilir.
Buna rağmen zaman zaman gündeme gelen dahili talimatlar, personelin arama emri olmadan konutlara girişine imkân verdiğini ileri sürer. Böyle bir uygulama, anayasal arama ve el koyma korumaları ile çelişebilir ve hukuki tartışmaları beraberinde getirir. Federal hukukun, eyalet hukukuna göre öncelikli olması ilkesinden ötürü, ICE’nin eylemleri federal düzeyde şekillendirilir; bu da personelin eyalet yasalarına rağmen hareket edebileceği anlamına gelir.
Federal yetkiler geniş olsa da, ICE personeli mutlak dokunulmazlığa sahip değildir. Yasa dışı veya orantısız güç kullanımı, diğer kolluk kuvvetlerinde olduğu gibi hukuki sorumluluk doğurabilir. Yetkinin sınırları, ne federal mevzuat ne de yargı içtihatlarıyla belirlenir; bu çerçevede, ajanların eylemleri orantılılık ve hukuka uygunluk ilkelerine tabi olur.
ICE’nin son dönemdeki faaliyetleri, kurumun yetkilerinin fiilî kullanım biçimi üzerinden yoğun bir toplumsal ve siyasal tartışma yaratmıştır. Özellikle büyük ölçekli ve sert müdahaleler, ICE’yi teknik bir icra kurumundan ziyade politik bir sembol hâline getirmiştir.
ABD yönetiminin açıkladığı verilere göre, ICE on bir aydan kısa bir süre içinde yaklaşık 605 bin kişiyi deportasyon yoluyla ülkeden çıkarmıştır. Buna ek olarak, 1,9 milyon kişinin “gönüllü olarak kendi kendini sınır dışı ettiği” iddia edilmektedir. Kasım ayı sonu itibarıyla ise yaklaşık 65 bin kişi ICE gözetiminde tutulmaktadır. Basına yansıyan bilgilere göre, 2025 yılı için belirlenen hedefin bir milyon deportasyon olduğu belirtilmiştir.
Bu hedeflere ulaşmak amacıyla yürütülen operasyonlar, sıklıkla yüksek sayıda silahlı ve maskeli ICE personelinin katılımıyla gerçekleşmektedir. Fabrikalar, alışveriş merkezleri, adliye binaları, okullar ve toplu çalışma alanları, bu baskınların başlıca mekânlarıdır. Operasyonlarda reşit olmayanların, hamile kadınların ve yaşlıların da gözaltına alındığı; kimi durumlarda çocukların, ebeveynler üzerinde baskı unsuru olarak kullanıldığı yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır.
ICE operasyonları, özellikle Minnesota eyaletinde yoğunlaşmış ve burada yaşanan olaylar ülke çapında yankı uyandırmıştır. Protestolar sırasında iki kişinin hayatını kaybetmesi, resmi makamlar tarafından “meşru müdafaa” olarak açıklanmış; ancak tanık ifadeleri ve video kayıtları bu anlatıyı tartışmalı hâle getirmiştir. Federal mahkemeler, barışçıl göstericilere yönelik gözaltı ve güç kullanımının anayasal sınırları ihlal edemeyeceğini açık biçimde vurgulamıştır.
Gözaltına alınanlar için kurulan yeni deportasyon merkezleri de tartışmaların odağındadır. Florida’daki Everglades bölgesinde yer alan ve kamuoyunda “Alligator Alcatraz” olarak anılan tesis, avukatlar ve insan hakları savunucuları tarafından insan onuruyla bağdaşmayan koşullar nedeniyle eleştirilmektedir. Ayrıca Mart ayında 283 Venezuelalının El Salvador’daki yüksek güvenlikli bir cezaevine gönderilmesi, ICE’nin sınır dışı uygulamalarının uluslararası boyutunu ve hukuki sınırlarını yeniden gündeme taşımıştır.
Bu tablo, ICE’nin artık yalnızca göç yasalarını uygulayan bir kurum değil; Amerikan iç siyasetinde güç, caydırıcılık ve korku üretme kapasitesiyle tartışılan bir aktör hâline geldiğini göstermektedir. Kurumun sahadaki sertliği ile hukuki meşruiyeti arasındaki gerilim, önümüzdeki dönemde de ABD kamuoyunun ana çatışma başlıklarından biri olmaya devam edecektir.
► ICE ile sınır devriyesi (CBP) aynı şey mi?
Hayır. CBP sınır hattında görev yapar; ICE ise ülke içinde denetim ve sınır dışı süreçlerini yürütür.
► ICE yalnızca belgesiz göçmenlerle mi ilgilenir?
Hayır. Vize ihlalleri, sahtecilik, insan kaçakçılığı ve ulusötesi suçlar da yetki alanındadır.
► Eyalet polisleri ICE adına çalışabilir mi?
Bazı iş birlikleri mümkündür; ancak bu durum eyalet politikalarına göre değişir ve sıkça tartışma konusu olur.
► ICE’nin kapatılması mümkün mü?
Siyasi söylemde dile getirilse de, fiilen zor. Yetkileri başka kurumlara devredilmeden bu mümkün görünmez.
► Neden bu kadar tartışmalı?
Çünkü uygulamaları, insan hakları ile ulusal güvenlik arasındaki gerilimin tam ortasında yer alır.
► ICE kaldırılabilir mi?
Siyasi olarak tartışılmıştır; ancak kısa vadede yetkilerinin tamamen kaldırılması değil, sınırlandırılması ve yeniden yapılandırılması gündeme gelmiştir.
ICE, popüler kültürde doğrudan merkezî bir kahraman olarak nadiren yer alır; daha çok göçmen deneyimini anlatan yapıtların baskı unsuru olarak görünür.
Sinemada: Sin Nombre (2009), Orta Amerika’dan ABD’ye uzanan göç yolculuğunda ICE baskınlarını ve sınır dışı tehdidini dolaylı ama belirgin biçimde gösterir.
Belgeselde: Immigration Nation (2020, Netflix), ICE ajanlarının saha uygulamalarını doğrudan izleyiciye açarak kurumu tartışmanın merkezine taşır.
Televizyonda: Orange Is the New Black, göçmen gözaltı merkezlerini ve ICE denetimlerini hapishane anlatısının içine yerleştirir.
Edebiyatta: Valeria Luiselli’nin Lost Children Archive romanı, ICE’nin varlığını göçmen çocukların hikâyesinde belirleyici bir arka plan olarak kullanır.
Bu temsillerde ICE, çoğunlukla sistemik bir güç olarak resmedilir; bireysel ajandan ziyade yapının kendisi görünürdür.
ICE, Amerikan göç rejiminin en sert yüzlerinden biridir. Hukukî yetkileri nettir; meşruiyeti ise sürekli tartışmalıdır. Göç meselesi çözümsüz kaldıkça, ICE hem bir uygulayıcı hem de bir sembol olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.
► AMERİKA’NIN SUÇ DOSYASI
► KIRMIZI BÜLTEN
► INTERPOL
► SOĞUK SAVAŞ