Fotoğraf: edu.glogster.com
Küresel medya sektörü 2026’ya, yalnızca ekonomik bir daralma değil, gazeteciliğin toplumsal rolünü doğrudan etkileyen yapısal bir dönüşümle giriyor.
Reuters Institute’un 51 ülkeden üst düzey medya yöneticileriyle yaptığı kapsamlı araştırma, yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması, arama motorları ve sosyal medya kaynaklı trafiğin hızla erimesi ve siyasal baskıların artmasıyla birlikte haber endüstrisinin tarihsel bir kırılma yaşadığını ortaya koyuyor.
Bu kırılma, gazeteciliği hem üretim hem de dolaşım açısından yeniden tanımlarken, sektörün geleceğine dair iyimserlik ile kaygı arasındaki gerilimi de derinleştiriyor.
Araştırmaya göre medya yöneticilerinin yalnızca yüzde 38’i gazeteciliğin genel geleceğine güven duyduğunu söylüyor. Bu oran, dört yıl öncesine kıyasla 22 puanlık bir düşüşe işaret ediyor. Buna karşılık, katılımcıların yüzde 53’ü kendi medya kuruluşlarının ayakta kalabileceğine inanıyor. Bu tablo, gazeteciliğin kamusal bir faaliyet olarak zayıfladığı, ancak medya şirketlerinin kurumsal reflekslerle kendilerini korumaya çalıştığı bir döneme girildiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, sektörün kolektif geleceğine dair karamsarlık artarken, bireysel kurumların hayatta kalma stratejileri daha belirleyici hale geliyor.
Bu dönüşümün merkezinde dağıtım modeli yer alıyor. Uzun yıllar boyunca haber siteleri için temel trafik kaynağı olan arama motorları ve sosyal medya platformları, artık aynı işlevi görmüyor. Üretken yapay zekâ destekli sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte okur, habere yönlendirilmek yerine doğrudan yanıt alıyor.
Araştırma, yayıncıların önümüzdeki üç yıl içinde arama trafiğinde ortalama yüzde 40’ı aşan bir kayıp beklediğini ortaya koyuyor. Katılımcıların beşte biri, bu kaybın yüzde 75’in üzerine çıkabileceğini öngörüyor. Son üç yılda Facebook’tan gelen yönlendirmelerde yüzde 43, X’ten gelen trafikte ise yüzde 46’lık düşüş yaşanmış durumda. Google üzerinden sağlanan organik trafiğin küresel ölçekte yüzde 33, ABD’de ise yüzde 38 oranında gerilemesi, bu eğilimin kalıcı olduğuna işaret ediyor.
Bu tablo, yapay zekâyı medya sektörü için hem kaçınılmaz bir ortak hem de ciddi bir tehdit haline getiriyor. ChatGPT’nin haftalık aktif kullanıcı sayısının 800 milyona ulaşması, haber tüketiminin yön değiştirdiğini gösteriyor. Buna rağmen Google, hâlâ ChatGPT’ye kıyasla yüzlerce kat daha fazla trafik sağlıyor; Discover gibi ürünler dahil edildiğinde bu fark bin katı aşıyor.
Ancak bu güç dengesine rağmen yayıncılar, ürettikleri içeriğin yapay zekâ sistemleri tarafından izinsiz biçimde kullanıldığı görüşünde birleşiyor. Büyük medya kuruluşları teknoloji şirketleriyle lisans anlaşmaları yapabilirken, küçük ve yerel yayıncılar bu gelir modelinin dışında kalıyor. Araştırma, medya yöneticilerinin yalnızca yüzde 20’sinin yapay zekâ anlaşmalarından anlamlı bir gelir beklediğini, aynı orandaki bir kesimin ise hiçbir katkı öngörmediğini gösteriyor. En geniş grup, yapay zekânın gelir açısından sınırlı bir etkisi olacağı görüşünde.
Ekonomik baskılarla eş zamanlı olarak siyasal ortam da gazeteciliği zorlayan bir başka başlık olarak öne çıkıyor. Araştırmaya katılan yöneticiler, politikacıların gazetecileri doğrudan hedef alma eğiliminin güçlendiğini ve “yalan haber” söyleminin basını itibarsızlaştırmak için yaygın biçimde kullanıldığını belirtiyor.
Bununla birlikte siyasal aktörler, artık gazeteciliği tamamen devre dışı bırakan iletişim stratejileri kuruyor. Sosyal medya hesapları, influencer’lar ve doğrudan seçmene hitap eden dijital kanallar, haberin aracılık rolünü aşındırıyor. Bu durum, basın özgürlüğü baskısının yalnızca otoriter rejimlere özgü bir sorun olmaktan çıktığını, demokratik ülkelerde de yapısal bir mesele haline geldiğini gösteriyor.
Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer eğilim, “içerik üreticisi ekonomisi”nin yükselişi. Medya yöneticilerinin büyük çoğunluğu, içerik üreticilerinin gazetecilerin dikkat alanını daralttığını düşünüyor. Buna rağmen önemli bir kesim, gazetecilerin içerik üreticisi benzeri pratikler geliştirmesini savunuyor ve bu alanda işbirliği arayışına giriyor. Bu durum, gazeteciliğin mesleki sınırlarının belirsizleştiği, haber ile kişisel marka arasındaki çizginin giderek silikleştiği bir döneme işaret ediyor.
Tüm bu gelişmeler, içerik stratejilerinde de yön değişikliğini beraberinde getiriyor. Hızlı, kısa ve kolay tüketilen haberlerin yapay zekâ tarafından üretilebilir hale gelmesi, medya kuruluşlarını daha özgün ve bağlam sunan içeriklere yöneltiyor.
Araştırmacı gazetecilik, saha haberciliği ve derin analizler, sektörün kendini farklılaştırabileceği alanlar olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda dağıtım kanallarındaki zayıflama, okurla doğrudan ilişki kurma ihtiyacını güçlendiriyor. Abonelik ve üyelik modelleri, yalnızca gelir yaratma değil, güven ve sadakat inşa etme aracı olarak yeniden tanımlanıyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
